Yeni yapılan şehir hastanesinin aciline giriyoruz. Yeni yapılanmasına rağmen daha tam oturmamış mekânları içerisinde tedavi olacağımız alana geçiyoruz. Sağlık personelinden daha fazla güvenlik görevlisi ile muhatap oluyorsunuz. İçinizden “Demek ki sağlıktaki şiddeti çözmek için böyle bir tedbir alınmış” diye geçiriyorsunuz. Güvenlik görevlisi sayısı o kadar fazla ki, hastaları muayene alanına yönlendirenler de güvenlik görevlileri. Hastanın elindeki forma bakıp “Siz şuraya geçiniz” diyorlar.
Neyse tedavi olup artık müdahale edilecek enjeksiyon odasına doğru yola çıkıyorsunuz, hasta kayda girdikten sonra yönlendirildiğinizde yerde bir de “onam formu” doldurmanız gerekiyor. Görevli, sizi bir masaya yönlendiriyor. Masanın üstünde “onam formu deski” yazıyor. Bir resmi kurumda insanları yönlendirmek için yazılan tabela “deski” ne demek? Hızlı bir şekilde dilimizde böyle bir kelime var mı var diye düşünüp bir de Türk Dil Kurumu sözlüğüne bakıyorsunuz. Böyle bir kelime yok. “Desk” İngilizcede “Çalışma masası, masa, okul sırası” gibi anlamlarına geliyor. Karşımızda duran ifade ne Türkçe ne İngilizce bir kelime! Bu ifadeyi yazan hangi okul mezunu ve hangi seviyede okulu bitirmiş ki, resmi dairede anadili Türkçe olan hedef kitleye “uydurmacanın” ötesinde bir ifade ile muhatap bırakıyor? Ülkemizde nasıl bir hasta profili var ki, bu ifadenin anlaşılması bekleniyor?
Bir milletin kendi diline bu kadar pervasız olması kabul edilebilinir bir durum değil. Ki o milletin millet olarak devam edebilmesi için diline sahip çıkması gerekir. Geçtiğimiz hafta bazı yeni seçilen belediye başkanları “yabancı dil” diye Arapça ve Farsça dillerdeki tabelaları kaldırdılar. Yıllardır ülke sanki yabancı dil ile yazılan tabela esaretinde değilmiş gibi. Ülkemizde bu topraklar için gerçekten “yabancı dil olan İngilizce, Fransızca” gibi Batı dillerine muhatap ola ola dilimizin imlasını, fonetik yapısını unutarak dil şovenizmi yapıyor olmak sağlıklı bir durum mu? Şehir hastanelerindeki insanları yönlendirme tabelalarında bile nece olduğu anlaşılmayan ifadeler kullanılıyor iken neyin savunuculuğunu yapıyoruz?
Başta siyaset olmak üzere hayatın her alanında yaşadığımız birçok olayda olduğu gibi dil konusunda da hamasetten öteye gidemiyoruz. Günlük kısır kavgalar içerisinde milletimizi millet yapan unsurlar yıpratılıyor ve ifsada uğratılıyor. Geleceğe kök salmamıza sebep olacak kimliğimizi oluşturacak yapı taşları, içimizde bazı aklı evvellerin elleriyle yerlerinden sökülüyor.
Eğitim sistemimizin en başarısız olduğu konunun başında yabancı dili öğretme geliyor. İlkokuldan itibaren zorunlu yabancı dil dersi olmasına rağmen üniversite mezunu olup akademiye gitmek için yapılan sınavlarda yabancı barajı bir türlü aşılamıyor. Bu kadar zaman emek, para harcanmasına rağmen bir dil öğretilemiyorsa, öğrenilemiyorsa bu araştırılması gerekirken geçici bir özel kurslarla mesele çözümüne gidiliyor. Oysa milletimizin yabancı dili öğrenemiyor olması sorununun, temel nedenini yirmi yedi dil öğrenen ve bilen Fuat Sezgin anlatmıştı. Fuat Hoca, milletimizin “dil kompleksi” olduğunu, bunun sebebinin ise o ilkokul üçüncü sınıfa giderken bakanın Türk mekteplerinden grameri kaldırılmasının olduğunu ifade ediyordu.
Hatta Fuat Hoca, sözlerine şöyle devam ediyordu: “Babam bana dedi ki; “Sarf-ı Türkî’yi öğreteyim sana.” O zamanlar gramere Sarf-ı Türkî derlerdi. Bugün belki bilimler tarihçisi olabildiysem, babamın Sarf-ı Türkî’yi öğretmiş olmasının çok büyük etkisi vardır. Eğer o Alman Ritter’in ilk derslerini anlayabildiysem bende biraz gramer düşüncesinin gelişmiş olmasının payı vardır. Türklerin gramer bilgileri yok, o yüzden dili öğrenemiyorlar, bazen iyi konuşuyorlar fakat yazamıyorlar. Bu, bizim milletimizin önemli problemlerinden biridir.”
Evet, bir insanın yabancı dili öğrenebilmesi için önce kendi dilinin gramerini, ilkelerini öğrenebilmesi gerekiyor. Bir dilin gramerini, dilbilgisini öğrenmesi demek hayata dair ilkeler geliştirebilmesi demektir. Daha konuşup anlaştığı dilin ilkelerini öğrenemeyen bir topluluktan, milletten ilkeler sahibi olması beklenilmez. İlkeler sahibi olmayan bir milletten tarihe yön verecek bir nesil yetişmez. O milleti de dünyada kimse kıskanmaz. Dünyada bir büyüklük iddiası da olamaz.
Resmi dairelerindeki tabelalarda bile kendi diline, dilbilgisine hassasiyet göstermeyenler, dünyaya yeni fikir olarak ne verebilir? Hamaset ile bir yere varamayacağımız gün gibi açık iken daha nelerin boş kavgasını yapacağız? Doğru işleri, doğru bir şekilde yapabilmek için enerjimizi ne zaman doğru bir şekilde harcayacağız?