Zor iştir adam olmak, adam gibi kalabilmek. İnandığın

uğurda sonuna kadar mücadele etmek evvela yürek sonra da inat ister. Öyle

sanıldığı kadar da basit değildir hizmet etmek, edebilmek. O kadar engelle

karşılaşır ki insan. Eğer davasında samimi değilse tez yılar, gözü korkar

gelişmelerden. Sürekli samimiyet imtihanındadır zira. Hem nefsi hem de çevresi

sürekli arıza yapması için hazırda beklemektedirler. Özellikle ben olmasam

hiçbir şey olmaz mantığına büründü mü, kendisini savunduğu ideallerden büyük

görmeye başladı mı zehir damarlarda dolaşmaya başlamış demektir. Gerisi çok

çabuk gelir ve bir de bakmış ki kendini davanın hizmet dairesi dışında

buluvermiş.

Bazen de çok ister çalışmak, hizmet etmek, faydalı

olabilmek adına ama damarlarında o zehirle dolaşanlar istemezler onu

aralarında. Çalışmasını engellemek isterler olmadı çemberin dışına itiverirler

bir anda. Sonra unutulmaya başlar önce isimler sonra cisimler kaybolur hem

zehirlenenlerde hem de kendi hafızasında. O artık bir yerlerde adı anıldığında

aslında iyi insandı cümleleriyle geçiştirilen bir hatıradır. Ki o da zamanla

silinir gider.

Özellikle birlikte hareket etmesi gereken insanların

sürekli ince hesaplar yapması ve bazı ufak şeyleri çok büyütmeleri daima eleman

kaybına neden olmaktadır. Adam çokluğunda gidenin yeri dolduruluyorken pek fark

edilmese de adam yokluğunda her bir fert çok önem arz etmekte ve gidenin

kıymeti daha bir anlaşılmaktadır. Neticede herkesin yapabileceği iş vardır ve o

işi o insan iyi yapıyorsa ona destek olunması gerekir köstek değil. Bizim

adam damgası yenildiğinde kıymetin bilinmesi azalır nedense. Artık ağzınızla

kuş tutsanız da onlar için ha o mu boş ver onu o bizden nasılsa

değerindesinizdir ve bu bizden lik ölene kadar değişmez bir yafta olarak

kalacaktır üstünüzde. Ne kadar başarılı olursanız olun sizi fark etmeyecekler

hatta varlığınızdan haberdar bile olmayacaklardır. Yani bir gün elbet

anlayacaklar ben de üstüme düşeni yapacağım diye boşuna heveslenmeyin.

Bir de davanın dışındaki insanlara sevecen davrananlar

vardır. El üstünde tutarlar o kimseleri. Aslında bilirler o kimsenin davaya bir

şey katmayacağını ama yine de bir dediğini iki etmezler. Onlara karşı kibar,

narin, nazik olanlar sıra kendi arkadaşlarına geldiğinde despot, sert ve kaba

davranırlar nedense. Neticede o halkanın dışında olanlar o kişiye belki bir an

ilgi duyar ya da sever ama dava kardeşi hep yanında, yakınındadır.

Sonrası genelde hep aynıdır. Buruk yürekler,

küskünlükler, acı hatıralar ve neticede kızgınlık, öfke, düşmanlık. Burada

önemli olan bu hisleri beslemek mi yoksa bu hisleri besletenler mi pek belli

olmaz. İki tarafın suçu da olsa yine de çoğul tekili arayıp sormuyor,

istemiyorsa nereye kadar gider değil mi

Bir şeyleri vesile edip arayıp sormak lazım eski

dostları, arkadaşları. Neticede elbette köprünün altından çok sular akmış pek

çok şey değişime uğramıştır. Ama ne demiş atalar eski dost düşman olmaz .

Yeter ki bizden olanların kıymetini bilelim. Onlara hak ettikleri değeri

verelim. İşte o zaman biz oluruz, bir aile sıcaklığına kavuşuruz. Hep

komşunun tavuğu kaz görünecek değil ya!..

 Minik bir tebessüm

İşaret

Temel ile Dursun balık tutabilmek için bir kayık

kiralayıp denize açılmışlar. Oltaları denize atar atmaz balıklar oltaya

takılmaya başlamış. O kadar çok balık tutmuşlar ki keyiflerine diyecek yokmuş.

Temel Dursun a:

- Ula Dursun buraya bir işaret koyalım. Yarın burayı

bulmamız kolay olsun. Demiş ve sahile dönmüşler.

Kayıktan inerken Temel:

- Ula Dursun işaret koymayı unutmadın        değil mi

- Ula hiç unutur muyum Bak kayığın ucuna çarpı koydum

da.

Temel sinirlenmiş:

- Ula salak! O işareti denize koyacaktın kayığa değil.

Yarın aynı kayığı başkası kiralarsa gitti balıklar.

 İlgilisine notlar:

Önce zihinler bulandı, sonra düşünceler değişti,

nihayetinde düşündüklerini doğru zannettiler şimdi doğruyu kabullenmiyorlar.

Ne kadar akıllı olursan ol yine de bir deliye danış.

Çünkü akıllılar beyinleriyle deliler yürekleriyle düşünürler ve yürek beyinden

daha az yanılır.

Ölsek de kurtulsak diyenler sanki ahirette dinlenme

tesisleri var da tatil yapmayı planlıyorlar.

Milli Gazete 42. Yaşına girdi. Dile kolay eğilmeden,

bükülmeden geçen onlarca yıl. Taviz vermeden Hakk ın hâkim olması için

mücadelesine devam ediyor. Nice 42 li yıllara

Mevlid Kandilini idrak eyledik. Rabbim ümmetin bir ve

beraber olmasına vesile kılsın. Basiret ve firaset sahibi olanlardan eylesin.