Bu durumun yarattığı devasa gelir uçurumu önce Ankara 9. İdare Mahkemesi'ne, ardından da istinaf makamı olan Bölge İdare Mahkemesi'ne taşınmış ancak buralardan yargısal ret kararı çıkmıştı. Kağıt üzerinde bireysel bir başvuru gibi görünse de aslında yüz binlerce emeklinin ekonomik haklarını geri alma mücadelesine dönüşen bu devasa dosya, şimdi iç hukukun en üst merciinin masasında çözüm bekliyor.
Eşitsizlik ve Mülkiyet Hakkı İhlali İddiası
Yüksek Mahkeme'ye sunulan kapsamlı dava dilekçesinde, ödenen emekli aylıklarının temel bir "mülkiyet hakkı" statüsünde yer aldığı ve bu kazanılmış hakka yönelik sınırlandırmaların hiçbir meşru dayanağı olamayacağı kuvvetle savunuluyor. Dosyada ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) yerleşik içtihatlarına da güçlü atıflar yapılıyor. Ülkelerin içinden geçtiği ekonomik darboğaz dönemlerinde dahi vatandaşların temel sosyal güvenlik haklarının bu derece zedelenemeyeceği ve bu uygulamanın evrensel hukuk normlarına tamamen aykırı olduğu hatırlatılıyor.
Yargıdan Karar Çıkmazsa Rota Doğrudan Strazburg Olacak
Hakkını arayan davacı tarafın Anayasa Mahkemesi'nden oldukça net beklentileri var: Artarak devam eden ekonomik mağduriyetlerin derhal durdurulması için acil bir 'tedbir kararı' alınması ve sorunun kökten çözülmesi adına yeni bir kanun hazırlaması için Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) makul bir süre tanınması. Sürecin hukuki ayağını yürüten Avukat Tacettin Çolak, AYM'nin vereceği kararın Türkiye'nin bir hukuk devleti olup olmadığı yönünde çok ciddi bir sınav niteliği taşıdığını vurguluyor. Eğer Anayasa Mahkemesi de alt derece mahkemelerinin yolundan giderek başvuruyu geri çevirirse, iç hukuk yolları tükenmiş olacağından dosya hiç vakit kaybedilmeden uluslararası yargıya, yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) taşınacak.



