Başörtüsü yasağının sınırlarının her geçen gün genişletilmesi endişe vericidir. Yakında, kamu görevlilerini sokakta çevirip başörtüsü denetimi başlarsa; bu yasak parklara, yollara da taşınırsa, başörtüsü takan bayanların sokakta gezmesine müdahale edilirse, devletin bazı görevlileri sokaklarda başörtülü avına çıkarsa, ileride evlere kadar da götürülürse hiç şaşırmayalım. Böylesi bir tepkisizliğin, vurdumduymazlığın sonu bu olur herhalde.

Danıştay ın öğretmenlerin okula geliş gidiş sırasında başını açmak zorunda olduğuna ilişkin kararı, kadınların özel hayatlarına müdahaledir. Geliş gidiş ne demek Okula giriş çıkış mı, yoksa sokakta mı ! Bayan öğretmenlerin peşine hafiyeler mi takacağız   İnsanların özel hayatlarında nasıl davranmaları gerektiğini şekillendiren devlet olamaz. Bu karar kadınları eve hapsetmeyi öngören bir karardır. Bir anaokulu öğretmenine, Öğretmenlik yaparken başın açık olacak, dışarıda da başın açık olacak deme hakkına kimse sahip değildir. Bu anlayış hiçbir hukuk anlayışı içinde tanımlanamaz. Sokakta kadınların ne giyeceğine karışılmamalı. Buna herkes kendisi karar verebilir. Kalkıp da vatandaşımızın din ve vicdan özgürlüğünü kimsenin kısıtlama hakkı yoktur. Bu ancak totaliter rejimlerde olur. Laiklik tam burada lazımdır.

Danıştay kişisel görüşlerini mahkeme kararı olarak sunmuştur. Mahkemeler Türk milleti adına karar verir. Ancak Danıştay ın bu kararına Türk milletinin katılmadığı çok açık. Danıştay Türk milleti adına karar veriyorsa, milletin hassasiyetlerini dikkate almalıdır. Böyle bir karar demokratik hiçbir ülkede görülemez. Bu karar kadını aşağılayan, horlayan, imkanlardan yoksun bırakan bir özellik taşımaktadır. Bu karar evrensel insan hakları beyannamesine, AB sözleşmelerine ve diğer uluslararası hukuklara aykırıdır. Danıştay ın bu kararının mutlaka iptal edilmesi gerekir. Danıştay kararı özel hayata ilişkin temel hak ve özgürlüklerin daraltılması konusunda sınırları aşmıştır. Karar, hem evrensel hukuk ilkelerine hem Anayasa ya aykırıdır. Danıştay ın kararı temel hak ve hürriyetlerden olan özel hayatın dokunulmazlığı hürriyetine aykırıdır.

Verilen kararda, "laikliğe" de vurgu yapılmaktadır. Kararda dayanak yapılan "laikliğin", Anayasa dahil hiçbir yasada tanımı olmadığına göre, bu ilkeyle ilgili yorumun, karar verenlerin "kişisel" görüşlerini yansıttığı açıktır. Aksi takdirde, laiklik konusunda farklı yorumların olmaması gerekirdi. Danıştay ın "laiklik" yorumu son derece sorunludur. Danıştay kararlarının bağlayıcılığı dikkate alındığında, idare mahkemelerinin, kendilerini, idarenin yerine koyan tasarruflarda bulunmaması gerekir. Aksine bir uygulama, idarenin, Danıştay ın, "siyasi" kararlar alması anlamına gelecektir. Bazı kamu kurumları "Anayasa ve laikliği koruyorum" diye  kendi aralarında bir yarışa girmektedirler. Laiklik, Atatürk devrim ve ilkeleri, yasak koyarak, insanların dini  vecibelerini  sınırlandırılarak korunamaz.

Hem demokratik ve laik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetimize sahip çıkacağız, hem de Cumhuriyetimizin temel kuruluş ilkelerini unutacağız.

Bu bakımdan Danıştay kararı hukuki değil, ideolojik gerekçelerle verilmiş olabilir.