Bu hafta başında uluslararası haber kanallarına düşen habere göre 101 yaşındaki eski Nazi subayı Almanya’daki mahkemede yaklaşık 75 küsur yıl önce işlemiş olduğu savaş suçlarından dolayı 5 yıl hapis cezasına hüküm giydi. Eski Nazi Subayı II. Dünya Savaşı’nda 1942-1945 yıllarında Sachsenhausen Toplama Kampı’nda binlerce mahkumun öldürülmesine yardım ettiği için bu cezaya çarptırılıyor. Ölümünden suçlandığı kişi sayısı 3 bin 518 kişi. Bir savaş suçlusunun 101 yaşında böyle bir hapis cezası almasının ötesinde mahkemede yargılanması bile önemli olay.
Çok değil birkaç on yıl öncesinin savaş suçlarında yargılanan kimseye şahit değiliz. Özellikle Ortadoğu ve Müslümanların yaşadığı bölgelerde işlenen savaş suçlarında. 2001’de Amerika Afganistan’ı işgal etti, geçtiğimiz yıl Afganistan’dan çekildi. Ama tek bir yetkili, tek bir asker, tek bir siyasinin yargılandığını görmedik. Afganistan’ın kaç yıllık geleceğini talan eden Amerika’ya ve NATO’ya laf eden tek kişiye şahit olmadık. Toplumda bu konularda bilinç oluşturmaya çalışan tek sivil toplum kuruluşuna tanıklık etmedik. Afganistan’da yanlışlıkla (!) düğün evlerini bombalayan askerler hakkında açılan soruşturma haberlerini okumadık. Hatta bunun mesele edildiğine bile şahit olmadık. Çünkü çağdaş (!), insan hakları savunucuları(!), barışçıl (!) kişiler kafayı Taliban’a takmışlardı. Tek kutuplu dünyada Taliban üzerinden kocaman bir ülkenin talan edilmesi, sömürülmesinin üstü örtüldü, halen de örtülüyor.
Sene 1990’ların başı. Körfez Krizi yaşanıyor. Amerika Saddam’ın Kuveyt’e müdahalesini bahane ederek tüm dünyaya televizyonlardan canlı yayınlar eşliğinde işgal etti. Uzmanların ifade ettiğine göre 280 bine yakın mermi ve çeşitli mühimmat kullanıldı. Prof. Dr. C. Sencer İmer’in bir söyleşisinde anlattığına göre Irak’ta I. Körfez Savaşı’nda Amerika, uranyum içerikli radyoaktif içeren silahlar kullandı. Fransız kaynakların yaptığı çalışmalarda bu cinayet ortaya çıkıyor. Radyoaktif içerikler havaya, toprağa ve suya karışıyor. Bunu soluyan insanlarda kan kanseri ve diğer kanser çeşitleri görülmeye başlanıyor. Radyoaktif içeriklerin insanların üzerinde bıraktığı etkiyi anlamak için Çernobil’i hatırlayanlar daha iyi anlayacaklardır. Tek kutuplu dünyanın jandarması Amerika ve Amerika’nın efendileri sadece o anlık bir ülkeyi bombalamadılar. O ülkenin insanını, toprağını, havasını, suyunu, tarihini ve gelecek nesillerini de imha ettiler. Bütün insanlığı petrole bulanmış karabatak yalanıyla uyutarak.
Gel görelim II. Körfez Krizi’nde, 2003’te, Amerika aynı silahları yine kullandığı sonradan ortaya çıktı. Bu sefer Almanların ortaya koyduğu bu gerçek ise tüm bilim insanlarının bildiği bir mesele. II. Körfez Krizi’nde kullanılan silahlar ve mühimmatların bir milyon kadar olduğu söylenmekte. Savaşın sonucu 2 milyon masum insan öldürüldü, binlerce savaş engellisi, namusu kirletilen yüzlerce kadın, annesiz-babasız kalan onlarca çocuk, sahipsiz kalan yaşlılar… ABD’nin ilk kadın Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, “Irak’ta 500 bin çocuk öldürdük, buna değdi” açıklamaları… Bu sefer tüm dünya kamuoyu Amerika’nın “Irak’a demokrasi” götürme yalanına ortak oldu. Amerika bu uranyum katkılı silahlarını sadece Irak’ta da kullanmadığı; Afganistan’da, Bosna-Hersek’te, Kosova’da, Somali’de şimdilerde de Suriye’de kullandığı biliniyor. Bu şu demek oluyor: Bu bölgelerin nükleer açıdan yaşanmaz hale getirildiği.
Peki, hepimizin gözü önünde gerçekleşen bu katliam için bir mahkeme açıldığına şahit olduk mu? II. Dünya Savaşı suçluları için açılan Nürnberg mahkemeleri gibi bir olaya şahit olduk mu? Amerika’ya Irak’ın işgali konusunda destek veren Müslüman ülkelerde halkların hükümetlerine karşı protestolarına şahit olduk mu? Amerika ile iş birliği yapan siyasilerin milletleri tarafından cezalandırıldıklarına şahit olduk mu? Irak’ta tüm insanlık tarihi talan edilirken sanat tarihçileri, arkeologlar ve diğer akademisyenlerden müteşekkil bu yaşanan savaşa “Hayır!” denildiğini gördük mü? Kocaman bir insanlık suçu işlenirken sıradan insanların günahlarına dikkat kesilip sıradan Müslümanları uyaran alimlerin, bu açık zulüm karşısında imza yetkisi olanlar hükümet yetkililerine uyarı yaptıklarına şahit olduk mu? Filistin, Doğu Türkistan, Çeçenistan, Orta Afrika ve birçok coğrafyada yaşanan ve yaşanmaya devam eden birçok zulümler!.. Hele de bu zulümler ortada D-8 gibi bir kuruluş varken hâlâ nasıl devam edebiliyor? D-8’leri harekete geçirmekten neden geri duruluyor? Sahi, neden bir Müslüman’ın kanı dünyada bu kadar ucuz?
Seksen yıl önce gerçekleşen Yahudi katliama dair mahkemeler yapılırken devam eden zulümlere neden ses çıkarmaz ümmet liderleri?
***
Duamız ve hedeflerimizden biri de şudur ki; Büyük Ortadoğu Projesi diye yürürlüğe konan bu zulüm silsilesinin planlayıcıları, uygulayıcıları, dünya kamuoyunda üstünü örtücüleri ya da “demokrasi götürüyoruz” diye temize çıkarıcı ve de bu projenin işbirlikçileri Nürnberg mahkemeleri gibi bir uluslararası savaş mahkemesinde yargılansınlar. Üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin bu dünyada da o mahkemeyi yaşasınlar, hak ettikleri cezayı ibreti alem olsun diye diğer zalimler ve uşakları cesaret edemesinler çeksinler.
Ahirette Allah tek bir masum kulunun hesabını zaten tek tek soracak!