Genellikle eşini ya da herhangi birini öldürenler ‘cani’ olarak nitelendiriliyor. Bir bakıma cinnet halinde cinayeti işlemiş olabileceği düşünülerek böyle nitelendirildiği söylenebilir. Maksadım işlenen cinayetlerin sorumlularının nasıl nitelendirildiği üzerinde durmak değil. Çünkü cinayet işlenmiş, bir ya da birkaç kişi hayatını kaybetmiş ise buna sebep olanların nasıl nitelendirildiği çok önemli değil. Önemli olan husus hemen her gün gazete sayfalarına yansıyan cinayetlerin böylesine artışının sebeplerinin araştırılması gerektiğine dikkat çekmek. Çünkü söz konusu haberleri sadece bir haber olarak nitelendirmek olayın arkasındaki sebepleri görmezden gelmek anlamına geliyor.
Sadece dünkü gazetelerde yer alan cinayetler, intihar ya da cinayete teşebbüs haberleri bile olayın üzerinde derin derin düşünmemiz gerektiğini gösteriyor. Elbette sadece bizim şahıs olarak düşünmemizde yeterli değil. Çünkü bir insanın cinnet haline gelmesinin pek çok sebebi olabilir. Bu sebeplerin tespiti, söz konusu sebeplerin mümkün olduğunca giderilmesi gerekiyor ki, hemen her gün bu tür haberler önümüze gelmesin, insanlar anlık çılgınlıkları ile canları hayattan kopartıp atmasınlar.
Öncelikli olarak toplumları ayakta tutan tarihin derinliklerinden gelen değer yargıları vardır. Bu değer yargıları toplumlarda ayrışmayı değil kucaklaşmayı sağlar. Toplu halde yaşayan insanların buna ihtiyacı vardır. Eğer toplumda milyonlar birbirlerinden habersiz yaşıyorlarsa o toplumda huzuru sağlamak mümkün olmaz. Çünkü toplumları toplum yapan ölçüler insanların iyi ve kötü günde birlikte olmalarına, acılarını ve sevinçlerini paylaşmalarından geçer. Bu noktada büyükşehirlerde insanların milyonlar içinde yalnız yaşamaya mahkum edildiklerini hatırlatmakta yarar var. Eğer, aynı il, ilçe mahalle ya da aynı apartmanın farklı dairelerinde yaşayan insanlar birbirlerinin yüzünü bayramdan bayrama bile görmüyorlarsa, yolları kesişmiyorsa o zaman sağlıklı bir toplumdan bahsetmek mümkün olmaz.
Sözü uzatmadan hayatımızın sadece asgari ücretten ibaret olmadığını, insan olarak ekonomi ötesinde manevi değerlere sahip olduğumuz, olmamız gerektiğini unutmamamız gerekiyor. Toplumların manevi değerlerini ise inançları oluşturur. Ancak, bir takım taklitçiler sebebiyle kendi değer yargılarımızın etkisini azaltırsak, hayat bağları kopmuş bir canlıya döneriz. O zaman da yaşamanın fazlaca bir anlamı kalmaz. Yaşamasının anlamı kalmayan insanlar ise başkalarının yaşamına son vermekte bir zorluk çekmezler. Elbette tek sebep sadece bu söylediğim değil. Zaten üzerinde durmak ve hatırlatmak istediğim husus da insanları böylesine birer caniye dönüştüren, yaşamasının anlamının kalmadığı anlayışına sürükleyen hususların üzerinde durulması, millet olduğumuzun yeniden farkına varmamız gerekiyor.
İnsanların durduk yerde sebep yokken canileşmesi düşünülemez sanıyorum. Böyle olunca da her gün neden gazete sayfalarına birden fazla cinayet haberi yansıyor sorusunun cevabını araştırmamız şart.
Yazımı sadece dünkü gazetelere yansımış olan benzer haberlerin başlığını aktararak olayın ciddiyetine dikkat çekerek noktalamak istiyorum:
“Oğlunu öldürdü, eşi ve kızını bıçakladı, iki çocuğu canını zor kurtardı.”
“Oğlu intihar eden doktor baygın bulundu. İntihar girişiminde bulunduğu sanılıyor.”
“Çağlayan Adliyesinde intihar girişimi.”
“Ayrılma aşamasındaki eşini vurup canına kıydı.”
“Okul servisindeki 2 çocuğu öldüren babaya müebbet”
“Annesini aldatan babasına kurşun yağdırdı.”
“Eşini öldüren kadına haksız tahrik indirimi.”
Bu tür haberlerin sıradanlaşmasına izin vermemek gerekiyor. Çünkü sıradanlaştığı takdirde toplumsal cinnet hali hepimizi perişan edecektir.