Bazı hatıraları kayda geçmekte fayda vardır diye

düşünüyorum. Bizzat şahit olduğum veya dolaylı olarak bildiğim yakın geçmişe

ait hatıraları çok önemsiyorum, özellikle aynı suda bir daha yıkanmamak için

Günümüzde oldukça ileri yaşlarda olan bir yazarla ilgili birebir yaşanmış bir

hatıra ile herkesin çok yakından tanıdığı bir âlimle ilgili ikinci bir hatırayı

dinleyince, birinci örneğin ibretlik olduğunu, ikincisinde de çok anlamlı

örnek bir mesaj içerdiğini görünce, Bunları mutlaka yazmalıyım ve tarihe not

düşmeliyim diyerek bilgisayarımın başına geçtim.

Birinci ibretlik olay: Tam kırk altı yıl önce yaşanmış

bir hadise Anlatan kişiyi de, anlatılan kişiyi ta o yıllardan beri tanıyorum.

İstanbul İmam-Hatip Okulu ndan mezun olmuş bir grup idealist genç, o yıllarda

yazar olarak görünür durumda ki abiler i ziyaret ederek, Biz gençler olarak

neler yapabiliriz diye akıl danışırlar.

Dün de bugün de fütursuz olan bir araştırmacı yazarın

kapısın çalarlar. Onun yazdığı kitaplar çok satılmakta ve çıkardığı dergi de

önemli bir kesim tarafından takip edilmektedir. O günlerde ne yazsa satılan bu

kişiden aldıkları cevap çok ilginçtir: Anladığım kadarıyla sizin eliniz kalem

tutuyor, yazmasını biliyor ve seviyorsunuz. Siz çeşitli konularda araştırmalar

yapın, onları yazın, ben onları kitap haline getiririm. Benim, millet nezdinde

mâlûm bir şöhretim var, bu kitapları benim adımla yayınlayarak hizmet edelim

der ve böylece gençlere Hizmette sınır yoktur mesajı verir!

Büyük bir umutla fikir danışmaya giden bu gençler, dün de

bugün de şöhret-i kâzibe kendini kaptıran bu kişinin teklifini duyar duymaz

derhal yanından ayrılırlar. Ne yazık ki o günden itibaren bu kişinin sözleri de

yaptıkları da onların nezdinde itibar bulmadı. Çünkü her şeyden önce toplumun

önüne çıkan insanda güven veren bir kişilik ve örnek olabilecek bir ahlâkın

bulunması gerekir. Ancak o zaman böyle bir kişinin yazdıklarına güvenir,

yazdıklarının doğruluğundan emin olabilirsiniz. Allah, güzel ahlâktan nasibini

almamış böyle kişileri ıslah etsin, inşallah!

***

İkinci örnek olay: Yine aynı grup, Muhammed Hamîdullah

Hoca ile görüşürler. Hamîdullah Hoca o yıllarda Türkiye ye sıkça gelmekte ve

üniversitede ders vermektedir. Bir yolunu bulup hocanın kapısını çalarlar ve

Hocam! Bizler liseyi bitirdik, başarılı öğrencileriz. Okumak ve öğrenmek

istiyoruz. Özellikle İslâmî ilimlerde mesafe almak istiyoruz. Bu arada Arapça

öğrenmek ve dilimizi geliştirmek istiyoruz. Bize hangi Arap / İslâm ülkesini /

şehrini tavsiye edersiniz derler.

Muhammed Hamîdullah ın cevabı tek kelimeliktir:

İstanbul u! der. Gençler gülmeye başlarlar, hoca da güler. Fakat gülmelerin

anlamı birbirinden farklıdır. Gençler, Hocam! Biz ciddiyiz. Bu konuda sizin

gibi bir âlimin fikrini öğrenmek istiyoruz, kendimize doğru bir yol bulabilmek

için diyerek tekrar devreye girerler.

Hamîdullah Hoca, Ben de ciddiyim ve  şaka yapmıyorum.. Ne öğrenecekseniz

İstanbul da öğrenirsiniz, çünkü burada hoca da var, kitap da Arap ülkesine

gidip sokak ağzını öğrenip de ne yapacaksınız Sokaktaki insanın dilini

öğrenmiş olmanız, sizin ilminize bir fayda sağlamaz. Ticaret değil de ilim için

Arapça yı öğrenmek istiyorsanız, Kur an ı anlamak, hadisleri öğrenmek

istiyorsanız, Arap ülkesine gitmenize hiç gerek yok. İstanbul da iyi bir

hocadan bunları rahatlıkla öğrenebilirsiniz cevabını alırlar.

Bugünün İlâhiyat fakültelerindeki Arap ülkelerinden hoca

ithal ederek hummalı bir şekilde günlük Arapça öğretimi konusunda çalışmalar

yapan hoca, idareci ve öğrencilere Hamîdullah Hoca nın mesajı kuşkusuz epey

anlamlı ve manidar gelecektir.

***

İnsanın erdeminin en önemli göstergesi olan ahlâk

tartışmaları bugün de yapılıyor, dil tartışmaları ise hiç hız kesmiş değil. Kim

olursanız olunuz önce güzel ahlâk a sahip olmanız gerekir. Özellikle de

toplumun önünde bulunanların ahlâk konusunda çok daha hassas olmaları şarttır.

Çünkü balık baştan kokar. Örnek konumundaki kişiler ahlâk konusunda tereddüt

yaşıyorlarsa onları örnek alacak insanların vay haline!

Yazdıklarıyla, söyledikleriyle amel etmeyen bu

insanları örnek alacak gençlerin nasıl bir hâlet-i rûhiye içinde

olabileceklerini şöyle bir düşününüz. Ey gençler! Siz yazın, araştırın, ben

onları düzeltirim ve sizin adınıza yayınlarım. Böylece siz de kısa zamanda

tanınır, yazdıklarınız ve söyledikleriniz dikkate alınmaya başlar. Bugünden tezi

yok hemen başlayın! diyeceği yerde başkasının düşüncesini, ilmini kendi ilmi

ve düşüncesiymiş gibi sahiplenerek kötü bir örneklik sergilemeyi tercih ediyor.

İşte size ucuz kahramanlık!

Üstadın sözü geldi aklıma: Fikrin ne fahişesi oldum, ne

zamparası! Bir vicdanın, bilemem, kaçtır hava parası

Dil konusu ise milletimiz adına vahimler vahimi bir

hadisedir. Kendi dilini bilmez, kendi dilini öğrenmez, kendi diline yatırım

yapmaz da, varsa da yoksa da yabancı dil sevdası fena halde eğitim hayatımızı

kasıp kavurur. Yahu sen önce kendi dilini öğren, kendi dilinde düşün, kendi

dilinde düşündüklerini adam gibi yazmasını öğren, ortaya eser koy her şeyden

önce!

Dil, düşünce nin en önemli vasıtasıdır. Önce

düşüneceksin, düşünmesini bileceksin ve bunları ifade edebilecek güçte dil in

olacak. Ana dilinle düşündüğünü, öğrendiğini en güzel biçimde ortaya

koyacaksın. Çünkü iyi nerede olursa olsun kendini buldurur. İlmin olacak ki

dilin olsun. Dilin olacak ki ilim olsun, bilim olsun. Kendi dilini öğrenmeden

ilim de olmaz, bilim de!

Bunca yıldır hem yurt dışında hem de yurt içinde yabancı

dil öğretmek için para harcıyoruz. Hayrını görüyor muyuz Birkaç istisnayı

geçiniz, bunca yabancı dil öğrettiğiniz kişiden ilim adına, sanat adına,

düşünce adına ne fayda gördünüz Dil biliyorum diyerek afra tafra satan bu

adamların ülkeye, millete kaç kuruşluk hizmetleri dokunmuştur Dil, ilim

öğrenmek içindir, yoksa herkese Sultanahmet te tercümanlık yaptıracak değiliz.