Nietzsche ye izafe edilen bir söz yığınıyla karşılaştım.
Baktım, fikretmeyen yığınların üzerinde ittifak edecekleri bir lakırdı. Bu
biraz da altındaki imzadan kaynaklanıyor. Yoksa imzayı kapatsanız yahut başka
bir imzayla lanse etseniz, kitlesellerin ittifakı oranı düşüşe geçer
Söz yığını şöyle: Cahil bir toplum, özgür bırakılıp
kendine seçim hakkı verilse dahi, hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz. Sadece
seçim yaptığını zanneder. Cahil toplumla seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen bir
adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır! Böyle bir seçimle
iktidara gelenler, düzenledikleri tiyatro ile halkın egemenliğini çalan zalim
ve madrabaz hainlerdir.
Buna hangi ezber yapıcı kitlenin şapka çıkaracağı malum:
Gelsin Aysun Kayacı, otursun yanınıza!
Oysa Aysun Kayacı nın yanımıza avdet edip oturmasından
önce şunları söylemek lazım: Nietzsche nin böylesi bir lakırdıya imza atacağını
sanmıyorum. Bu metnin, onun adına uydurulmuş folklorik bir şey olduğunu
düşünüyorum. Çünkü Nietzsche nin insan safarisi yapar gibi bir edayı
takınacağını sanmak ahmaklıktır.
Yok yok, böyle demeyelim, aksini düşünüp adı geçen
filozofun bu türden bir görüş beyan ettiğini varsayalım... Varsayalım ve bu
düşüncelerin her halükârda (kim söylerse söylesin) yanlış olduğuna hükmedelim.
İşin tuhafı, Nietzsche bu cümleleri -sevip beğenenler, bu
türden ifadeleri farklı ortamlarda yerli yersiz terennüm edenler dikkate
alınırsa- sanki Türkiye nin kahir halkı için söylemiştir. Bizim halka yabancı
halkçılarımız, muhayyel aydınlarımız, mukaddes ulusalcılarımız, sözde sosyal
demokrat özde kemalist fransızlarımız nedense hep böyle düşünür. Bir de Aysun
Kayacı gibi popüler konu mankenlerimiz, Mine Kırıkkanat gibi kıl dan tüyden
nem kapan hanım ağalarımız!
Nietzsche yi çirkin zihin oyunlarına ortak edenlerin
durumunu Sezai Karakoç tan ilham alarak şöyle yargılıyorum ben: Faşizm
sanayiinde müthiş ilerleme! Öyle ya, bir
tercihinden dolayı insanlara nasıl olur da adi bir suçlu (insan-dışı)
muamelesi yapılır, anlaşılır gibi değil. Gerçi hangi tutum insan-dışı na denk
düşer, orası da ayrı bir konu...
Nietzsche ye koyu bir faşizm yükleyerek heyheylenenlerin
işini dağ hırsızlığı ile tavsif etmek fena olmayacak! Çünkü onlar, kendi
lehleri doğrultusunda demokrasi oyununun kurallarını değiştirmek istiyorlar.
Oysa bu ayıp bir şey.
Bu ayıbı işleyen madrabazlar dillerine şu tekerlemeyi
dolamışlardır: Nitelikli azınlık, niteliksiz çoğunluğu döver!
Gelgelelim Türkiye de nitelikli azınlık denilenlerin en
büyük eksikliği görüş açılarındaki darlıktır. Bu darlık içinde, gözüne azıcık
mürekkep de değdiyse varmayın yanlarına. Bu memur tabiatlı insanlar ekabirlik
elbisesini kuşanıp, içinden çıktıkları kitleyi (genellikle köylü, işçi, esnaf
yahut memur çocuğudur bunlar) dışlayıverirler.
Oysa ötelediği kitlenin içinde nice irfan sahibi vardır.
İlim numarasının bir avuç ordusu teşebbüs etse de yıkmaya irfanlılarla donanmış
kitleye, yıkabilemez...
Dağ hırsızları bazı hırsızlıklara imza atmakta pek mahir
olabilirler. Amma velakin, dağı çalmaları mümkün değildir