Bu ülkede yıllardan beri yargının adalet dağıtmak yerine

bir takım kesimlerin yönlendirmesi ve etkisi altında kaldığı biliniyor ve

bundan toplumun önemli bir kesimi hep şikâyetçi. Bu durum bazen ‘Yargının

siyasallaşması’, bazen ‘Siyasi ve ideolojik taraf olması’ şeklinde

nitelendirildi. Kısacası yargı deyince akla tarafsız bir kurum değil, taraflı

uygulamalara imza atan bir kurum geldi. Bu eleştiriler her zaman doğru muydu

Bu soruya ‘evet’ demek yargıya haksızlık olur. Ancak, darbecilerin

brifinglerine koşan yargı mensupları hatırlanınca da eleştirilere karşı çıkmak

da mümkün olmadı. Bazı yargı mensupları ya siyasi ve ideolojik

mensubiyetlerinin etkisi atında kaldılar ya da darbecilerin gövde gösterisi karşısında

etkilendiler. Böyle olunca da geçmişte verilmiş bazı kararlar sonucu mahkûm

edilmişlere iade-i itibarlarını sağlayacak yasal düzenlemelere ihtiyaç duyuldu.

Bir takım yanlış uygulamalar sebebiyle yargıyı bir bütün

olarak hedef tahtası haline getirmek ne kadar yanlış ise, bazı kesimlerin

yargının bu yanlı kararlarına alkış tutmaları da o kadar yanlıştır. Böyle bir

yaklaşım adaleti sadece kendileri için istediklerini gösterir ki, o zaman gücü

ele geçiren yargı üzerinde baskı kurmaya, etkili olmaya kalkışır. Bu iş böyle

devam edip gittiği sürece bu ülkede adaletin her zaman ve herkese eşit tevzi

edilmesini beklemek boşuna olacaktır.

Yargıdan şikâyetleri giderme görevi kime düşer

Elbette bu konuda birinci derecede sorumlu ve yetkili

olan yasama organıdır. Yürütme gördüğü aksaklıkları giderici hazırlıkları

yaparak, konuyu Meclis’e getirir ve burada yasalaştırılır. Böylece de yargıdan

şikâyetler sıfırlanamasa da en aza indirilmeye çalışılır. Ülkemizde yargı ile

ilgili olarak geçmişte çeşitli düzenlemeler yapılmış, her düzenlemenin ardından

yeni düzenlemeye ihtiyaç duyulmuştur. Bunun sonucudur ki arka arkaya 3 yargı

paketi hayata geçirilmiş, şimdi dördüncüsü hazırlanmaktadır. Bu yetecek midir

Doğrusu üç tanesi yetmemiş ise dördüncüsünün yeteceğini söylemek kolay olmaz. O

zaman sorunun yasalardan çok insandan kaynaklandığını söylemek yanlış olmaz.

Hukuk fakültelerinde daha birinci sınıfta öğrencilere öğretilen ilk husus,

“Kötü bir yasanın iyi bir uygulayıcı elinde doğru sonuç vereceği; buna karşılık

iyi bir yasanın kötü uygulayıcı elinde yanlış sonuç verebileceği”dir. Böylece

yasalardan ziyade uygulayıcıların, yani insan unsurunun önemine dikkat çekilir.

Bu bakımdan sadece yargıda değil hayatın her kesiminde öncelikli olarak insan

unsurunun niteliği önem kazanıyor.

Bunu söylerken kusursuz insan arayışında olmadığımı

belirtmeliyim. Çünkü insanın kusursuzluğu söz konusu olamaz. Bu bakımdan

özellikle yargıda alt mahkemelerde insan kusurundan kaynaklanması mümkün

kararların düzeltilmesi için yüksek mahkemeler oluşturulmuştur.

Sonuç itibariyle Meclis’te çoğunluğa sahip iktidar

partisinin genel başkanı, Başbakan Erdoğan’ın son zamanlardaki yargıya dönük

şikâyetlerini insan anlamakta güçlük çekiyor. Özellikle de emekli ve muvazzaf

yüksek rütbeli askerlerin uzun tutukluklarına itirazı ister istemez bunu

engelleyecek bir yasal düzenlemenin şimdiye kadar niçin yapılmamış olduğu

sorusunu akla getiriyor. Bir adım daha ileri giderek MİT Müsteşarı hakkında

soruşturma açılmasını Başbakan’ın iznine bağlayan yasal düzenleme sırasında

bugün şikâyetçi olunan yeksek rütbeli subaylar konusunun niçin düzenlemeye

dâhil edilmediği de ayrı bir konu. Yani, vatandaşın yargının bazı

uygulamalarından şikâyetçi olması anlaşılabilir de Başbakan’ın şikâyeti insana

anlaşılabilir gelmiyor.