Toplum olarak o kadar hızlı bir değişim içerisindeyiz ki

bunun farkına bile varamıyoruz! Özellikle gelişen teknoloji insanımıza daha

rahat hareket etmesini temin ederek kendisine vakit ayırabilmeyi sağlayacak

diye umanlar belki de ciddi anlamda büyük bir hayal kırıklığı içerisindeler.

Giderek seyrekleşen iletişimimizi daha doğrusu sanal

olmayan yüz yüze yapılan iletişimimizi düşünecek olursa maksadımız biraz olsun

anlaşılacaktır. Sizleri bilemiyorum ama ben toplu taşıma araçlarında seyahat

ederken insanların özellikle de gençlerin davranışlarını incelerim. Bir

davranış bilimci olmam belki bunda etkili olabilir. Bilemiyorum. İnsanlarımız

yürüyen cenaze gibiler. Ellerinde teknolojik bir aygıt, kulaklarında kulaklık

dünyadan, yaşamdan kopuk vaziyette gençlerimiz. Arkadaş sohbetleri bile birkaç

cümle ile sınırlı olmaya başladı. Selam kelam faslından sonra zoraki birkaç

cümle daha hepsi bu! Ondan sonra herkes başı önünde kendi dünyasında!

Kendi dünyasında olmak yeterli gelse belki kimseye bir

şey demeyeceğim ama yeterli olmuyor işte! Giderek 140 karakteri bile okumayan

bir toplum haline geliyoruz. Popüler kitapları bir kenara koyacak olursak

okunası, faydalı bir kitap birkaç bin basılıyor ülkemizde. Evet, seksen

milyonluk bir ülkede birkaç bin adet basılıyor kitaplar. Dergilerimizin,

gazetelerimizin hali de içler acısı. Okumuyoruz millet olarak. Ama ne tuhaftır

ki okumayan bir milletin mantar gibi yazarları çoğalıyor. Okumayan ama sürekli

bir şeyler yazanlar var etrafımızda.

Son çeyrek yüzyıldır bir şekilde yönetime hâkim olan

muhafazakâr kesim ne yazık ki kültürel anlamda damgasını vuramadı anılan

yıllara. Ne elit bir kesim yetiştirebildiler ne de kültürel bir açılım

gerçekleştirebildiler. Var olanları da kibrit alevi mesabesinde kaldı ne yazık

ki! Kıymeti olmayan şeylere kıymet verdik, değer verilmesi gerekenleri ise beş

para etmez diye horladık, hakir gördük. Hâsılı günümüzde adına sosyal medya

denilen garabetin pençesine teslim ettik birkaç nesli. Kültürel ve ilmi alt

yapısı eksik olan gençlerimiz şimdilerde sosyal medyada yazılan her şeye itibar

ediyor ve kesin doğruymuşçasına değer veriyorlar. Bu durum da giderek bilgi

kirliliğine ve yanlış bilgilenen bir neslin heba olmasına sebep oluyor.

Kültürel ve ilmi açlık çeken nesillerimiz bu açlığı

gidermek için ne bulursa tüketmeye başlıyorlar. Bir yandan ömürlerini bir

yandan da değerleri tüketiyorlar. Ve ülkemiz için umut olan gençlerimiz boş

yere heba olup gidiyorlar. Kanaat nedir bilemediklerinden hallerinden de memnun

değiller elbette.

Bu gençlerin anne babaları yakın tarihe kadar kanaatkâr

olmanın erdem olduğuna inanan insanlardı. Aza kanaat eder, kendilerine verilene

daha doğrusu nasiplerine razı olurlardı. Aza kanat etmeyen çoğu bulamaz

anlayışı vardı insanlarda. Belki şimdilerde olduğu gibi akıllı telefonlar, LED

ekranlı TV ler, klimalı toplu taşıma araçları, Metrobüs, metro yoktu ama

mutluydu yine de insanlar. Saatlerce elektrik su kesintileri sıkıntı yaşatsa

da yine de fazla şikâyet etmezlerdi hallerinden. Kendilerine bahşedilen her

nimetin şükrünü eda etmeye gayret ederlerdi. Özel bir önem verilirdi ekmeğe

mesela. Ekmek nimetti ve yere bir kırıntısı bile düşmemeliydi. Zira bir

kırıntının bile yerde çiğnenecek olması küfranı nimet addedilir ve bereketin

kaçacağından endişelenilirdi. Bereket onlar için oldukça önemliydi elbette! Bu

yüzden her işe besmele ile başlanır ve hayır dua edilirdi. Ailede öğrendikleri

saygıdan olsa gerek elde ekmek dolaşmazdı çocuklar. Mümkün olduğunca bir kenara

çekilirler ve annelerinin sokakta oynarken ellerine tutuşturdukları domates

ekmeği iştahla yerlerdi. O domates ekmekteki lezzeti şimdilerde en lüks

lokantalarda yenilen pahalı yiyeceklerin verebileceğini hiç sanmıyorum.

Sokaklar vardı çocukların güle oynaya oyun oynadığı

sokaklar! Erkek çocuklar top oynar, kız çocukları ip atlardı mesela. Arada bir

araba geldiğinde kale direği yapılan taşlar kenara çekilir ve araba geçtikten

sonra heyecan kaldığı yerden devam ederdi. Evet ya şimdilerde tuhaf kaçsa da

çocuklar sokaklarda oynarlardı sabahtan akşama kadar. Hiç kimse çocuğumun başına

bir şey gelecek diye düşünmezdi. Acaba çocuğuma bir sapık musallat olur mu

endişesini kimse aklının ucundan bile geçirmezdi. Zira mahalle ve semt emin bir

yerdi çocuklar ve kızlar için. Semtin yazılı olmayan kuralları vardı. Bir

yabancı için semt sağa sola bakılmadan geçilecek bir yerdi. Bunun böyle

olduğunu da herkes bilirdi.

Şimdi haydi yeniden semtlere, mahallelere dönelim de

huzuru bulalım diyeceğim de o semtler çoktan yıkıldı da kentsel dönüşüm kurbanı

oldular bile Bu sistem semt, mahalle mi bırakır insana...

Minik bir tebessüm

30 sayfa

Temel imamlık imtihanına girer. Müftü sorar:

- Kaç sayfa ezberin var. Temel:

- 30 sayfa der. Müftü:

- 30 sayfa ezberle imamlık yapılır mı der. Temel:

- Niye yapılmasın efendim! Peygamber olan Adem (AS) 30

sahife ile peygamberlik yaptı ya. Peygamberlik oluyor da imamlık niye olmasın.

İlgilisine notlar:

Allah sana senin gibi birini nasip eylesin diye dua

edildiğinde gönülden âmin diyebiliyorsan işte o zaman insanlığın zirvesindesin

demektir.

Hak ve Hakikatten yana olanlar yalnız kalmayı da göze

alırlar.