Bunca gelişmişliğe, ilerlemeye, haberleşmenin yaygın olmasına ve “artık o devirler kapandı” denmesine rağmen ülkemiz bir askeri darbe girişimine maruz kaldı. Bu vatanın asıl sahibi olan halka rağmen halk için “en doğruyu (!)” düşündüğünü zannedenler ülkemizin iyi idare edilmediği iddiasıyla bu vatan evlatlarını şehit ettiler. Yüreklerimizde uzun zaman kanayacak yaralar açtılar. Milletin kahraman evlatlarının zamanında müdahalesiyle darbe -şimdilik- akamete uğratılmıştır. Darbeciler plan yaparken pek çok şeyi düşünmüşlerdir muhakkak. Ama çocukluk yıllarında “Malkoçoğlu” izleyen, ortaokulda “Deli Yürek”le kanı kaynayan, lisede “Kurtlar Vadisi”yle derin devlete vakıf olan, üniversitede “Diriliş Ertuğrul”la atalarının kahramanlığını öğrenen milletimizin; terlikle tank kovalayacağını, alçak uçuş yapan uçaklara çatıdan atlayarak ele geçirmeyi düşüneceğini, üzerine ateş açan helikopterlere direneceğini hesap edemediler işte. Bu millet gerçekten necip bir millettir. Söz konusu vatan olduğunda siyasi fikir ayrılıklarını bir kenara bırakıp bir ve beraber olarak neleri başarabileceğini bir kez daha dosta düşmana ispat etmiştir. Tıpkı “Kurtuluş Savaşı”ndaki ruh gibi!
Zaman geçtikçe bu konuyla ilgili sır perdeleri aralanacaktır. “istihbarat zafiyeti neden olmuş? Yıllardır iktidarda olanlar niçin kurumlara hâkim olacak kadrolar oluşturamamış? Bunca insan devlet kademelerine nasıl sızmışlar? Kapatılan yüzlerce kurumun faaliyetine kimler, niçin müsaade etmiş?” Gibi soruların cevaplarına elbette ulaşılacaktır. Zamanla tüm gerçekleri öğreneceğiz inşallah.
Asker bir milletiz! Yüzlerce yıldır askerin toplumuzda saygın bir yeri ve konumu oldu hep. Asker de devletin yegâne koruyucusu olarak gördü kendini. Şöyle biraz geriye doğru gidecek olursak Orta Asya’dan beridir ordu milletimiz için önemli bir kurumdur. İslam’la şereflendikten sonra “Peygamber ocağı” olarak nitelendirilmeye başlanan ordumuz geçmişte de çeşitli bahanelerle idari yapıya müdahil olmuştu.
Osmanlı’nın en hararetli zamanlarında ya ulufe alamadıklarından ya serkeşliklerinden dolayı yeniçeriler isyanlar çıkarmış ve bu isyanlar neticesinde padişahlar zor durumlara düşmüş, pek çok idareci ise kellesinden olmuştu. Halkı canından iyice bezdiren yeniçeriler zamanla tarihe karışıp yerini nizam-ı cedid askerlerine bırakmıştı.
Cumhuriyet döneminde de birçok defa asker yönetime müdahalede bulunmuştu. 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1996 bunlardan ilk akla gelenler sadece. Her seferinde ülkenin gidişatını iyi görmeyen paşalar sivil idareyi görevden alarak ya da ayar çekmeye çalışarak kurtarıcılığa soyunmuşlardır.
Halka rağmen halkın menfaatine davrandığını iddia eden zihniyetlerden çok çekti milletimiz. Her müdahale ülkeyi onlarca yıl geriye götürürken, yeniden sivil hayata başlamak uzun zaman almıştır. 1960 ve 1980 darbelerinden sonra anayasalar hazırlanmış; daha sonra askerin idareden el çekmesi akabinde göreve gelen sivil idareler bu anayasalara göre ülkeyi idare etmek zorunda kalmışlardır. Günümüzde de sürekli gündemde olmasına rağmen anayasa değişiklikleri hâlâ arzu edilen düzeyde gerçekleştirilememektedir maalesef!
Özellikle 1980 askeri müdahale sonrası CIA Türkiye Masası Şefi Paul Hense’nin dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter’e söylediği “Bizim çocuklar işi başardı” cümlesi ülkemizde askerlerin yaptığı her müdahalenin arkasındaki gizli gücü göstermesi açısından oldukça manidardır. Amerika bizim için yıllardır örnek aldığımız ve hayranlıkla baktığımız bir ülkedir. Vaktiyle Özal’ın “Küçük Amerika olacağız” söylemiyle girdiğimiz batı ile tam entegre olma durumu son yıllarda stratejik ortaklığa ve dostluğa dönüşmüş durumda. Buna rağmen ülkemizde bulunan NATO üsleri gerçekleştirilen darbelerde önemli rol üstlenmiş ve adeta merkez konumunda olmuşlardır. Bu nasıl bir dostluktur böyle? Bu dostluğu da sorgulama zamanımız gelmiş olmalı değil mi?
15 Temmuz gecesi akamete uğrayan darbe sonrası Batılı kaynaklar neredeyse ağıtlar yakıp ülkemizi tehdit etmeye kalkması buna mukabil İslam ülkelerinde halkın sevgi gösterilerinde bulunması idarecilerimizin şapkayı önlerine alıp derin derin düşünmelerine vesile olmalıdır. Asıl kimliğinden koparılmış olan ülkemizin ait olduğu mecraya yeniden dönmesi ve Müslümanlara liderlik yapmasının zamanı geldi de geçmektedir. D-8 gibi muazzam bir birliktelik varken elimizde hâlâ AB kapısında beklemek bu necip millete yaraşmaz. Bir an önce narkozdan kurtularak hak ettiğimiz konuma gelmeliyiz.
Son olarak her darbe sonrası sevinen ABD, AB ve yandaşlarına bir mesaj verelim: Hey Coni! Bu sefer “Bizim çocuklar başardı”.
Minik bir tebessüm
Turşu kurmak mı darbe yapmak mı?
Güney Amerika’da bir uzmana sormuşlar;
Darbe yapmak mı daha kolaydır, yoksa turşu yapmak mı? Uzman:
Darbe yapmak daha kolaydır. Çünkü hıyar turşusu yapmak için aynı boy taze hıyarları seçeceksin, onları uygun kıvamda tuz, limon, sirkeli suyun içinde uygun süre bekleteceksin vs. anlayacağınız oldukça uzun iş. Ama darbe yapmak için üç hıyarı yan yana getirmek yeterlidir.
İlgilisine notlar:
“Gerçek demokratik ilke, hiç kimsenin halkın üzerinde bir güce sahip olmaması demektir.” Lord Acton
“Demokrasinin ve özgürlüklerin en garantisi, sokaktaki sıradan insanların onların kıymetini bilmesi, hakkını vermesidir.” Thomas Jefferson
“Karanlıktan korkan bir çocuğu kolaylıkla affedebiliriz. Hayattaki gerçek trajedi yetişkinlerin aydınlıktan korkmasıdır.” Platon