Demiryollarının gelişmesinden rahatsız olanlar hep vardı

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan Ankara-İstanbul Yüksek Hızlı Tren (YHT) hattında 60 noktada, 200 sinyalizasyon ve haberleşme kablosu ile 70 ray devresi bağlantı sisteminin kesildiğini belirterek Ankara-İstanbul YHT hattının açılışının Haziran’a ertelendiğini açıklamış. Haberi ilk duyduğumda üzüldüm ama şaşırmadım. Çünkü ülkemizde demiryollarının yenilenmesi ve modernizasyonu konusunda ne zaman bir çalışma başlatılmış ise tren kazaları gündeme gelmiş ve demiryollarının modernizasyonu ileri tarihlere ertelenmişti. Elbette bizim dışarıdan bakarak ister tren kazlarının ister son sabotaj eylemlerinin failleri konusunda kesin bir şey söylememiz mümkün değildir. Ancak, bu ülkede demiryollarının uzun yıllar ihmal edildiğini, insan ve yük taşımacılığının büyük ölçüde karayollarına bırakıldığını söylemek yanlış olmaz. Bu yüzdendir ki, Türkiye’nin en büyük iki şehri İstanbul ve Ankara arasında her gün yüzlerce otobüs gidip gelmekte. Havayolu taşımacılığı da yakın zamana kadar hem yaygın değildi hem de pahalıydı. Böyle olunca insanlar ulaşımda otobüs ve otomobili tercih ediyorlardı. Çünkü Ankara’dan İstanbul’a, İstanbul’dan Ankara’ya trenle gitmek 8 ile 11 saat sürüyordu. Bu da yetmiyor, tren Anadolu yakasında yolcularını Haydarpaşa’da bırakıyor, oradan karşıya geçmek için genellikle denizyolu, oradan da gideceğiniz yere varabilmek için belediye otobüslerine binmek zorunda kalınıyordu. Buna karşılık şehirlerarası otobüs firmaları Anadolu yakasında inecekleri belli noktalarda, karşıya gidecekleri de Bayrampaşa Otogarı’na kadar götürüyor, oralardan da servislerle yolcularını gidecekleri yerlere götürüyordu. Böylece şehirlerarası yolcu taşımacılığında önemli bir sektör oluştu. Otobüs işletmeleri gelişmeleri de yakından takip ederek hizmet verdiler; veriyorlar. Ancak, otobüs taşımacılığı bu hizmetleri verirken her şey ile dışa bağımlıydı. Satın alınan otobüslerden, kullanılan yakıta, lastiğinden yağına kadar her şey ithalatla sağlanıyordu. Sonuç itibariyle, Türkiye otobüs üreticileri ve petrol ihraç eden ülkeler için önemli bir pazar oldu. Bir hizmet alınıyorsa elbette bunun bedeli ödenecektir. Buna kimsenin itirazı olamaz. Zengin bir ülke ve sürekli olarak dışarıya döviz ödeyecek güce sahip olmadığımız düşünülerse, ülkemizi bu bağımlılıktan kurtaracak, en azından üzerimizdeki yükü hafifletecek taşımacılık türü olan demiryollarının çağın şartlarına uygun olarak modernize edilmesi gerekiyordu.

Geçmişten günümüze çeşitli iktidarlar demiryollarının yenilenmesi için planlar hazırladılar, harekete geçtiler ama bu hamleler bir süre sonra rafa kaldırıldı. Başlatılan çalışmalar bazen yaşanan ölümlü bir tren kazasının ardından, bazen de sessizce unutulmaya terk edildi. Böyle olunca da sıkça demiryollarının gelişmesinden kimler, hangi çevreler rahatsız oluyor sorusu gündeme geldi. Çeşitli yorumlar yapıldı ama sonuç alınamadı. Ancak, Ankara-Eskişehir, Ankara-Konya arasında YHT seferlerinin başlamış olması, bunları yeni hatların takip edeceğinin görülmesi sanıyorum yine belli çevreleri rahatsız etmiş. Özellikle de Ankara-İstanbul hattının hizmete açılmasına az bir zaman kala sabotajların gündeme gelmiş olması düşündürücüdür. Olayın basit hırsızlık gibi takdim edilmesi de gerçeğe aykırıdır. Yakalanan faillerle birlikte perde arkasındakilerden hesap sorulması ve toplumun da aydınlatılması gerekiyor. Ankara-İstanbul hızlı tren hattına sabotajı bazı terör grupları yapmış olabilir. Bunlar ya ülkede birtakım karışıklar çıkarmayı hedeflemiş ya da birtakım çıkar çevrelerine hizmet etmiş, yani, terör örgütleri ya birtakım çevrelerin taşeronluğunu yapıyor ya da ideolojik olarak ülkenin karışmasını istiyor olabilirler. İşin arkasında birtakım istihbarat örgütlerinin bulanması da şaşırtıcı olmaz. Sebep ne olursa olsun demiryollarının korunması için gerekli tedbirlerin alınması, sabotajcılara meydanın boş bırakılmaması gerekiyor. Bu tedbirlerin alınacağı haberleri sevindiricidir. Özellikle 150–200 km. hızla giden trene yönelik benzer sabotajlar felakete sebep olabilir. Bu bakımdan YHT çalışmaları ne kadar önemliyse bu yolların korunması çok daha önemlidir.