İlker Aksum, Fatih Al, Güneş Sayın ile Taner Birsel‘in oynadığı Bizim Büyük Çaresizliğimiz‘i Seyfi toraman yönetiyor. İki yakın arkadaş, aynı evde yaşamaya başladıklarında diğer arkadaşları Fikret, bir trafik kazası geçirir ve annesiyle babasını kaybeder. Almanya‘ya geri dönmesi gereken Fikret, Ender ve Çetin‘den, kız kardeşi Nihal‘in okulunu bitirene kadar, onlarla kalmasını ister.
Filmin yönetmeni Seyfi Toraman şu bilgileri veriyor: "Bizim Büyük Çaresizliğimiz, Barış Bıçakçı‘nın aynı adlı romanından uyarlama. Yazar romanında yer yer, tüm iyi edebiyat örneklerinde olduğu gibi, sadece edebiyatın kuşatabileceği, sinema diline dönüştürmenin nerdeyse imkânsız olduğu alanlarda gezinmekle beraber, roman bir bütün olarak büyük bir sinematografik potansiyel barındırıyor. Barış Bıçakçı‘yla beraber, bu potansiyeli açığa çıkarmanın en doğru yolunun, iki önemli noktaya sadık kalmak şartıyla, mümkün olduğunca serbest bir uyarlama yapmaktan geçtiğini düşündük ve uyarlamayı ona göre yaptık. Sadık kalmaya çalıştığımız bu noktalardan birincisi, başından sonuna tüm romana hâkim olan, varlığı çok belirgin ama tarifi zor, girift bir hissiyat: Geçmişin tekrar edilemezliğinin hüznüyle, imkânsız aşkın burukluğunun, ihtiyarlara has bir vefa duygusuyla, sınırsız dostluğun verdiği huzurun, sinizmin sınırında bir alaycılıkla, tüm eksiklik ve eziklikleri sarıp sarmalayan bir şefkatin tuhaf bir karışımı."
Yönetmene göre filmin, temasıyla bağlantılı olarak, asıl sorusu şu: "İnsanlar arası ilişkilerde bir sınır var mıdır? Varsa nerede durmaktadır?" Ben bu sorunun cevabını, sezgisel olarak hissetsem de, tam olarak veremiyorum ve zaten cevabını bildiğimiz soruların da sinemaya uygun olmadığını düşünüyorum. Her aşamada bana yol gösteren bir düsturum var: Bana göre sinema hayatı taklit etmemeli ama en az hayatın kendisi kadar serbest olmaya çalışmalıdır.





