Geçtiğimiz  pazar

iki şampiyonluk adayının arka arkaya oynadığı maçlara sahne oldu. Birinde

Şampiyonlar ligi temsilcimiz Galatasaray dışarıda kaybetti, diğerinde de

zirvenin takımı Fenerbahçe, Trabzonspor a Kadıköy de takıldı.

Şimdi bu tekrardan sonra Galatasaray la başlayalım

yazımızın başlığını içeren görüşlere... Mancini, Galatasaray a geleli daha

ancak haftasını yaşıyor. İtalya daki maçta en büyük avantajı ülkesinin

takımlarından birine karşı oynamak idi. Mancini, Juventus un ruhunu biliyordu.

Böylece rakibi kendi yarı alanına takımı yığarak karşıladı ve kontralara

bıraktı gol işini. Bunu yaparak da aradaki fiziksel farklılığı da en aza

indirmiş oldu. Direndi ve bir grup maçındaki en önemli kazanç olan puanı

deplasmanda kaptı. Ama gelin görün ki aynı Mancini ye bizim lig çok basit

geldi. Koca Juventus a karşı o sonucu almış bir takım neden iki santrforla

oynamasın ki diyordu her halde... Ama atladığı bir durum vardı. O da hem

Melo nun, hem de Selçuk un takımda olmayışı idi. Bu yüzden de takımın bloklar

arası bağlantıları kopmuş olacaktı. Peki, ne yapmalı idi Önce ya Burak, ya

Drogba formülünden kopmamalıydı. Kanatlardan birini boş bırakmamalıydı. Bruma

neden ilk on birde yoktu Sabri bu kadar mı kötü oynadı da oyundan çıktı Hele

hele Umut un da takıma girişi ile üç santrforla takımı oynatmak Mancini gibi

uluslararası bir isme yakıştı mı Toparlarsak, Galatasaray, başlama kurgusu,

sonraki yenilenmeler yüzünden Akhisar Belediyespor a oyunu kontrol etme,

rahatlıkla yönlendirme ve kurma işlemlerini teslim ederek ilk yenilgisini aldı.

Şayet Tugay, maç önceleri ve de maç sırası bizim ligle ilgili diyaloglarını

derinleştirmezse daha ilk haftada iddia ettiğim Galatasaray 3. bile zor

cümlesini yerine oturacak ve hatta zamlanarak çürüyecektir bile...

Ve Kadıköy

Hafta içi ekranlarda da söyledim, maç en iyi idmandır

diye. Herkes Trabzonspor un yorgun geleceğini ve ikinci devre biteceğini iddia

ederken, bendeniz istim üzerinde kalacağını, tam tersine Fenerbahçe nin, Daha

çok var. Hem de rakip yorgun gelecek gevşekliğinde güç kayıplarıyla çıkacağını

yazdım ve söyledim. Tabii burada da teknik direktör zaaflarından söz edeceğim.

İnanılır gibi değil. Bana dünyada bir takım söyleyin ki, bir maçın yarım

saatinden fazlasını tipik dört santrforla oynayan. Hele hele üç aydır maç

yapmamış bir futbolcunun bu dört uç adamlı takımda neredeyse 40 dakikaya yakın

orta saha yüküne sürüldüğünü... Ersun Yanal, Emenike ve Emre yi oyuna alarak bu

maçın kilitlenmesinde, hatta maçı kaybetme noktasına gelişinde büyük rol

oynamıştır. Şöyle bir maçı hatırlayın. Mümkünse yeniden izleyin. Fenerbahçe

dört santrfora döndükten sonra ve de Emreli olduktan sonra Trabzonspor nasıl

kolay ataklar yaptı, pozisyonlara yaklaştı. Nasıl derinlikler yakaladı. Hani

yorgundular ya, ama maçın sonunda diri kalan taraftılar. Hem de Zokora nın tek

başına orta alanda savunma yükünü kaldırmaya çalışmasına rağmen. Çünkü ne

Adrian, ne Malouda yardımcı olabildi. Bir de Yusuf çıkıp da yerine Janko

girince, Fenerbahçe ye buyurun gelin dendi ama Yanal ın hataları buna izin vermedi.

Sonuçta maçın favorisi Fenerbahçe, kendisine orta alanı neredeyse savunmasız

bırakılmış bir Trabzonspor u yenemedi. Yenmesi de dörtlü uçla zaten mümkün

olamazdı. Hep söyledik; ne kadar çok uç adamı o kadar zor diye... Çünkü rakip

savunmada ona göre kalabalıklaştığından...

Trabzonspor daha düşünerek hazırlanmıştı bu maça... Maçın

başlarında verdiği dikine boş alanlar hariç genelde planını yürüttü

diyebiliriz. Ancak ileri uçtaki yetersizliği sebebiyle skor tabelasına

ulaşamadı. Şuna da dikkat çekmek isterim; Aykut sol arkadaydı. Bu risk idi. Ama

Fenerbahçe de topla kateden uç adamı olmadığından sırıtmadan oynadı.

Ya maç sonrası olayları Beşiktaş-Galatasaray maçından

sonra şöyle bir soru sormuştum, hem de bu ülkede bir tek ben sormuştum. Soru

şuydu: Maç sonunda stadın dışında herhangi bir olay oldu mu Herkes hayır

diye cevap verdi. O halde bu futbol olayı olamaz demiştim. Şimdi stadın dışında

bir şeyler oldu mu Evet! O halde Yarın yazalım...