Prof. Dr. Yasemin Çakırer Özservet…

Marmara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Yerel Yönetimler Bölümü Öğretim Üyesi…

“Aile” konulu bir soruşturma dosyasında son derece çarpıcı görüşler ortaya koydu.

Özservet, Soruşturma Dosyasında,

* “Uzmanlık alanınız açısından aileyi nasıl tanımlarsınız? Aile kavramı sizin alanınızda nasıl bir çağrışım uyandırmaktadır? Kısaca tanımlayabilir misiniz?” sorusuna şu cevabı verdi;

YASEMİN ÇAKIRER ÖZSERVET: “Uzmanlık alanım olan şehir planlama ve kent sosyolojisi perspektifinden bakıldığında, aile yalnızca bir hanenin içindeki ilişkilerden ibaret değildir.

Aile, kamusal, yarı-kamusal ve özel mekanların sürekliliği içinde gündelik hayatını kuran, mekanla sürekli ve karşılıklı etkileşim içinde şekillenen dinamik bir toplumsal birimdir.

Bir toplumsal yapı olarak aile, kentlerin ulaşım kurgusundan konut tipolojilerine, park ve oyun alanı erişiminden mahalle dokusuna ve yerel yönetimlerin hizmet tasarımlarına kadar her türlü mekansal politikadan doğrudan etkilenir. Bu nedenle, aile pratiklerinin dönüştürülmeye çalışılmasından daha çok, öncelikle anlaşılması ve kent planlamasına aile beklentilerinin de yansıtılması büyük önem taşır.

Akademik çalışmalarımda çocukların mekan hakkını ve kentle kurdukları ilişkiyi merkeze alarak ilerledim. Burada aslında ailenin temel mekânsal gereksinimlerinin (güvenlik, erişilebilirlik, aidiyet ve kuşaklar arası temas gibi) tasarım ve planlama kararlarına nasıl yansıması gerektiğini çocuk temelinde tartışmaya devam ediyorum. Çocuk bugün tarihsel olarak da daha önce hiç olmadığı kadar ailenin odağındadır. Kentli aileler tüm yaşamlarını, çocuklarının sağlıklı ve güvenli bir ortamda yetişebilmesi odağında kurmaya çalışmaktadırlar. Ancak maalesef ki kentsel kurgularımız da onların bu çabalarına yeterince olumlu yanıtlar vermemektedir.

Bu durum, şehir plancılarının da çocuklara uygun, güvenli ve konforlu kentsel mekanlara odaklanmasını zorunlu kılmaktadır. Çocukların güvenle sokağa çıkıp sosyalleşebildiği, oyun oynadığı ve kent yaşamına aktif olarak katılabildiği yaşam alanları oluşturmak, “aile dostu” mekanlar yaratmak isteyen yerel yönetimler için artık bir zorunluluktur.”

SORU: * “Türkiye’de aile kurumunun karşı karşıya olduğu en büyük yapısal zorluklar nelerdir?”

YASEMİN ÇAKIRER ÖZSERVET: “Konut Krizi: Kira Fiyatları ve Ailenin Mekânsal Kırılganlığı Günümüzde Türkiye’de aile kurumunun karşı karşıya olduğu en büyük yapısal zorluklardan biri, konut piyasasında yaşanan derin krizdir. Kira fiyatlarındaki fahiş artışlar ve ödeme güçlüğü, ailelerin barınma güvenliğini tehdit etmekte ve onları aşina oldukları sosyal dokudan koparan mekânsal kararlar almaya zorlamaktadır.

Yüksek kira baskısı altında kalan aileler hem bütçelerini dengelemek hem de barınma ihtiyacını karşılamak için kent merkezlerinden uzak, altyapısı yetersiz bölgelere taşınmak zorunda kalmaktadır. Bu durum, aileleri kentle kurdukları bağlardan koparırken özellikle çocukların gündelik hayatında ciddi sorunlara yol açmaktadır. Başıboş sokak hayvanlarından uyuşturucu madde kullananlara kadar pek çok tehlike, ailelerin çocuklarını okullara göndermesini bile güçleştirmektedir. Barınma krizi aşılmadığı takdirde, zayıflayan aile yapısını yeniden güçlendirme imkanı da ortadan kalkacaktır.

Çocuklar, kentteki mekansal yer değiştirmeler sonucunda en çok etkilenen bireylerdir. Çünkü konut yakını çevreyi en sık ve en uzun süre yani en çok kullananlar çocuklardır. Eski mahallelerindeki arkadaşlarından, tanıdık oyun alanlarından ve güvenli sosyalleşme ağlarından uzaklaşmaktadırlar. Okul ve ev arasındaki mesafe uzadıkça, okula erişim zorlaşmakta ve çocuklar için güvenli bir şekilde sokağa çıkma imkanı kısıtlanmaktadır.

Bu durum, çocukların gelişimini olumsuz etkileyerek aidiyet duygularının zedelenmesine ve kentle aralarına bir mesafe girmesine neden olmaktadır. Kira fiyatlarındaki düzensizlik ve kontrolsüzlük çığırından çıkmış durumdadır. Aileler sadece fiziksel olarak değil, sosyal olarak da yerinden edilmektedir. Bu durum, komşuluk ilişkilerinin zayıflamasına, kuşaklar arası desteğin azalmasına ve ailenin iyi oluşunun ciddi düzeyde sarsılmasına yol açmaktadır. Bu krizi yok saymak da sorunu görmezlikten gelmektir. Bu nedenle, konut politikaları ve kent planlama, sadece ekonomik bir sorun olarak değil, aynı zamanda ailelerin sosyal ve mekânsal sağlığını korumayı hedefleyen kritik bir mesele olarak ele alınmalıdır.

Mekansal ayrışma ve aidiyet kaybı Türkiye’de hızlı ve çoğu yerde çarpık kentleşmeyle birlikte ortaya çıkan apartmanlaşma, kapalı sitelerin yaygınlaşması ve otomobil odaklı kent planlama politikaları, ailelerin sağlıklı ve güvenli bir yaşam sürdürme imkanını kısıtlamaktadır. Bu yapısal dönüşüm, yalnızca fiziksel mekanı değil, aynı zamanda aile kurumunun kendisini de derinden etkilemiştir.

Apartmanlaşma, geleneksel geniş aile yapısını çözmüş ve çekirdek aileye dönüşümü hızlandırmıştır. Üstelik bu süreç bununla da kalmamış, çekirdek aile de çözülerek, tek ebeveynli hane sayısı artmış, evlenme oranı düşmüş ve bekar hane sayısı yükselmiş, daha bireysel bir yaşam tarzına yönelişler başlamıştır.

STÜDYO DAİRELER (1+1 VEYA 1+0)

Apartmanlarda stüdyo daireler (1+1 veya 1+0) gibi daha küçük konut tiplerine eğilim yaygınlaşmaktadır. Bu noktada henüz çözülmemiş çekirdek veya geniş aileleri toplumsal yapımızı korumak adına özenle ele almak elzemdir. Önce bu ailelerin temel sorunlarını çok iyi gözlemlemek gerekir. Çocuk sahibi olan görece geniş aileler kentlerde büyük zorluklarla karşı karşıyadır. Bunlardan bazıları; temelde öncelikle sağlıklı ve ödenebilir konut bulma güçlüğü, çocuğa erken dönemde bakım verebilecek güvenli kişi ya da kurumların eksikliği, ardından sağlıklı, ödenebilir ve güvenli eğitim kurumlarının yetersizliği ve geniş aile desteğini yanında görmesine uygun olmayan apartman yaşamı şeklindedir.

Aileler, gündelik hayatlarını sürdürebilmek için mahalle ölçeğinde tesadüfi karşılaşmalara ve komşularla kurulan dayanışma ağlarına ihtiyaç duyarlar. Ancak mevcut kentsel yapı, bu etkileşimleri zorlaştırarak aidiyet duygusunu zedelemektedir.

Özellikle çocukların sokağa ve kamusal yaşama Günümüzde Türkiye’de aile kurumunun karşı karşıya olduğu en büyük yapısal zorluklardan biri, konut piyasasında yaşanan derin krizdir.

ÇOCUĞUNU SOKAKTAN UZAK TUTAN TEDİRGİN AİLELER

Bu durum, iki zıt aileyi ortaya çıkarıyor: Bir yanda sokağı tanıyamayan, bu yüzden de çocuğunu sokaktan uzak tutan tedirgin aileler; diğer yanda ise çocuklarını umursamazca sokağa salan ve onların sokağın olumsuz etkileriyle, hatta tehlikeli işlerle karşılaşmasına neden olan aileler.

Ailenin kentle kurduğu bağ, bu tezatlık içinde oldukça kırılganlaşmış durumdadır.

Ailelere yönelik kamusal hizmetlerin eksikliği de önemli bir sorun teşkil etmektedir. Yeterli ve erişilebilir kreş ve anaokulu alanlarının olmayışı, çalışma hayatının getirdiği yoğunluk nedeniyle çok çocuk sahibi olmanın güçleşmesi aileler için önemli sorunlardandır. Mevcut kreş ve anaokullarının birçoğu, sağlıklı ve güvenli bir mekan olmaktan çok uzak, bodrum katı veya karanlık ortamlar gibi sağlıksız koşullara sahiptir. Özellikle İstanbul’da bunu gözlemlemek mümkündür. Aileleri ve çocukları sosyal olarak yakınlaştıracak, güvenli ve erişilebilir mekanları üretecek politikalara acil ihtiyaç vardır.

Nitekim 2013 yılından bu yana sürdürülen akademik çalışmalarda, çocukların mahalle ve sokak algısını yansıtan çizimlerinde de bu durum açıkça gözlemlenmiştir. Ailelerin ve çocukların kentle bağının yeniden kurulması, kentsel planlama politikalarının öncelikli gündemi olmalıdır.

ÇOCUK, ENGELLİ VE YAŞLI DOSTU ALTYAPI EKSİKLİĞİ

Şehirlerimizde kaldırım sürekliliği, güvenli yaya geçitleri, erişilebilir oyun ve yeşil alanlar ile ev-okul-park üçgeninde güvenli rotalar gibi temel altyapılar yeterli değildir. Bu eksiklikler, özellikle dar gelirli ve göçle gelen aileleri çok daha derinden etkilemektedir. Oysa çocuğa, engelliye ve yaşlıya yer açan kapsayıcı tasarımlar, ailelerin kent merkezine güvenli erişimini artırabilir. Sadece çocuklara değil, tüm aile bireylerine yönelik güvenli ve erişilebilir mekanlar sunarak kent yaşamına katılımı teşvik etmek önemlidir.

Türkiye, hızla yaşlanan bir nüfus yapısına sahiptir. Yaşlı nüfusun sağlıklı şekilde hayata katılması için apartmanlarda yaşlı bireylerin barınmasına uygun konutların erişilebilir biçimde tasarlanması ve apartman içi sosyalleşme süreçlerinin yaşlı bireyler ile diğer ailelerin kaynaşmasına katkı sağlayacak şekilde düzenlenmesi gibi konular gündeme gelmelidir.”

***

Marmara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Yerel Yönetimler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yasemin Çakırer Özservet bu görüşlerini İLKE Vakfı tarafından yayınlanan, “Aileyi Yeniden Düşünmek, Farklı Disiplinlerden Bakışlar” konulu soruşturma çalışmasında yayınladı…

Muhabir: Rıza Yayladangel