Tunus’ta Nahda Hareketi’nin seçimleri kaybetmesiyle birlikte haklı bir tartışma baş gösterdi. Arap Baharı başladığı yerde sona erdi mi Bunu kabul eden de var etmeyen de. Sözgelimi İtticah el Muakis (Ters Açı) programını sunan Suriye asıllı Faysal Kasım, Arap Baharı’nın bittiğine dair kutlama yapanların yanıldıklarını ifade ediyor. Onları kuruntuya kapılmakla suçluyor. Bu konudaki argümanı şöyle: Tarihin akrep ve yelkovanları geriye doğru sarmayacaktır. Bundan dolayı erken gülenler sonrasında pişmanlıktan parmaklarını ısıracaklardır. Ama biten bir şey var. O da Arap Baharı’ndan sonra denenen yöntemdir. En azından bunun ilk provasıdır. Arap Baharı halk iradesini ortaya çıkardı. Bu füzyon içinden İslamcılar ortaya çıktı. Zira en organize cemaatler İslamcılar arasında vardı. Bundan dolayı da Ferid Zekeriya gibiler BOP çerçevesinde demokrasi havariliğinin yapılmasına itiraz etmiş ve liberal dalga güçlenmeden girilecek seçimlerin İslamcılara kaptırılacağını söylemişti. Lakin İslamcılar denendi onlar da hazırlıksız çıktı. Deveran döndü, Tunus’ta tersinden Özal’ın dört eğilimini barındıran Nida Tunus (Tunusun Çağrısı) Partisi kazandı. Eğilim itibarıyla karma bir parti olmasa bile Nahda Hareketi de fiiliyatta uzlaşma ve koalisyon üzerinden hareket etti. Bununla birlikte dört eğilimi temsil eden El Baci Kaid Sibsi seçimleri kazanmış oldu.
***
Aslında her iki tezi seslendirenler de haklı. Meseleye daha geniş zeminde bakmak gerekiyor. Evet, Arap Baharı halkın iradesi ve onu yansıtan sandık olmadan ve İslamcılar sandıktan çıkmadan devam edecek. Arap Baharı’nda çöken yöntem olmuştur. İslamcılar iktidara geldiklerinde aslında eski yapının kurumları ve dünya düzeni tarafından kuşatılmış haldeydiler. Bunu yarmak imkânsızı talep gibiydi. İslamcılar karşı devrim süreciyle karşı karşıya geldiler. Bu karşı devrim Mısır’da açık darbe suretine büründü. Tunus’ta ise karşı devrim, eski rejim, sandıktan çıktı. Bu ise İslamcıları yeni bir durumla karşı karşıya getirdi. Süreçte henüz İslamcıların iktidarda tutunmalarının imkân dışı olduğu görüldü. Öyleyse çare nedir Herkes çareyi kendi zaviyesinden değerlendiriyor. Kuveytli siyaset bilimcilerinden Fehd Abdullah Nefisi İslamcıların bir süre iktidardan uzak kalmalarını ve nadasa çekilmelerini tavsiye ediyor. Aslında bu bir tercih değil zorunluluk. Kaldı ki isteseler bile iktidara gelecek veya iktidarda kalacak halleri ve mecalleri yok. Tunus’ta iktidara geldiler ama muktedir olamadılar. Zira gerçek iktidar sandıkta değil, güç merkezlerinde. Arap Baharı bu yöntemi denedi ve yöntem denenerek elendi. Dolayısıyla İslamcıların yöntemlerini yeniden gözden geçirmelerinin vaktidir.
***
Arap Baharı İslamcıların omzunda yükselecektir ama devrimlerden sonra takip ettikleri yöntem iflas etmiştir. Oysaki kimse İslam’ın iflas ettiğini söylemez. Çözüm daha derin ve temellerde. Nefisi’nin dediği gibi İslamcıların kadrosuzlukları müsellem bir mesele ise de meselenin boyutları bununla sınırlı değil. Dünya sistemi ve onun bir parçası olan bölgesel sistem tarafından kuşatılmışlıkları temel meseleyi teşkil etmektedir. Yoksa İslamcılar ne kadar donanımlı olurlarsa olsunlar kendilerini kuşatan sistem onların iktidarına ve onun ötesinde muktedir olmalarına izin verecek midir Kısaca hayır. Demek ki, bu yolla sonuca ulaşmak kabil değil. Bununla birlikte Abdullah Fehd Nefisi İslamcıların içtimai ve sosyal bünye ile ilişkilerini daha sağlam kurmaları gerektiğini söylüyor. Bu noktada merhum Faslı âlimlerden Ferid Ensari ‘el Fıtriyye’ başlıklı kitabında bu yöntem sorununu tartışıyor. Vardığı sonuç şu: İslamcılar Fransız Devrimi’nin kalıntıları olan pozitivist bir zemini temsil eden hareket gibi kavramları ve anlayışları terk ederek öze ve fıtrata dönmeliler. Hedef İslami olduğu gibi yöntemi de İslami olmalıdır. Kendi fıtratlarına ve İslam’ın özüne dönmeliler. Bu noktada İslami partilerin de geneli kucaklamaktan ziyade sekter bir yapıya (taifiyye) büründüklerini dolayısıyla çözüm olmaktan çıkarak sorunun bir parçası haline geldiklerini ifade etmektedir. Dikey büyümeden yatay büyümeye doğru geçmenin lüzumundan bahsediyor. Mesele partilerin veya teşkilatların yayılması değil İslam’ın yayılmasıdır. Araç amacın yerini almamalıdır. Lakin bugünkü deneyim tersini göstermektedir. Yatay büyümeyi amaçlayan metoda yani İslam davetine dönmek ve buna ağırlık vermek gerekiyor. Dikey boyut yatay boyutun gölgesinde kaldı. Yani cemiyetler veya hareketler veya partiler bir şekilde genelin yani davetin ve ümmetin önüne geçti. Arap Baharı da bu dikey yapıların iflasını ortaya çıkarmıştır. Lakin çözüm eski müstebit yapıda değil. Eski yapı bitmiştir. Eski yapının temsilcileri Namık Kemal’e kulak versinler: Eski hal muhal ya yeni hal ya izmihlal. Arap Baharı yeni hali dayatmaktadır. Eski yapılar ise izmihlali. İslamcılar ise yeni hali ve çözümü kuşanmak zorundadırlar. Biz de Hz. Mevlana gibi deriz: Eskiye dair ne varsa dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım.