GÜNDEM bir kez daha IŞİD ya da DEAŞ. Daha doğrusu, DEAŞ’ı IŞİD’leştirme mücadelesi. Diyeceksiniz ki, “bu da ne ” Ya da, bu milletin ve coğrafyanın kafası şu kavramlardan dolayı fazlasıyla karışık iken, şimdi “bu da nereden çıktı ”...
Aslında meselenin bam teli tam da burası! Dikkatinizi çekmiştir, Türkiye’de yetkililer (ve pek tabi ki kamuoyu) uzunca bir süre “Irak Şam İslam Devleti”nin kısaltması olan “IŞİD”i kullanırken, şimdilerde kısmen de olsa DEAŞ demeye başladılar.
2014 yılı Ekim ayının sonlarında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fransa ziyaretinde ilk defa kullandığı DEAŞ kısaltmasının ne olduğu ve niçin kullanıldığı ilk etapta anlaşılamadı. Hatta, ilgili haberi geçen bazı basın organları DEAŞ için şöyle bir not bile düşmüştü: “IŞİD’in Arapça kısaltması olan DEAŞ’ı daha çok Kürtler ile Ortadoğu’daki bölge ülkeleri kullanıyor.”
**
Oysa Türkiye’nin bu kısaltmayı kullanmasının altında bunu ne Kürtlerin ne de Ortadoğu’daki bölge ülkelerinin kullanıyor olması yatmaktaydı. Türkiye açısından DEAŞ kısaltması, ince bir siyaseti ortaya koymaktaydı ve içerik olarak da Arapça kısaltmasından biraz farklıydı. (“Biraz” olarak adlandırdığım farklılık, şekil olarak sadece bir kelime ile sınırlı iken, mana olarak çok derin ve büyük bir farklılığa işaret etmekteydi.)
Türkiye, aslında bir kez daha İslami hassasiyetini ortaya koyarak, “terör” ve “İslam” noktasında olumsuz bir özdeşleştirmeye doğru giden ve başta Batı olmak üzere, tüm dünyanın İslam’a bakışını etkilemeye yönelik psikolojik savaşın bir parçası haline dönüştürülen bu örgütün aslında İslam’la bir alakasının olmadığıyla ilgili karşı operasyon başlatmıştı. Örgütün Arapça kısaltmasındaki “İslam”ı çıkartarak, “Devlet’ül Irak ve’ş Şam”ın (Irak Şam İslam Devleti) kısaltması olan DEAŞ’ı kullanmaya başlamıştı.
Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ardından başta Dışişleri Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı olmak üzere, ilgili kurum ve kişiler de bu değişikliği hemen uygulamaya geçmişti.
**
Fakat görünen o ki bu tür değişiklikler ile dünyada oluşmaya başlayan ve İslam’ı hedef alan IŞİD algısını kırmak o kadar da kolay değil. Nasıl mı Bunun için çok uzaklara-derinlere gitmeye gerek yok!
Sizin de dikkatinizi çekmiştir. Ayn-el Arab (Kobani)’da püskürtülen, Irak içerisinde ciddi darbeler alan ve bundan dolayı da Mesud Barzani’nin “DEAŞ’ı yendik” dediği sırada üç önemli olay yaşandı:
1) DAEŞ Japon ve Ürdünlü rehineleri infaz etti, ilgili videolarını yayınladı; 2) Obama, IŞİD ile mücadele (araya Suriye’de sıkıştırılarak) için 3,5 milyar dolarlık bütçeyi kaptı ve Ürdün’deki eylem sonrası, “...IŞİD’in yok edilmesi için kurulan küresel koalisyonun kararlılığını iki katına taşıyacaktır” dedi; 3) “Mücadele” açıklaması yapan Obama’nın DAEŞ ile mücadele için Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne vaat ettiği silahları vermediği açıklandı.
Bu arada, hava operasyonlarını “dostlar alışverişte görsün” şeklinde yorumlayan ABD eski Savunma Bakanı Gates şu eleştiriyi yaptı: “Obama’nın IŞİD’i yok etme hedefi gerçekçi değil ve bu hedefe ulaşılamaz!”
Peki, Gates ne kadar haklı
**
Aslında çok haklı. Hedef, IŞİD’i yok etmek değil. Bilakis, IŞİD’in “marka değeri” yüksek tutulmak isteniliyor!
Dolayısıyla, birileri bizlere örgütün adının “DAEŞ” değil, “IŞİD” olduğu noktasında (yani “İslam” ile “terör”ü özdeşleştirme) her türlü numarayı çekmeye devam edecek. Boğaz kesmekten, yüksek katlı binalardan atmaya ve son olarak ateşte yakmaya doğru yaşanan infazlar bunun göstergesi...
Bu arada, niçin Ürdün ve Japonya hadiseleri patlak verdi, hiç düşündünüz mü Hadi Ürdün’ü anladık diyelim, peki Japonya neden Daha önceki adam kaçırmalarda fidye ödeyip, vatandaşlarını kurtaran (örneğin Kırgızistan’da olduğu gibi) Japonya bu sefer niçin fidye ödemedi ya “ödettirilmedi”
Gündem elverirse bunu da bir sonraki yazımızda ele alalım...