En son Bekaa Vadisinde görülmüş Bedrettin Dalan; doğruysa eğer, sahte pasaportla da Belarus‘a uzanmış ardından. Ergenekon‘un fikri ve mali önderi diyorlar onun için. Nereden nereye!
Rahmetli Turgut Özal ANAP‘ı kurarken, Ankara, Yeşilyurt sokağındaki evine getirmişti birileri Dalan‘ı. Ayakkabılarını çıkarmış, mutfak kapısında dikilmiş, ellerini önünde kavuşturmuş mutfak masasına davet edilmeyi bekliyordu. Mavi gözleriyle herkesi tarıyor, dipten doruğa süzüyor, boşa koyuyor aldırıyor, doluya koyup sığdırıyordu. Sonra, İstanbul‘a Belediye Başkan‘ı yaptı rahmetli onu. Ardından da yürü ya kulum dönemi başladı! Sonra veli nimetine sırt çevirdi ve 1989 seçimlerine birbaşına girdi. Boyunun ölçüsünü aldı. Ardından DYP serüveni. Okullar, üniversite, falan falan...
Şimdilerdeyse sahte pasaportlarla çat burada, çat kapı arkasında. Ergenekon iddianamelerinde Tuğgeneral Levent Ersöz‘le telefonda konuştuğu ve Cumhuriyetçi Çalışma Grubunu göreve çağırdığı öne sürülüyor. Dahası Poyrazköy‘de üniversitesi aracılığıyla aldığı arazide silah ve cephane bulundu, amirallere yönelik suikastlere kadar her işe bulaştığı yazılıyor. Eh doğal olarak da savcılar konuşmak istiyor Bedrettin Dalan‘la.
O da, "hastayım... eşim hasta... geleceğim..." falan dedi; ama gidiş o gidiş. Niye dolaşır diyar diyar? Ne yapar, kimlerle görüşür, neler tasarlar, düşünür? Şimdilerde Bedrettin Dalan dendi mi aklıma Bertolt Brecht‘in "Arturo Ui‘nin Önlenemez Yükselişi!" adlı oyunu geliyor. Ama her önlenemez yükselişin ardından, tepe taklak aşağı iniş de vardır! İktidar hırsı bürümeye görsün adamın gözünü. Kırmızı görmüş boğa örneği saldırır da saldırır. Aslında boğa renk körüdür. Önünde hareket eden "şeye" dalar. İktidarı, yasal olmayan yollardan ele geçirmek isteyenlerin de gözüne perde iner ya? İşte aynen öyle! Ama sonunda tercio de muerta bitirir işini; ense köküne giren uzun ince bir kılıç yere serer adamı... hırs da uçar gider vücudundan... gene eller kavuşur önünde, kapı eşiğinde dikilir kalır insan!





