II. Bayezid Han ın saltanatı döneminde, İstanbul büyük

bir depremle yıkılmıştır. Küçük kıyamet diye adlandırılan bu deprem sonrası

Bayezid-i Velî, üç bini yapı ustası, işçi ve dülgerlerden oluşan toplam 77 bin

kişilik bir görevli grubuyla İstanbul u yeniden inşa etmiştir adeta. Yine

padişahlığı döneminde kıtlıkla, veba salgınıyla da mücadele etmek zorunda

kalmıştır. Onun için zaman zaman onun hakkında olumsuz yazılar yazanlar bütün

bu olumsuz şartları, felaketleri ve entrikaları bilerek veya bilmeyerek göz

ardı etmişlerdir. Dindar olmasının bunda payı var mıdır bilmiyorum ama bu

sultanımız döneminde söylenenin aksine, çok işler başarılmış, devlet yeniden

imar edilmiştir.

 GALATASARAY LİSESİ NİN MAZİSİNDE BİR VELİ SULTAN

Ona gerici, sofu diyenler, bugüne kadar gelmiş bir

Galatasaray Lisesinin tarihine baksınlar. Evet, evet yanlış duymadınız.

Galatasaray Lisesi nin temelleri II. Bayezid tarafından atıldı. Evliya Çelebi

de olmasa bunları duyamayacağız. Evliya Çelebi nin bildirdiğine göre: Bayezid-i

Veli bir kış günü Galata sırtlarında avlanırken, bakımlı büyük bir bahçe ve

içinde küçük bir kulübe görür. Son derece bakımlı bir bahçe ve gül fidanları

arasında küçük bir kulübe. Bahçesine itina gösterdiği için onu ödüllendirmek

ister. Kulübeye gelerek sahibi ile tanışır sultan. İçeri girdiğinde Gül Baba

adında bir Allah dostuyla, bir veliyle karşılaşır. Sohbet ederler. Ayrılırken

padişah sorar, bir isteğinin olup olmadığını. Gül Baba: Padişahım! Şu tepeciğe

bir mektep kur da orada okuyup yazanları sarayın hizmetinde istihdam et. der.

Bu isteği derhal yerine getiren II. Bayezid, oraya iki yüz talebenin okuyup,

barınabileceği binaları yaptırır. Galata Sarayı Hümâyun Mektebi adıyla da

bilinen bu kurum yapıldığı tarihten itibaren Enderun a (saray mektebi) üst

düzeyde eğitimli görevli yetiştirir. Bir saray olarak düşünülen bu saray okul

yani Enderun, o yıllarda Osmanlı sarayında padişahın günlük yaşamını geçirdiği,

sarayın eğitim birimlerinin, kütüphanenin, hazine odasının yer aldığı büyük bahçe

içine kurulu bir yapılar bütünüdür. Bu yapıların içinde 200 er kişilik üç

koğuş, bir cami, bir hamam, bir darüşşifa yani hastane, bulunmaktadır. Böyle

büyük bir kurum, bir başağa, 22 ağa ile idare ediliyordu. Ayrıca bu ocakta bir

cerrah, bir hekim, bir eczacı, bir kâtip, bir imam ve fırıncı, çamaşırcı gibi

görevliler de çalışmaktaydı. Okulun eğitim kadrosu ise saraydan ödenekli

hocalardı. Hocalar günde 7 akçe maaş alırlardı. Her öğleden sonra düzenli

olarak yarışlar ve spor çalışmaları yapılırdı. Kâh Gül Baba nın dileğiyle kâh

babası Fatih in idealini gerçekleştirmek maksadıyla olsun, II: Bayezid de ceddi

gibi, dinin yanı sıra ilme, sanat ve edebiyata, âlime, ilim adamlarına büyük

önem vermiştir. İdris-î Bitlisî ye Farsça, İbn Kemal e de Türkçe birer Osmanlı

Tarihi yazdırtmıştır.

 DÜNYADA TÜKETİCİ HAKLARINI KORUYAN İLK KANUNU ÇIKARAN

SULTAN

Sevgili okurlar, ben bana padişahlarımı kötüleyen bu tip

sözde aydınlara karşı mücadele yapmaya karar verdim. Kalemim mızrak, bilgisayar

tuşlarım kalkan. Her tuşa bastığımda padişahlarımıza karşı yürüttükleri

saldırıları bertaraf edebilmek için. Elbette demiyorum ki hatasızlardır.

Elbette bizlerin de ibret alacağımız hataları mutlaka vardır.  Ama ibret almamız için gösterilmeli o

hatalar. Karalamak kötülemek için değil. El insaf, şu çağımızda bile kaç tane

siyasetçimiz, kaç tane bilim adamımız, kaç tane aydınımız lisan bilmektedir Ya

da kaç lisan bilmektedir Kaç insan etmektedir bazıları. Bizim gerici veya

zevku sefaya, eğlenceye düşkün diye nitelendirdiğiniz o cennetmekân

sultanlarımızın her biri en az üç dil bilmekteydiler. Bir okadar da astronomi,

matematik, edebiyat, tarih, kısacası her türlü ilmi ve lisanî bilgilerle

donanımlı olarak bu ülkeyi yönetmişlerdir. Sayın gerici diyen aydınlarımız,

onlar kadar bir iktidar sizin elinizde olsa ne yapardınız, doğrusu merak

etmekteyim. Neyse bu kadar sözden sonra gelelim yine II. Bayezid e. Biliyor

musunuz, bu cennetmekân padişahımız bir kanun çıkarmış. Bu çıkardığı kanun

dünyada tüketici haklarını koruyan ilk kanundur. İlk gıda maddeleri

nizamnamesi, ilk standartlar kanunu, ilk çevre nizamnamesi bu padişah

tarafından İslam Hukukçusu Mevlana Yaraluca Muhyiddin e hazırlatılıp, yürürlüğe

konmuştur. Bu kanun aynı zamanda dünyanın en mükemmel ve en kapsamlı

belediyecilik yasasıdır. Bu yasadan birkaç madde:

Mahkeme kararıyla çarşıda ve pazarda olan giyecek,

yiyecek, içecek ve hububat gözetlenip, her meslek sahibi teftiş edilsin. Eğer

terazide, kilede, arşında eksik bulunursa muhtesib (belediye başkanı) gereken

cezayı versin.

Ekmekçiler yani fırıncılar, standart olarak alınan

ekmeği narh üzere temiz yapalar, eksik ve çiğ olmasın. Ekmek içinde kara

bulunursa ve ekmek çiğ olursa fırıncının tabanına let vuralar. (Let vurmak:

Fırıncıyı fırınının önünde yatırıp, ayaklarına vurmak, falaka.) Ekmeği eksik

yaparsa tahta külah uralar. (Tahta külah urmak: Fırıncının kafasına tahta külah

koyarak eşek üzerinde pazarda, çarşıda gezdirmek. Bu suretle utanma ve rencide

olma korkusuyla fırıncılar ekmeğin gramajından bir daha çalamazlardı.) Veya para

cezası atalar.(para cezasına çarptıralar.) Her ekmekçinin elinde en az iki

aylık un buluna. Ta ki aniden pazara un gelmeyip, Müslümanlara darlık

göstermeyeler. Eğer muhalefet edecek olurlarsa, cezalandırıla.

Ve sirke ve yoğurda su koymayalar. Su katılmış olup

bulunursa, teşhir edeler ve yahut tahta külah uralar, gezdireler.

Ve dahi hekimlere ve atarlara ve cerrahlara muhtesibin

hükmi vardır, görse gözetse gerekir.

Ve bakkallar ve attarlar ve bezzâzlar ve takyeciler

onun on bire satalar, daha ziyadeye yani fazlaya satmayalar. Ziyadeye

satarlarsa muhteb tutup cezalandıra.

İşte buna benzer maddeler ve dünyadaki ilk tüketici

haklarını koruyan kanun, ilk gıda maddeleri nizamnamesi, ilk standartlar

kanunu, ilk çevre nizamnamesi sayılan kanun. İlerdeki yazılarımda inşallah o

çıkardığı kanunu ve maddelerini sizlerle paylaşacağım.