Geçen hafta İstanbul Büyükşehir Belediyesi nin Mevlânâ nın düşünce ve gönül dünyasını öne çıkartmak yerine, iskelede "canlı semâ" ve vapur güvertelerinde "semazen heykelleri" projesini (!) eleştirmiştim. Bu durumda Mevlânâ nın düşüncelerinden bir nebze de olsa söz etmek üzerimize görev oldu.
***
Mevlânâ nın eserlerinde eğitim konusu önemli bir yer tutar. Bu yazıda onun eğitimle ilgili görüşleri üzerinde durup onları öne çıkartmaya çalışalım. Mevlânâ, eğitim konusundaki düşüncesini fıtrat üzerine oturtur. O, bu yöntemini Kur an dan alır yani Kur an yolunu takip eder ve Allah ın koyduğu kurallar ile insanın doğasının tam bir uyum içinde olduğunu belirtir.
Fıtratı insanın doğuştan getirdiği ihtiyaçlar olarak görür. Çünkü insan muhtaç bir varlıktır. Allah insanı hiçbir şeye muhtaç olmayacak bir şekilde yaratsaydı, eğitilmeye ihtiyacı olmayacaktı. İnsanın "muhtaç" bir vaziyette yaratılmış olması, onun ihtiyaç içinde olma özelliğini ortaya çıkartmaktadır. Bu yüzden de varlıkların kabiliyetleri ile ihtiyaçları doğru orantılıdır.
Mevlânâ "ihtiyacı", varlıkların kendisi olarak görür ve insanı da bundan istisna etmez. İnsanın psikolojik kabiliyeti ve biyolojik özelliği, onun ihtiyaçları çerçevesinde şekillenmiştir. İnsan kendini ne ölçüde ihtiyaç içinde hissederse, o nispette eğitime muhtaç demektir. Çünkü ihtiyaç bir yokluğun ifadesidir. Mevlânâ ya göre insan kendini yokluk içinde hissettikçe, Allah ın cömertlik denizi o ölçüde artar.
İnsanın fıtratının dışına çıkması, bir eğiticiye ihtiyacı kalmadığını hissettiği anda başlar. Mürebbiyeye ihtiyaç göstermeyen insan, başsız oynayan kuyruk gibidir. Böyle bir hal de akrebe benzer. Davranış bozuklukları gösterir, karanlıkta olduğunu bilmez ve çevresine zarar vermeye çalışır. Bu yüzden Mevlânâ, "ihtiyaç duymama duygusu"nun başının ezilmesi gerektiği hususuna vurgu yapar. Aksi takdirde bu hal insana zarar verir (Mesnevî, II, beyit 1951-5, 3280-91).
***
Mevlânâ nın eğitim konusunda düşüncesini temellendirdiği bir başka husus da bireysel farklılıklardır. Hz. Peygamber şöyle buyurur: "Allah varlıkları üç grup halinde yaratmıştır. Birinci gruptakilere akıl, bilgi ve cömertlik vermiştir. Bunların mayasında hırs olmadığı için nefislerine uymazlar. Baştan başa nur oldukları için de Allah aşkı ile yaşarlar. Bunlar meleklerdir. İkinci grupta yer alan varlıklar nurdan yoksun olup ot ile beslenirler. Ot ve ahırdan başka bir şey bilmezler. Yüceliklerden haberleri yoktur. Üçüncü grupta ise insanlar yer alır. İnsanların yarısı melek, yarısı da hayvan seviyesindedir. Hayvana yakın olanlar aşağılık işlere meylederken, meleğe yakın olanlar akıl ve gönülleri istikametinde hareket ederler" (Mesnevî, IV, beyit 1500-1520).
Farklı eğilimleri sayesinde insan sosyal hayattaki iş bölümünde yerini alır. İnsanların doğuştan farklı yeteneklerle yaratılmış olması, eğitim ve öğretimde farklı bilgi alanlarına yatkın olmasını sağlar, bu tür bilgi alanları da insanı farklı iş sahalarına yönlendirir.
Mevlânâ insanın muhtaçlığını ve bireysel farklılıklarını belirtirken, "Sizin işleriniz farklı farklıdır" (Leyl 92 / 4) âyeti ile Hz. Peygamber in "İşlerinizi yapınız; insan ne için yaratılmışsa o iş ona kolaylaştırılmıştır" hadisi, onun bu konudaki görüşlerinin temelini oluşturur.
Mevlânâ, insanların farklı yeteneklerde yaratıldığı düşüncesinden şu sonuca varır: Herkese aynı yöntemleri kullanırsanız aynı neticeyi elde edemeyebilirsiniz. Çünkü bazı insanların gerçek sözlere karşı kulakları sağırdır. Tıpkı farklı yapıdaki hayvanların ahırlarının ayrı olması gibi. Bazıları da bazı sözlerden kaçar, tıpkı her cins atın ayrı tavlası (ahır) olduğu gibi.
Bazıları da eğitim ve öğretimden hoşlanmazlar. Her kuşun ayrı bir kafesi olduğu gibi. Bu halin benzerini meleklerde de görebiliriz. Onlar da birbirlerine benzemezler. Bundan dolayı saf oluştururlar: Çocuklar aynı okula giderler ama derste biri diğerinden daha ileridedir (Dîvân-ı Kebîr, I, beyit 270-8).
Mevlânâ her insanın anlama kapasitesinin farklı olduğu gerçeğinden hareketle, her insanın kapasitesine göre kaderin kendisine bir iş verdiğini belirterek eğitim ve öğretimde herkese aynı yöntemlerle eğitim verilemeyeceğini ifade eder. "Herkes kendi karakterine göre davranır" (İsrâ 17 / 84) âyeti bağlamında aşağıdaki örneklerle düşüncesini açıklar:
"Eşeklerin sırtında yük çeşit çeşittir; kendine gel de bu eşekleri aynı sopa ile sürme!" (Dîvân-ı Kebîr, VI, beyit 3248).
"Güvercine doğandan korunmasını ve sakınıp çekinmesini öğret!"
"Çaresiz kalmış yarasayı ışığa eş et; ışıkla bilişlik sağla ona!"
"Kekliğe mücadele etmeyi öğret; horozlara, sabah vaktinin belirtilerini göster" (Dîvân-ı Kebîr, IV, beyit 835-37).
Mevlânâ, hayvanlar âleminden seçtiği bu örnekleri insanlar âleminde de görmüş ve şu hususa dikkat edilmesini öğütlemiştir:
Bilgi ve öğütler bazı insanlara olumlu yönde etki yaparken, bazılarını da yoldan çıkartır. Bazı kimselere şerbet dolu kadehler sunarsın bazıları için o kadehler taş kesilir. Gül verirsin diken olur, şerbetin zehre döner. Verilen öğütler, onların kötülükteki ısrarını daha da pekiştirir (Dîvân-ı Kebîr, III, beyit 1110-6).
Mevlânâ yı sema ve benzeri görselliklerin ötesine geçip anlamak gerekir demek istiyorum.