BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM;

MİLLET olarak çok ciddi bir felaketin eşiğinden döndük. İhanet çetesinin başarılı olması halinde ortaya çıkacak kaos ve insan katliamını düşünmek bile istemiyorum. Saat 03.00’te başlatmak istedikleri eylemin önceden haber alınması, darbecilerin hesaplarını alt üst etti. Son 6 saati planladıkları gibi kullanamadılar. Başarılı olmaları halinde, devlet görevlerine kimleri getirecek olduklarının listesi herkesi şaşkına çevirdi.

İsmi geçen ve ortalıkta görünenler işbirlikçilerdi. ABD, önceki darbelerini büyük ölçüde kamufle etmişti. Bu sefer o kadar açık hareket ettiler ki! Darbe öncesi Tuğgeneral Hasan Polat’ın İncirlik’te 12 ayrı görüşme yaptığı haberleri her şeyi anlatmaya yetiyordu.

Düşünebiliyor musunuz? Yöneticilerimizin dost ve müttefik (!) dedikleri ABD; ülkemizde, kendilerine tahsis edilen üslerde bu ülkeyi yok etme planlarının tatbikatını yaptı. Darbe girişimi sonrası da basına yansıyan bilgiler işin vahametini ortaya koyuyordu.

Yeni Şafak’ın haberinde, “ABD’siz darbe olmaz” başlığı altında, “Başarısız darbe girişimini CİA Başkanı John Brennan yönetti” deniliyordu. (21. 7. 2016) Takvim’den Bülent Erandaç da aynı başlıklı yazısını şöyle tamamladı: “Atlantiksiz derin plan olmaz. Onlardan habersiz kuşlar (taşeronlar) uçmaz.”  (18. 7. 2016)

Darbeye destek verenler veya başarısızlığından rahatsız olanları iyi takip edin. O zaman anlatmak istediklerim daha iyi anlaşılacaktır.

MİLLETİMİZE GEÇMİŞ OLSUN!

PEKİ, bunları niçin anlatıyorum? Darbe olayında yalnız işbirlikçi ihanet çetesini görmek yetmez. Darbeyi planlayıp işbirlikçilerine destek veren “üst akıl” durumundaki ABD’yi de göz ardı etmemek gerekir. Şu manşet, maksadımızı anlatmaya yetiyor, sanırım: “Azmettirici ABD, tetikçi FETÖ, destekçi NATO.” (Güneş, 22. 7. 2016)

Malcolm X’in meşhur sözü en çok bu olayda yerine oturmuyor mu?: “Kuklayla değil, kuklacıyla uğraş.” Kukla içimizde olduğu için, elbette şerrini def etmeye çalışacağız. Ancak, asıl kuklacı ABD’yi de dikkatten uzak tutmamak şartıyla!

Olay, uluslararası boyutuyla ele alınırsa, atlattığımız badirenin büyüklüğü daha iyi anlaşılır. Darbe girişiminin akidemizle bütünleşen en güzel analizini Saadet Partisi yaptı: “Büyük bir bela ve musibetten bizi koruduğu için, Allah’a şükür manasında meydanlara çıkılmalıdır. Herkes hesap yapar. Fakat, hiçbir hesap Allah’ın takdirini değiştiremez. Hesap kullar içindir. Allah takdir eder ve hükmeder.”  

Halk ve yöneticilerimiz darbe girişiminin 80 milyonluk milletimize karşı yapıldığını fark etti. Eyleme akşamdan başlamak zorunda kalmalarından da istifade ederek tepkisini koydu. Darbe girişimine karşı tek vücut olarak, devlet - millet kaynaşmasının ideal örneğini yaşadık.

Allah-ü Teâlâ, kardeşi kardeşe kırdırıp güzel ülkemizi parçalamak isteyen hainlere karşı kenetlenen milletimizi acıdı ve darbeyi birlikte püskürtme fırsatı verdi. Milletimize “geçmiş olsun” diyorum.

KÖKLERİMİZE DÖNME ZAMANI

LÜTFEN, kimse bu darbeden “kahraman” çıkarmaya kalkışmasın! Hele darbeyi eniştesinden, korumalarından, eşten, dosttan öğrendiğini söyleyen sorumluluk mevkiindeki yetkililer! Kimse isminin başına “ön unvan eklemeyi” hak etmedi.

Cumhurbaşkanı, gerçekte felç haline dönüşen istihbarat zafiyetini defalarca itiraf etti. Bu alan hiç ihmale gelmezdi. Yöneticilerimiz bu zafiyetin giderilmesinde titizlik göstersinler. Darbe girişimindeki asıl kahraman, vücudunu tanklara siper eden aziz milletimizdir.

Yaşadıklarımız dost ve düşmanlarımızı netleştirdi. Kimse, bizi darbeyle yok etmek isteyenlerin eş başkanı olarak karşımıza çıkmasın! En hassas anımızda, “AB üyeliğimizi askıya alma” tehdidi yapanların “dostumuz” (!) olduğunu söylemesin! Hatta “yok” hükmündeki AB Bakanlığı kaldırılsın!

Yöneticilerimize soruyorum: Siz darbe girişimi sırasında kimleri yardıma çağırdınız? ABD’yi, AB’yi, NATO’yu, İsrail’i mi? Onlar darbenin başarısı için pusuda beklediler.

Cumhurbaşkanı ve Diyanet İşleri Başkanımız camiler aracılığıyla halkı meydanlara davet etti. Minarelerden yükselen salâlar, ezanlar ve kutsal mekânlardan yapılan davetlerden güç alan milletimiz; dualar, tekbirler, fetih marşları eşliğinde meydanları doldurdu. Bu değerler yalnız zor zamanlarda kullanılan malzeme olarak görülmemeli; hayatın her safhasını kapsamalıdır. Bu girişimleri yapmak “Hükümet’in görevi” haline gelmiştir.

Artık adres belli, dost ve düşman nettir. Şimdi, milletimizle dost ve müttefik halinde problemlerimizi çözme zamanı!

Aziz milletimiz halisane olarak ülkesine sahip çıkan liderlerini yetiştirmiştir. Ehl-i Beyt Başkanı Fermani Altun bir hakkı teslim etme hakşinaslığını gösterdi: “Erbakan Hocamızı pusula olarak önümüze koysalar, bunların hiçbiri yaşanmazdı. Çünkü o, dost ve düşmanını iyi bilen birisiydi.”  (Milli Gazete, 24. 7. 2016)