Başörtüsü yasağının biran önce kaldırılması gerektiğini savunan Vatan gazetesi yazarı Ruşen Çakır; "Gereksiz bir şekilde yıllarca süren bu sorunun çözümünü ne kadar geciktirirsek onun mağdurlarına ve dolayısıyla Türkiye‘ye o kadar çok haksızlık etmiş oluruz" diyerek anlamsız uygulamaya karşı çıkıyor.
Ayrımcılığa Karşı Kadın Dayanışma Derneği (AK-DER) tarafından başörtüsü yasağının kaldırılması için başlatılan kampanyaya da imzamla katılmıyorum ancak daha yıllar önce uygulamaya konduğu ilk andan itibaren karşı çıktığım üniversitelerdeki başörtüsü yasağının mutlaka ve bir an önce kaldırılması gerektiğine kesinlikle inanıyorum. ("Başörtüsü" yerine isteyen "türban" da diyebilir. Bu kavramlardan illa şu ya da bunun kullanılmasını dayatmak gereksiz.)...
Üniversitelerdeki yasağı destekleyenlerle çok tartıştık, yine tartışırız, ancak belki de daha önemli bir tartışmanın yasağa karşı çıkanlar arasında yürütülmesi gerekiyor. Örneğin bu yasağın kaldırılmasının öncelikli olup olmadığı sorusu önümüzde duruyor. Kimileri yasağı bir insan hakları sorunu olarak görmekle birlikte pekala bekleyebileceği kanısında. Katılmıyorum. Zaten gereksiz bir şekilde yıllarca süren bu sorunun çözümünü ne kadar geciktirirsek onun mağdurlarına ve dolayısıyla Türkiye‘ye o kadar çok haksızlık etmiş oluruz.
Bazıları da, bunun son derece ciddi ve yakıcı bir sorun olmasından hareketle çözümü zamana yayma düşüncesinde. İlk bakışta anlaşılır bir yaklaşım, gerçekten toplumun mümkün olduğunca en geniş kesiminin belli bir mutabakata varabilmesi için titiz ve sabırlı bir şekilde bu sorunun çözümü üzerinde çalışılabilir, çalışılmalı. Fakat "zamana yayma" diyenlerin aslında "zaman kollama" derdinde oldukları, AKP‘nin son başarısız Anayasa değişikliği denemesinde görüldü. AKP‘liler MHP‘nin (ve ardından DTP‘nin) destek verecek olmasının aranan "toplumsal mutabakat"ı karşıladığı yanılsamasıyla hareket ettiler ve yanıldıkları çok kötü bir şekilde ortaya çıktı. Halbuki "uygun zaman kollama" yerine geçen onca sürede toplumun başörtüsüne mesafeli bakan kesimlerini ikna etmek için çaba gösterseler veya bu yöndeki çabaları destekleselerdi durum çok daha farklı olabilirdi.
Bir diğer hayati tartışma üniversitelerdeki yasağın kalkmasından sonra ne olacağı, olabileceği ekseninde yürütülmeli. Bugün birçok kişi yasağı savunurken, "Üniversitelerde kalkarsa ilkokul, hatta anaokullarına kadar iner" gibi bir gerekçeyi ön plana çıkarıyorlar. Kimse "Olur mu canım!" diye bu kaygıları geçersiz kılamaz. Eğer toplumun bir bölümünün bu tür endişeleri varsa, çözüm için bunların mutlaka giderilmesi şarttır. Benzer bir tartışma devlet memurlarının kıyafetleriyle ilgili de yapılmak durumundadır.
Eğer Türkiye demokratik bir ülkeyse ve demokrasisini daha da güçlendirmek istiyorsa bu tartışmalardan asla korkmaması gerekir. Ve başörtüsü yasağı söz konusu olduğu için esas ve en çok kadınların konuşması ve tartışması gerekir.





