Halsizlik, konsatrasyon güçlüğü ve daha pek çok rahatsızlıklar kadınların yaşam koşullarıyla orantılı olarak ortaya çıkabiliyor. Uzmanlar, orta yaşın üstünde yer alan ve kariyerini yükseltmeye çalışan kadınların bazı sıkıntılar yaşadığını ifade ediyorlar. Süper annelik olarak da tanımlanan bu sorunlar annenin iş verimini düşürdüğü gibi sosyal yaşamında da bazı sorunlara sebebiyet verebiliyor. Bir yandan evin işleriyle meşgul olan diğer yandan çocuğun bakımıyla ilgilen ve kariyerini ilerletmeye çalışan kadınlar kendilerini yoğun bir baskı altıda hissediyorlar. Bunun sonucunda ise, baş ağrıları, kaslarda ağrılar, kramplar, hazımsızlık, uykusuzluk, yorgunluk, halsizlik konsantrasyon bozukluğu gibi sorunlar görülebiliyor. Dinimiz, orta yolu tavsiye eder. Buna uymayıp uç noktalarda yer alan kimseler ise bir süre sonra tökezlemeye başlıyorlar.

Anlaşılmak istiyorlar ama olmuyor

Gün içinde yoğun bir iş temposuyla çalışan kadın, evine geldiğinde çocuğuna vakit ayırmaya ve evin işlerini bitirmeye çalışıyor. Sorumluluklarını yerine getirirken, her zaman en iyi olmaya odaklanan anne bazı sorunlar yaşayabiliyor. Kadın bir taraftan her şeyin en iyisini mükemmel bir şekilde yapmaya gayret ediyor, diğer yandan işinde ilerlemeye çalışıyor. Bunun sonucunda ise fiziksel ve ruhsal bazı sıkıntılar ortaya çıkıyor. Böyle durumlarda kadın çevresindeki insanların kendisini anlamasını ve desteklemesini bekler. Oysa insanlar bunu bir kapris olarak görürler ve ciddiye almazlar. Yoğun bir iş temposunun altında ezilen ve aileden destek alamayan kadın ise, kendini değersiz ve yetersiz hisseder.

Kadınları bekleyen sorunlar

Hayatın getirdiği ağır yükün altında ezilen kadınları bazı sorunlar bekliyor.

Halsizlik, iş motivasyonunda zorlanma.

Bitmeyen bir yorgunluk hali, uykusuzluk, zihinsel dağınıklık.

Depresyon, gergin ve endişeli bir ruh hali içinde olmak.

Uzun süre devam eden sindirim sorunları.

Eklem ağrıları, kas ağrıları, kas sertleşmeleri.

Ezilen kadın oluyor

Kadın, gün içinde bir çok işi bir arada yapmak zorunda kalıyor. Çünkü bir anne ya da eş olarak sürekli sorumluluklar yükleniyor. Kayınvalide, görümce, çocuklar, komşular, kendisinden klasik roller istiyorlar. Kadın sürekli hareket halinde olacak, evin temizliğini aksatmayacak, evin geçimini üstlenecek, çocukların eğitimiyle ilgilenecek, eşinin akrabalarına karşı saygıda kusur etmeyecek ve onları en iyi şekilde ağırlayacak. Kadın tarih sürecinde bütün bu rollerini yerine getirmiş ve bu konuda elinden geleni yapmıştır. Ancak modern kültür, kadına her şeyin en iyisi olacaksın dayatmasında bulunuyor. İşte bu noktada kadın zorlanıyor . Çünkü her alanda en iyi olmaya gayret ederken karşısına sürekli rakipler çıkıyor ve kadın kendini sürekli savaşmaya zorluyor. Hele hele son günlerde bütün bu sorumluluklarına bir de, fit görünme, spor yapma ve cemiyetin içinde yer alma beklentileri eklenince kadın işin içinden çıkamaz hale geldi.

Çocuklar etkileniyor

Sürekli mükemmellik çabası içinde olan anne bir süre sonra yorgun düşebiliyor. Onca koşuşturmacanın içinde çocuklara yeterince vakit ayıramadığından bazı sorunlar ortaya çıkıyor. Böyle bir ortamda büyüyen çocuklar ise, sürekli bir yetişkine ihtiyaç duyuyor, yalnızlıktan hoşlanmıyor ve kendilerine yetemiyorlar.

Sevginin tezahürleri

Sevgi insanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygudur. Ancak sevgiyi daha kapsamlı bir şekilde düşündüğümüzde, sevgiden ziyade tezahürlerinin dikkat çektiğini görürüz.

Zaten Kur‘ân-ı Kerîm‘deki âyetlerde de sevginin tezahürlerinin zikredildiğini görmekteyiz. Meselâ "De ki: Eğer Allah‘ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayan, esirgeyendir" âyeti sevginin mahiyetinin değil ama görünümünün nasıl olması gerektiğini ortaya koymaktadır. Sevgi Allah ve Resûlüne itaatte itici bir güç olur. Allah‘ı seven bir insanın sevgisinin görünümü, Peygamber‘e ittibâdır, hayatın her anında onu örnek almaktır. Dolayısıyla sevginin eseri bütün söz, fiil ve tasarruflarda görülmelidir. Sevginin nasıl olması gerektiği konusunda Rabbimiz bize yol gösteriyor. "Ey iman edenler, mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah‘ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır" âyetiyle bu genel prensip dışına çıkanlar uyarılırken diğer taraftan dünyevî işlerin, mü‘minleri Allah‘ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekât vermekten alıkoyamadığı beyan olunmaktadır. Nasıl insan sürekli sevdiğini hatırlar, onun hakkında konuşmaktan hoşlanırsa Allah‘ı sevende de benzer haller görülür.

Allah sevgisi her şeyin üstündedir

Allah sevgisi, bütün sevgilerin üzerinde bir sevgidir. Sevdiği uğruna sahip olduğu her şeyi terk eden insan gibi Allah‘ı gönülden seven kul, bütün her şeyini O‘nun rızasını kazanmak uğruna feda eder. Dünya edebiyatı bu tür sevda öyküleri üzerine kuruludur. Ancak sevenin sevdiği yolunda her şeyden feragat etmesi sadece kitap satırlarında var olan bir gerçeklik değil, yaşanan bir gerçekliktir.

Sevdiğinin yolunda bütün her şeyini vermek sadece sahip olunan mallarla sınırlı değildir. Mü‘min kendi varlığını da bu sevgiyle feda eder. Öyle ki mü‘min iman ettiği değerlerin hâkim olması uğruna, kendi varlığının yok olmasını göze alır. Buradaki sevgi insandaki en temel güdülerden biri olan yaşama içgüdüsüne baskın gelmektedir. Mü‘minler sevginin gücüyle ölümün soğukluğunu tebessümle karşılayabilir.

İmandaki Allah sevgisi kısır bir sevgi değildir. Allah‘tan başlayarak diğer insanlara, nesnelere yayılmaktadır. Aslında bu sevginin yapısında vardır. Sevgilerin en yücesi olan Allah sevgisi de tabiî olarak insanın diğer varlıklara sevgi duymasını temin eder. Tasavvuf felsefesinde yoğunlukla bu sevgi işlenir. Yûnus‘a "Yaratılanı severim Yaradan‘dan ötürü" dedirten bu sevgidir. Peygamberimizin "Siz iman etmedikçe Cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız" buyruğu da bu düşünceyi ifade etmektedir.

Muhabir: Haber Merkezi