Ocak ayının hafızalarda yer edinen en önemli olaylarından biri…
Gazeteci-yazar Uğur Mumcunun Ankara Çankaya’daki evinin önünde, 24 Ocak 1993’te bombalı suikaste kurban gitmesi…
"Bu işi devlet yapmıştır, siyasi iktidar isterse çözülür." diyen DGM Savcısı Ülkü Coşkunun bu sözleri…
"Bu iş onur meselemizdir. Mumcunun katilleri yakalanacak" diyen ama arkasını bir türlü getiremeyen dönemin Başbakan Yardımcısı Erdal İnönünün inanarak sarfettiği bu demeci…
Güldal Mumcu’nun, “Bu işin arkasındakileri ortaya çıkarın, tuğlayı çekin” dediğini, dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’ın ise “Yapamam, tuğla çekilirse duvar yıkılır, biz de altında kalırız.” karşı cümlesi…
TBMMde Ersönmez Yarbayın başkanlığında kurulan Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyonunu, Komisyonda konuşulanları, itirafları..
Bunların tümü hatırlarda…
Aradan 33 sene geçti..
Uğur Mumcu’yu kim/kimler öldürdü?
Gerçek katilleri yakalanabildi mi?
Mumcunun öldürülmesinin ardından Ankara’da 500 bin kişinin iştirak ettiği ve “Türkiye laiktir laik kalacak” sloganlarının hedefine konulanların o günlerde girdikleri sıkıntı ve girdap kimlerin hanesine ne olarak yazıldı, acaba?
Topluma korku, yeis, ümitsizlik, nifak tohumları saçmak, tarafları birbirinden uzaklaştırmak, uzlaşmayı sıfırlamaktı amaç...
Uğur Mumcu 24 Ocak 1993 tarihinde öldürüldü.
Bundan kısa bir süre sonra 9 Şubat 1993’te dönemin Refah Partisi Genel Başkan Yardımcılarından Şevket Kazan TBMM’de suikaste ilişkin ilginç bir belge açıkladı.
Zamanın MİT Müsteşarı Sönmez Köksal her ne kadar belgeyi yalanlayıp “Yok böyle bir şey!” dese de yetkili makamlar bu iddiaların üzerine yeteri kadar gitti mi acaba?
O BELGEDE NELER VARDI?
Hafızaları tazelemek açısından işte o belge:
Çok Gizli
T.C. Başbakanlık
Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı
Ankara, 02 Şubat 1993
Sayı: 01.786.8879/435
Konu: Uğur MUMCU
Başbakanlık Makamına
ABD’nin güvenliğini ve hayat çıkarlarını yakından ilgilendiren Türkiye’nin gerekli yerlerinde kuvvet bulundurmak ve bu maksatla, Orta Doğuyu kontrol altına alıp, Türkiye’nin dine dayalı bir yönetim altına girmesini önlemek maksadıyla;
ABD Haber alma Servisi CIA denetiminde, İsrail Kabine görevlisi HAİM-BAR LEV kontrolünde, İsrail "GADNA" birliklerinde eğitim gören altı kişilik özel tim "Hayfa" deniz üssünden botla Türkiye’ye giriş yapmışlardır.
Mezkur timin ülkemizdeki görevleri Teşkilatımızın değerli haber kaynaklarından Gazeteci Uğur Mumcu ve Mehmet Ali BİRAND’ı öldürmektir.
Gazeteci Uğur MUMCU’yu öldüren tim elemanları ikinci görevleri olan Mehmet Ali BİRAND’ı öldürmek için ülkemizden çıkış yapmışlardır. Tim elemanları yaptığımız istihbarat neticesinde İsrail Hükümetinin Ankara Temsilciliğinde kaldıkları tespit edilmiştir.
Arzederim.
Sönmez Köksal
Müsteşar.”
DIŞ BAĞLANTILI
Dönemin Ankara Emniyet Müdürü Mehmet Canseven, cinayetin dış bağlantılı olduğunu doğruladı ama kaynağın İran olmadığını söyledi.
Canseven, "Bu işin arkasında İran mı var" şeklindeki soruya "Hayır" yanıtını verdi.
Canseven’e göre, bölgedeki başka ülkeler ve hatta Rusya bile bu işin arkasında olabilir. Türkiye’yi karıştırmak için böyle bir cinayet işlendiğini savunan Canseven, Türkiye’de bu kadar profesyonel bir terörist örgütün bulunmadığını, taşeron kullanıldığını belirtti.
Uzun süre araştırma yapıp yarıda bırakan MİT "Bilgimiz yok" derken dönemin Ankara Emniyet Müdürü Mehmet Canseven, MİT’in olaydan hemen sonra araştırmaya başladığını belirtiyor.
Bir iddiaya göre de, terör örgütü PKK’nın bağlantıları ile ilgili bir bilginin Mumcu’ya ulaşacak olması ihtimali ile suikasta kurban gittiği yönünde…
Neticede…
33 yıl sonra gelinen nokta şu:
“Sahi, kim öldürdü gazeteci-yazar Uğur Mumcu’yu?”





