Balkanlarda Osmanlı‘dan ayrılan son toprak parçası olan Arnavutluk‘a; beşer bin adet Arnavutça ilmihal ve Peygamberimizin hayatını anlatan "Profeti Muhammed - Peygamber Muhammed" adlı eseri, yaz okullarında okuyan gençlere hediye etmek için gittik. Kitabı alan çocukların sevincine diyecek yoktu. Yaşlılar da kitaplardan istediler. Onlara takdim edememek bizi mahcup etti. Ne yazık ki kitaplar öğrenciler içindi ve sayılıydı. Keşke beş değil 50 bin bassaydık da, isteyen hiç kimseyi boş çevirmeseydik.
İstanbul‘dan Tiran‘a 80 dakikalık bir uçuşla ulaştık. Uçaktan ülkenin ne kadar yeşil olduğuna şahid oluyorsunuz. Yüksek dağlarda kar var ve hemen ardından başlıyor orman. Ülkede kaldığım beş buçuk gün içinde çıplak dağ görmemek beni mutlu etti. Genel olarak dağlık olan Arnavutluk, 28 bin kilometrekarelik yüz ölçümü ve üç milyonu aşan nüfusu ile şirin bir ülke. Adriyatik denizine kıyısı olan ülkede ılıman bir iklim yaşanmakta... Haziran ayının ilk günü Perşembe sabah varıyoruz Tiran‘a ve öğleden sonra başlayan yağmur, biz dönene kadar devam ediyor. Daha da ayın 14‘üne kadar rahmetin yağması bekleniyor. Akdeniz ikliminin hâkim olduğu ülke bol yağmur alıyor. Türkiye‘den birisi Arnavutluk‘a gelmiş. Kalıyor bir hafta on gün, yağmurun durduğu duracağı yok. Memlekete dönüyor. Aradan üç beş ay geçince Arnavutluk‘taki arkadaşını arayıp soruyor: Yağmur durdu mu?
Ülkeye ilk girişte ‘ahiret soruları‘
Pasaport kontrolünden geçemiyorum, çok iyi derecede Türkçe konuşan ve mesleki eğitimini Ankara‘da alan polis, bana kenarda beklememi söylüyor. Uçakta benimle beraber 20 civarı Türk vardı. Hepsi de kontrolü geçtiler. Kimse kalmadıktan sonra yanıma gelen polis, ardı ardına sorular yöneltiyor. İlk defa geliyorsun, ne yapmaya geldin, çalışmaya mı? Arnavutça biliyor musun? Seni kim bekliyor? Bekleyen kişiyi tanıyor musun? Ne iş yapar? Sorulara cevap vermekte oldukça zorlandım. Gidip bizim Mehdi Gurra‘yı buldu getirdi. Bir o kadar da ona soru sormuş. Benim cevaplarla onun cevapları uyuşmamış...
Meğer ülkeye ilk defa giriş yapanlara bu muamele yapılıyormuş. En sonunda 10 Avro‘luk ayakbastı parasını ödeyip geçiyoruz. Türkiye‘den vize istenmiyor ama ayakbastı parası var. Ülke nüfusunun bir milyonu başkent Tiran‘da yaşıyor. Tiran‘ın koca koca meydanları var. Opera, müze, Ethem Bey Camii, saat kulesi, bakanlıklar, genelkurmay başkanlığı, belediye başkanlığı, İskender beyin at üstünde heykeli, ortodoks kilise inşaatı hep bir meydanın etrafında yer alıyor. Geniş yollar, düzgün ve ağaçlandırılmış caddeler, geliş gidiş şeridi arasında geniş yaya yolları, yeşillikler, geniş parklar, düzenli bir şehir olarak görünüyor. Komünist sistemin şehre yansıması olsa gerek bu saydıklarım. Merkezde yer alan geniş meydanın bir bölümü eskiden Osmanlı mezarlığıymış. Şu an ne mezarlık ve ne de eskiden burada olan Osmanlı Camisi var. Etrafta bol inşaat var, Türk firmaları da bunlardan bazılarını yapıyor.
Osmanlı ve İskender Bey...
Meydanda at üstünde heykeli bulunan İskender Bey, zamanında Osmanlı‘ya karşı uzun yıllar savaşmış. En son Fatih Sultan Mehmet tarafından etkisiz hale getirilmiş. Mezarı Lezhe Şehri‘nde bulunuyor. Bir heykel de 1614 yılında Tiran‘ı kuran Süleyman Paşa‘ya ait. O da Arnavutların milli kahramanlarından birisi.
Bir mezarı var Süleyman Paşa‘nın ama rivayetler muhtelif. Kimi mezarda kafası var vücudu İran‘da diyor, kimi vücut burada kafa İran‘da diyor, kimi de sadece iç organları burada gerisi İran‘da diyor. En doğrusunu Allah bilir. Bir de sağda solda meçhul asker heykellerine rastlıyorsunuz. Meydan ve bakanlıkların olduğu caddenin altında savaşta kullanılmak üzere yapılmış bir-bir buçuk kilometre uzunluğunda sığınakların olduğu söyleniyor. Bakanlık binalarını bir iki asker bekliyor, bir o kadar da polis. Polisin üniforması Türk polisine benziyor. Polisin ve askerin Türkiye ile eğitim alanında işbirliğinin olduğunu öğreniyoruz. Arnavutluk, AB‘nin isteği ile asker sayısını azaltıyor. Arnavutluk, 1912‘de Osmanlı‘dan ayrılmış. İsmail Kemali, Vlora‘da bağımsızlığı ilan etmiş. Vlora, Elbasan ve Prizren‘in ardından 1925‘te Tiran başkent olmuş.
Kral, 1925‘te İtalyanlara başkentte yönetim binalarını yapmak için izin vermiş ve şu an kullanılan bakanlık binaları, 1925-39 arası İtalyanlarca yapılmış. 1939-44 yılları arası şehir, İtalya işgali altında kalmış. Ülkenin 36 ili ve 365 ilçesi var. İllere bağlı belediye sayısı 87, Tiran‘ın 11 belediyesi mevcut.
Tarikatlarda Hıristiyan etkisi...
Kadiri tarikatını ziyaret ediyoruz. Girişte mum yakılan yeri görünce çok şaşırdım. Hıristiyanlığın etkisini görmek bizi üzdü. Ahmediler ya da diğer adıyla Kadıyaniler de varmış Arnavutluk‘ta.
Kadiri tarikatını ziyaret ediyoruz. Girişte mum yakılan yeri görünce çok şaşırdım. Hıristiyanlığın etkisini görmek bizi üzdü. Ahmediler ya da diğer adıyla Kadıyaniler de varmış Arnavutluk‘ta. Bir camileri var ve yanına bir de okul yapmaya çalışıyorlar. Okulun 2006 Eylül ayında açılacağını duyuyoruz. Şerif Delvina hocayı ziyaret edip kendisi ile röportaj yaptık. Hocanın kitaplarından bazılarını çevirmeli ve Türkçe‘ye kazandırmalıyız.
Hem de hocaya telif verilmesi ile onun da maddi açıdan rahatlaması sağlanmış olur. İçkisiz lokanta bulmak imkânsız gibi... Arnavutlar bol et tüketiyorlar. Yediğimiz kuzu kavurması bana çok yağlı geldi. Baharat kullanmıyorlar, sade yiyorlar. Elbasan tava da çok yağlıydı. Ülke genelinde araziler metrekaresi 15 Avro‘dan başlayan fiyatlarla satılıyor. Bu rakam Tiran merkezde 1000 Avro‘ya kadar çıkıyormuş. Ülke elektrik ihtiyacının bir kısmını dışardan almaktaymış. Ülkede kaldığım zaman zarfında Mehdi hoca iki defa elektrik kesintisinden şikayet etti.
Halkın yüzde 75‘i Müslüman ama...
Halkın yüzde 75‘i Müslüman ama şuur noktasında eksiklik var. Komünizm ve ardından yaşanan Kapitalist düzen içinde halk, dinden oldukça uzaklaşmış. Etrafta üç beş başörtülü hanım görüyoruz. Bayanlar aşırı derecede açık giyiniyorlar. Camiye açık gelip örtünerek namazını kıldıktan sonra tekrar açılarak giden bayanlar görüyorsunuz. Cami cemaatini yaşlılar ve gençler oluşturuyor. Orta yaşlı cemaat bulmak zor...
Yaşlılar, Osmanlının mirasından ne kalabilmişse onu hâlâ sımsıkı tutuyorlar, vakit namazlar, Cuma ve teravih, mevlit-i şerif, Ramazan orucu. Sakal ve bıyığın olmadığı yaşlılara inat geçlerde uzun sakallar var. Daha çok selefi akımlara yönelen gençlerle komünizm silindirince ezilmiş, geleneksel sünni yaşlılar omuz omuza namaz kılıyorlar. ABD istatistiklerine göre ülke nüfusunun yüzde 70-75‘i Müslüman, yüzde 18‘i Ortodoks ve yüzde 8-10‘u Katolik. Bektaşiler için Müslüman nüfusun yüzde 20-25‘ini oluşturduğu denilmekte.
Arnavutluk İslâm Komitesi-Diyanet
Komunıteti Muslıman ı Shqıperıse - Islamic Communıty of Albanıa - Arnavutluk İslam Komitesi - Arnavutluk Diyanet İşleri. Programımızın ikinci günü Diyanet İşlerini ziyaret ediyor ve yanımızdaki kitaplardan hediye ediyoruz. Parlamentonun tam karşısında yer alan Diyanette görüştüğümüz kişinin adı Saimir Rusheku. Görevi Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı ve Eğitim Müdürlüğü Başkanlığı. Saimir hocadan aldığımız bilgiye göre dernek statüsünde bulunan Diyanet, Arnavutluk devleti tarafından ülkede İslâm dininin resmi temsilcisi olarak kabul ediliyor.
1923‘te kurulan komite 1967-90 yılları hariç, her dönem faaliyet göstermiş. 1967-90 arası komünist yönetim her türlü dini faaliyeti yasaklamış. Şu an her ilde bir müftülük olmak üzere toplam 33 müftülük var. İl müftülükleri yedi bölge merkez müftülüğüne bağlı olarak çalışıyorlar. Tiran ve Durres merkez olarak orta, İşkodra merkezli kuzey ve Berat merkezli güney olmak üzere, bizim görme fırsatı bulduğumuz üç bölge ve gitmediğimiz diğer dört bölge müftülüğü mevcut. Ülke genelinde yekûn olarak 595 cami Diyanete bağlı olarak hizmet vermekte.
Diyanetin gelirlerinin bir kısmını ülke dışındaki vakıflardan gelen yardımlar oluşturuyor. 15 yıldır faaliyet gösteren eğitim müdürlüğü çerçevesinde dini eğitim veriliyor. Eğitim Müdürlüğü çalışmalarını İmam Hatipler, İslâm Kültür Merkezleri ve Kur‘an Kursları çerçevesinde sürdürüyor. Eğtim Müdürlüğünün bir projesi var. Her camiye açılır kapanır masa ve sandalye ile küçük bir kitaplık ve yazı tahtası alarak, yıl boyu süren eğitimlere başlamak.
Ülke genelindeki 7 İmam Hatip‘te 2 bin öğrenci mevcut
Mevcut yedi İmam Hatip Okulunda (orta ve lise kısımlarında toplam) iki bin öğrenci var. İmam Hatip‘e Medrese deniyor ve orta kısımla birlikte sekiz yıl eğitim veriliyor. Sadece lise kısmı ise dört yıl sürüyor. Türkiye‘deki İHL‘ye yüzde 90 uyuyor denilmekte. Bu okullarda beden eğitimine daha bir önem veriliyor. Eskiden askeri eğitim mecburiymiş. İslâm kültür Merkezleri‘nin sayısı ise dört ve iki yıllık programla eğitim veriyorlar.
Din derslerinin yanında bilgisayar, dikiş-nakış ve ingilizce dersleri de yer alıyor. Her müftülüğe bağlı Kur‘an Kursu bulunmakta ancak bununla ilgili tarafımıza net bir rakam verilemedi. Duruma göre kurs açılmakta ve kapanmaktaymış. İsteğe bağlı deniyor, öğrenci sayısına göre kurs açılıyor. Ülkede en fazla kurs Koplik ve İşkodra olmak üzere kuzey bölgesinde yer alıyor. 15 kursun 1990‘dan beri bu bölgede aralıksız eğitim verdiği söyleniyor. İkincilik Durres ve orta Arnavutluk bölgesinde. En az kurs ise Berat merkezli güney bölgesinde yer alıyor. Kurslar sadece yaz tatillerinde ve hafta sonu yapılıyor.
Kur‘an Kursları için iki sıkıntımız var deniyor. Birincisi okunacak kitap sıkıntısı. Bunun için İHH‘ya ve tüm Türkiyeli Müslümanlara teşekkür ediyorlar. Beş yıldır kitaplar sadece Türkiye‘den geliyor. Her yıl 8-10 bin kitap gelmiş ve ihtiyacı karşılamış. İkincisi hoca maaşlarının ödenememesi... Kurs hocalarının p‘i imamlar ve 50 dolarlık imamlık maaşlarına bazen 5-10 dolar ek yapılabiliyor. Bu problem çözülememiş durumda.
Yine misyonerler...
Halkta selam çok yaygın... İlk karşılaşmanın yanında ayrılırken de selam veriyorlar. Her gelen ve gidenle selamlaşmak çok hoşuma gitti. Ülke İtalya ile Yunanistan kıskacı arasında kalmış durumda. İslâm dini olmazsa Arnavutlar, bu gidişle ya İtalyanlaşacaklar ya da Yunanlaşacaklar denilmekte. Misyonerler faaliyetlerine aralıksız devam ediyorlar. Öyle ki insanlar bir noktada yardım almaya alıştırılmış durumda. Hıristiyanlara zaten yardım yapan bu kuruluşlar, Müslümanlara da dinlerinden vazgeçmeleri için yardımda bulunuyorlar. Mehdi hoca bu yüzden insanlar çalışmıyor diyor.
Ülke toprakları dediğim gibi çok verimli, iklim tarıma elverişli ama üretim yeterli seviyede değil. Ülkeye sebze Antalya‘dan geliyor. Her tarafta komünist dönemden kalma fabrikalar var. Sanmayın bunlar üretim yapıyor, hepsi de hurda yığınına dönmüş. Üretim adına ülkede dişe dokunur bir şey yok. Hayvancılığın tarıma göre daha iyi olduğunu öğreniyoruz. Ekonomi ve inanç zayıf tespitine varıyoruz. Yıllarca dine izin vermeyen bir ülkede insanlar İslâm‘ı unutmuşlar maalesef. Maddi ihtiyaç yüzünden zayıflamış olan dinlerini de satmaktan çekinmeyenler yok değil. Zıtlığa bakın ki yollarda hareket eden arabaların p‘i Mercedes ve geri kalanlar da onun ayarında araçlar. Ticari taksiye biniyorsun modeli yüksek bir araba, La havle... Eski yeni Mersedesler, Audiler boy gösteriyor, anlam vermem gecikmiyor. Olayın başka boyutları var.
Avrupa‘nın önde gelen şebekesi: ‘Arnavutluk Mafyası‘
Arnavutluk mafyası alanında maharetliymiş. Avrupa‘nın dört bir yanından çalınan arabalar burada müşterinin hizmetine sunuluyor. Keşke bu kadarla yetinilse diyorum ama saymaya başlıyorsunuz: organ mafyası, uyuşturucu mafyası, beyaz kadın mafyası, yaygınlaşmış kumarhaneler. Rüşvet de yaygınmış. Salih Berişa, göreve başladığında rüşvete karşı savaşmış ve bir nebze de başarılı olmuş. Ancak tüm işler durma noktasına gelmiş. Bunun üzerine halk başbakana kızmaya başlamış. Rüşvetsiz iş yürür mü hiç? Rüşvet olacak ki işler olsun. Komünizmden kalan bu zihniyet devam etmekte maalesef! ABD elçiliğinin kocaman bir binası varmış. 600 personelle hizmet verdiğine göre önemli misyonlar üstlense gerek. Amerika‘dan sonra ikinci etkili İtalya ve üçüncü Yunanistan deniyor. Ardından ise Almanya ve Fransa geliyor. Ayrıca İtalya ve Yunanistan‘da çok sayıda gurbetçi var.
26 camiden geriye sadece üçü kalmış
Tropoja Müftüsü Başkim Berişa ile görüşüyoruz. Karadağ ile Kosova arası bir bölge olan Tropja, 10 bin şehir merkezinde olmak üzere, köyleriyle beraber toplam 42 bin insanın yaşadığı bir yer. Başkent Tiran‘a 220 km uzaklıkta yer alıyor ve 12,5 saatlik çok kötü bir yolla ulaşabiliyorsunuz. Eskiden 26 camisi varken şu an sadece üç cami kalmış durumda. Müftülüğün muallimi yani Kur‘an Kursu hocası Edvard Demir de yanımızda. Tüm kursların sorunları Tropoja için de geçerli. Altı yıldır bu görevi yapan muallim 40 dolar maaş alıyor ama uzun zamandır hiç maaş alamamış.
80 dolar maaşlı müftü bey de aynı durumdan mustarip. Tropoja‘da dört Kur‘an Kursu ve 179 talebe var. Dört hoca ve bir sekreter de maaşlarını alamamışlar. Müftü bey arıcılık yapıp bal ürettiği için durumdan fazla etkilenmese de diğerleri zor durumdalar. Un almamız lazım diyor müftü bey un. Müftünün bir de ilahi kaseti çıkarma fikri var. Hadi hayırlısı diyoruz. Müftünün kalpten rahatsız bir çocuğu var. İstanbul‘a getirmesi gerekiyormuş, yol parasına ihtiyacı var, en az 600 Avro yol parasına.
Muşketa Camii...
Cuma namazını geçen kurban bayramında kurban kesimi yaptığımız Muşketa köyünde kıldık. Tiran‘a 22 km uzaklıkta yer alan, 5.200 nüfuslu Krrabe kasabasına bağlı köyde yaptırılan caminin imamı, mihmandarımız ve kitap dağıtımı projesi sorumlumuz Mehdi Gurra. Mehdi hocanın özel gayretleriyle şirin mi şirin bir cami yapılmış; camisi olmayan ama kilisesi yeni yapılan Müslüman köyüne.
Cami yeşillikler içinde bembeyaz temizliği simgeleyerek taa uzaklardan seçilebiliyor. Ağaçlar ve çiçeklerle bezenmiş avlu insanın ruhunu okşuyor. Tüm detaylara dikkat edilmesi, imamın ve cemaatin kalitesini ortaya koymuş. Öyle ya! İnsan gidip kiliseye bakacak, hemen yanında kefen misali ihramına bürünmüş Kâbe‘ye bakan bu camiye de uğrayacak. Ruhu çekmeli değil mi? Tebliğini daha ilk baştan iletmeli.
Benim temsil ettiğim din temizdir, sadedir ama bir o kadar da incelik sahibidir, demeli. Emeği geçenlere teşekkür ediyoruz. Planda caminin yanına bir de kurs binası yapılması var. O da olur inşallah.




