Kafka’nın, Bir Savaşın Tasviri isimli kitabında anlattığı kısa bir masal var. Ne zaman gündem patlasa dönüp tekrar tekrar bakarım. Hikâyenin ismi Kısa Hayvan Masalı. Akıp giden gündemi takip etmekten yorulmuş bir şekilde gözlerimin içine bakıyor ve ne düşünüyorsun diye soruyor. Başlıyorum masalı anlatmaya: “Öf! dedi fare. ‘Dünya da günden güne daralıyor. İlkin bir genişti ki, korktum, koştum ileri, uzakta sağlı sollu duvarlar görür görmez dünyalar benim oldu. Ama bu uzun duvarlar da bir çabuk birbirlerine doğru ilerliyor ki, en son odadayım işte; orada, köşede de kapan duruyor, gide gide kısılacağım kapana.’ Kedi: ‘Sen de öyleyse yönünü değiştir’ dedi ve fareyi yedi.” İkimizde uzun bir suskunluktan sonra konuşacak gücü kendimizde bulamıyoruz. Sessizliği bozmadan herkes kendi içine doğru dönüyor. Galiba en zor olanı da bu.

Dünya dönmeye devam ediyor. Her gün yorumcular olup biteni yorumluyor, kâhin kılıklı adamlar geleceğe dair kehanetlerde bulunuyor. Her yerden bilgiler akıyor. İnsanların zihni mahallenin çöp kutusu gibi oluyor. Karmakarışık bir zihinle ne yapılabilir ki, bu kadar artığın içinden, kokunun içinden nasıl selamete çıkılabilir ki? ‘Her şey çok belirsiz’ dedi.  ‘Akıp giden her olayın gerisinde daha çok kalp kırıklığı, daha çok kalp katılığı ve daha çok hayal ve ümit kırıcılığı yok mu?’ diye sordu. Bir şey demedim belki demem gerekirdi ama bir şey söyleyecek isteği kendimde bulamadım. Dalmış gibi uzun uzun boşlukta bakışlarımı kaybettirdim. Sinirli bir şekilde yanımdan söylenerek uzaklaştı. ‘Her şey değişir’ dedim kendimin bile zar zor duyacağı bir fısıltı şeklinde. Duymuş. İtiraz eder gibi bıkkın bir edayla ‘ama her şey çok belirsiz’ dedi.

‘Aslında belirsizlik yok. Nasıl okumak istersen ona göre alt metin okuma teknikleri var. Herhangi birini seçtiğinde okumak istediğin şekilde o belirsizlik ortadan kalkıyor. İkna olman için hiçbir engel kalmıyor’ dedim. ‘Yine beylik ve bilgiç söylevler, bunlar gerçeği değiştirmiyor. Senin kedi her defasında fareyi yiyor’ diye itiraz etti. ‘Bu negatiflik, sürekli olumsuz düşünme onun eseri, ama senin kabullenmişliğini, diğerinin iyimserliğini bir türlü anlamlandıramıyorum’ diye ekledi. Artık konuşmaktan yorulduğumu hissediyorum. Tıpkı dünyanın bu hızlı akışa ayak uyduramayıp tökezlemesi gibi. Kafalarımız karışık, çekmecelerin her biri rast gele doldurulmuş biçimde. Neye ihtiyacımız varsa ona ulaşmak mümkün olmuyor o an elimize ne geçerse onunla yol alıyoruz. Hoyrat, tekinsiz bir şekilde.

Hoyrat çünkü her şey o kadar biçimsiz, o kadar sakil bir şekilde olup bitiyor ki insan bu hoyratlığa maruz kalıyor. Tekinsiz çünkü hiçbir kaide sabit kalmıyor her gün ihtiyaca göre, bazen popülariteye göre değişiyor. İster istemez insan bu tekinsizliğinin içinde büyük bir kaygı duyuyor. Kaygılar her geçen gün biraz daha zihnin çekmecelerini karışık hale getiriyor. Çekmeceler düzene koyulmadıkça bu kaygılar gitmeyecek, aramalar netice vermeyecek gibi. Onun için akıp giden gündemi sabit tutamayacağına göre o zaman çekmeceleri temizleyip düzene koyalım. ‘Bu kadar konuşma yeter, hadi toparlanalım’ dedim. Kafasını kaldırmadan, uzun uzun bakıp okuduğu metnin altına bir çizgi kondurdu. ‘Biraz sükûnet iyi gelecek’ dedi. Galiba haklı, en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; o vakit: hoşça bakın zatınıza…