Sosyal Güvenlik Kurumu Yasa tasarısı etrafında aylardan beri tartışmalar sürüyor. Bu tartışmalar daha uzun süre devam edeceğe benzer. Ancak, neyin tartışıldığı, itiraz edenlerin neye itiraz ettiği, savunanların neyi savunduğunun toplumda tam olarak anlaşılabildiğini söylemek mümkün değil. Neden böyledir, niçin toplumu ilgilendiren bir konu hakkında toplum ne olup bittiğini öğrenemez

Belli ki getirilmek istenen hususun toplum tarafından tam olarak anlaşılması istenmiyor. Çünkü, getirilen hususlar çalışanların lehine değil. Sosyal Güvenlik Kurumu yasa tasarısı bana göre devletin emekli maaşı ödememesini öngörüyor. Belli ki iktidar sosyal güvenlik kurumlarının açığını kapatabilmek için emeklilere ödediği sefalet rakamından da kurtulmanın peşinde. Getirilen düzenleme 35-40 yıl sonrasını hedef alıyor. Bunun için böyle bir nitelendirme insafsızlık olur gibi bir yorumun arkasına sığınmanın fazlaca bir anlamı yoktur. Emeklisini insanca yaşayabileceği bir hayat standardına kavuşturmakla görevli olan iktidarlar yaşlısına emekli maaşını çok görüyorsa o ülkede sosyal güvenlikten, sosyal güvenlik kurumları ya da kurumundan söz etmenin anlamı yoktur. Bazı Avrupa  ülkelerindeki emeklilik yaşları hatırlatılarak Türkiye yi bunlarla mukayese edenler oluyor. Bu mukayeseyi tek bir unsura bakarak yapmak her zaman yanlıştır. Eğer ülkemizdeki işsizlik oranı makul düzeye çekilebilir, insanların işsiz kalma gibi bir korkuları kalmazsa, bu arada işsiz kaldıklarında da yeni bir iş bulana kadar işsizlik aylığından yararlanabilecekleri bir düzenleme ortaya çıkmışsa emeklilik yaşı ile ilgili mukayese belki bir anlam ifade edebilir. Kaldı ki, getirilen yasadan önce mevcut emeklilerin durumu ele alınmadan, onların insanca yaşamaları sağlanmadan yeni bir sosyal güvenlik düzenlemesinin de fazlaca bir anlamı olamaz.

Sosyal güvenlik kurumlarının gelirleri giderlerini karşılayamamaktadır. Bu doğrudur. Ancak bunun sorumlusu bu sistemden yararlanan çalışanlar ve emekliler midir Zaten çalışanlar değilse bile emekliler gerçekten bugün yardıma muhtaç durumdadırlar. Pek çok emeklinin belediyelerden yardım almaya mecbur durumda olduğunu unutarak yapılacak sosyal güvenlik düzenlemesi gerçeğe ters düşer.

Bunu belirttikten sonra bir başka hususa dikkat çekmek istiyorum. Eğer bu devlet sosyal devlet kimliğine gerçekten kavuşacaksa, sosyal devlet sözcüğü sadece anayasada yazılı olmaktan ibaret kalmayacaksa, alınan iç ve dış borçların faizlerini ödemekte gösterilen çaba sosyal güvenlik kurumlarının açıklarının kapatılması için de gösterilmelidir. Hatta, iktidarların önceliği alınan borçların faizlerini ödemek değil, devletin sosyal niteliğine işlerlik kazandırmak olmalıdır.

Emeklilik haklarının kazanılması ile ilgili 2000 sonrası yapılan düzenlemeye göre 25 yıl çalışma, 7 bin işgünü prim ödeme ve 58-60 yaşında emekli olunabiliyordu. Bunda niçin oynama ve emekliliği daha da zorlaştırma ihtiyacı duydular anlamak mümkün değil. Zaten son yapılan düzenleme ile genç emekliliğin önü kesilmişti. Hanımlar 58, erkekler ise 60 yaşında emekli olabiliyorlardı. İktidar hazırladığı yeni yasa ile prim ödeme iş gününü 9 bine çıkarmak istedi. Bu 25 yıl fiilen çalışmak ve düzenli prim ödemek anlamına geliyordu. Buna çalışanların temsilcileri itiraz ettiler ve 7 bin 200 gün prim ödemekte anlaştılar. Bu ise 20 sene fiilen çalışıp prim ödemek anlamına geliyor. Ne var ki, prim ödeme gün sayısının 25 yıldan 20 yıla indirilmesinde direnen çalışanların temsilcileri 65 yaşında emekli olma hususunda direnmediler. Bunun mantığını anlamak mümkün değil. Şahsen çalışanların temsilcileri prim ödeme gün sayısında bu kadar direnene kadar emeklilik yaşının aşağı çekilmesinde direnselerdi çalışanları daha iyi korumuş olurlardı. Çünkü, bir işçi, memur ya da Bağ Kur lu 20 yıl prim ödedikten sonra emekli olma hakkını kazanacak ama en az bir 20 sene beklemek zorunda kalacak. Bir bakıma emeklilik hakkını elde etmesi emekli aylığı almasına yetmeyecek.

Şahsen bu yasa Meclis ten geçse, yürürlüğe girse bile kalıcı olamaz. Çünkü, gerçekçi değil. Bir defa işçilerin 65 yaşına kadar çalışmasını beklemek ülkemiz şartlarında mümkün değil. Çalışmasa evinde otursa ne yiyecek Aynı durum Bağ-Kur lu için de geçerli. Memurların durumu ise iyice karışık. Bir kişi 25 yaşında memuriyete girmiş olsa 65 yaşına kadar çalışmadığı takdirde emekli olamayacak. Yani her memurun bundan sonra en az 40 yıl çalışması gerekiyor. İnsanımız işsizlikten kırılırken her memura sanki yüksek yargı organları mensupları gibi 65 yaşında emekli olma mecburiyeti getirilmesinin izahı zordur. Bu bakımdan söz konusu yasa yeniden ele alınmalı ülke gerçeklerine uygun hale getirilmelidir ve iktidar biraz da sosyal devlet olma özelliğini hatırlamalıdır.