Cilalı medya devrinin en önemli özelliği şudur:
Parlatılması, cilalanması, pohpohlanması gereken deklare edilmiş konuları,
haberlerle, yorumlarla, tartışmalarla, müthiş bir dezenformasyon süreciyle
zihinlere yerleştirme operasyonunun başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesi.
Kendilerini gücün emrine amade kılan medya organları, var olan gerçeklerin,
hakikatlerin üzerini örterek, gerçek ile yalan arasındaki algıyı değiştirmek
için tüm güçlerini kullanırlar. İnsanların gerçekleri öğrenmesi onlar için
hiçbir anlam ifade etmez. Güç sahiplerinin belirlediği istikamette bir yayın
politikasını gerçekleştirmek için medya kanallarının tamamı seferber edilir ve
toplum afyonlanır. Bu zihinsel dönüşüm harekâtı, iktidarın başarısızlıklarının
örtülmesi, ters giden şeylerin gizlenmesi ve olayların sadece bir cepheden
kitlelere sunulması şeklinde cereyan eder.
Anlattıklarımızı çarpıcı bir şekilde örnekleyelim: 2002
yılında AKP nin iktidara geldiği dönemle başlayan, ekonominin rekorlar kırdığı,
her şeyin güllük gülistanlık olduğu, makro ve mikro parametrelerin müthiş
güzellikler sergilediğine dair bir algı, bir şekilde zihinlerimize
yerleştirildi. Hatta geçtiğimiz dönemde IMF ye borcumuzun kalmadığına dair
haberler, günlerce medyanın gündeminde yer alarak, Bakın biz bir zamanlar
boğazımızı sıkan, her şeyimize müdahale eden IMF ye bir kuruş borç bırakmadık
şeklinde bir güzellemeyle zihinlerimize borçsuz ülke imajı yerleştirilmeye
çalışıldı.
Doğru IMF ye borç bırakmamıştık, ama Türkiye nin iç ve
dış borcu 600 milyar doları aşmış durumdaydı. Türkiye, IMF ye olan son taksiti
yatırmıştı, ama borç yükünden kurtulamamış, hatta her gün daha çok borçlanarak,
insanlarının geleceğini ipotek altına alan yapıyı bir türlü kıramamıştı.
Zihinlerimize yerleştirilen bir başka algı ise 2023
vizyonu ile Türkiye nin ilk 10 ekonomi arasına girme ve 500 milyar dolarlık
ihracat hedefiydi. Peki, nasıl olacaktı bu Türkiye nin 500 milyar dolarlık bir
ihracat hedefine ulaşabilmesi için, ülkemizin üretim kanallarının geceli
gündüzlü çalışması, katma değeri yüksek ve inovatif ürünler üretilmesine
bağlıydı. Var mıydı böyle bir tablo Hayır Türkiye, hâlâ ihracatta katma
değeri olmayan ürünler satarak, ihracat rakamlarını artırmaya çalışıyor.
Örneğin, hâlâ her birimizin ceplerindeki cep telefonlarının üretimini gerçekleştiremiyor!
Kendisine ait bir otomobil markası yok! Havaalanı açıyor ama uçak üretim
tesisleri yok!
Aklımıza yıllarca Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin
Erbakan hocamızın, Türkiye nin ağır sanayi hamlesi yapması gerektiği yle
ilgili vizyonu geliveriyor.
Önceki hafta Türkiye nin kurumlar vergisinde rekortmen
ilk 100 firmanın ismi açıklandı
Birinci sırada kim var biliyor musunuz
TC. Merkez Bankası Listeye göre, 2013 yılının kurumlar
vergisi rekortmeni TC Merkez Bankası AŞ yi sırasıyla TC Ziraat Bankası AŞ Genel
Müdürlüğü, Elektrik Üretim AŞ, Turkcell İletişim Hizmetleri AŞ, Türkiye Garanti
Bankası AŞ, Akbank TAŞ, Türkiye İş Bankası AŞ, Türkiye Petrolleri AO,
Finansbank AŞ ve Türkiye Vakıflar Bankası Türk AO izledi. Türkiye nin kurumlar
vergisi ilk 10 listesinde, bankacılık dışında sadece bir tane telekomünikasyon
ve Elektrik Üretim A.Ş. bulunuyor.
Paradan para kazanansistemin vergi rekortmeni olduğu bir ekonomiyi ne kadar cilalarsanız cilalayın,
gün gelir gerçekler yüzünüze tokat gibi çarpar! İşte o zaman iş işten geçmiş
olur!