Aileden söz edildiğinde genellikle eşler ve çocuklar gündeme gelir. Eşler arasındaki sorunlar, çocuk yetiştirmede zorlukla sürekli gündemdir. Ekonomik sıkıntılar da hazır gündem konularının başında gelir. Kadın erkek ilişkilerinin seyri ise bitmez tükenmez konulardandır. Dün böyleydi bugün de böyledir bu gündem. Çok eskileri bilmiyoruz ama iyi incelendiğinde aile etrafındaki gündemin eskiden de bu konulardan oluştuğu görülür. Şüphesiz bunlar aileye dair konulardır. Aile, eşler ve çocuklardan oluştuğuna göre onların gündem olması elbette tabii bir durumdur. Yalnız burada ince bir çizgiye işaret etmemiz gerekiyor. Acıktıkça ekmeğin akla gelmesi herkesin işidir. Her acıkan ekmek düşünür. Çok az insan da, acıktıkça ekmeğin aslı olan buğdayı, değirmeni ve hamuru aklına getirir. Fırını uzaktan seyredip, fırının camında buğday tarlalarını, buğday hasadını görebilmek bir farktır. Bu farkı yakalayabilecek insan sayısı azdır.
Aileyi konuşurken eşleri ve çocukları konuşmak, acıktıkça ekmeği konuşmak kadar yüzeyseldir. Her insan aileyi ayakta tutanın eşler arasındaki muhabbet olduğunu bilir ve söyler. Böyle bir bilgi için uzman olmak gerekmiyor. Erkek veya kadın da olmak gerekmiyor. Çocuğun ailede nasıl bir yer tutuğunu bilmek için tahsil sahibi olmak şart değildir. Ailenin bireylerini saymak iyi bir matematik bilgisini göstermez. Aile bireyleri olan eşlerin, çocukların ve diğerlerinin içi doldurulmuş olarak ele alınabilmesi önemlidir. Ekmekten önce buğdayı ve değirmeni düşünebilmek gibi bir durumdur bu; aileyi oluşturan ve her biri kendi başına bir insan olan kadını, erkeği, çocuğu ve onları ayakta tutan kimliği takdir edebilmek önemlidir. Bir olayı dışarıdan izlemekle, içinde bulunmak arasındaki fark olarak da ele alabileceğimiz bir konudur bu. Bugün ailenin önemi hakkında herkesin bir edebiyatı vardır ama yaptığı edebiyatın içini doldurmak için yenilik getiren bulmakta zorlanılıyor.
Aileyi, kadın ve erkeği konuşmamızı kolaylaştıracak hatta kadını mücahide seviyesine yükseltecek farklı başlıklardan örnekler verebiliriz. Böylece aileyi ve aileye dair meseleleri içini doldura doldura konuşmuş oluruz.
Yalan ve aile
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, yalancı sayılmak için ‘her duyduğunu konuşmayı’ yeterli görmektedir. (Müslim, 5) Bizim inandığımız esaslarda yalancılık fasıklıktır. Fasıklık ise iman ile küfür arasındaki çizgide küfre doğru olan noktaya kaymaktır. Bu da mü’min insanın karakterine elbette etki edecektir. Mü’min yalancı olamaz. ‘Her duyduğunu konuşabilir’ karakterde olmak yalancılık sayıldığına göre, mü’min insanlar ve onların aile ortamları, ‘her duyulanın konuşulduğu’ bir ortam olamaz. Bugün kaç ailenin böyle bir nedenle helak olduğunu tespit bile edemeyiz. Ailelerimiz, söz güvenliğinin ve sır tutmanın merkezi olması gerekirdi. Dedikodunun giremediği evler bizim evlerimiz olmalıydı. Ne yazık ki şimdi, dedikoduyu, yalana kulaklık ve dillik yapmayı aile ile alakalı konulardan saymakta bile zorlanırız.
Şom ağızlılık
Aile içindeki gelişmeleri, dışarıdaki gündemi sürekli kötüye yorumlayan, her şeyi olumsuz yönüyle ele alan anlayış ve üslup, aileyi çürüten nedenlerdendir. Müslümanlar olarak bizim ahlâk ve yöntem kılavuzumuz olan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin tatlı ikazı belki de aile eğitimimizin ilk konuları arasında olmalıydı. Buyuruyor ki:
‘Kişi: ‘Herkes helak oldu’ dediğinde o onları helak etmiş olur.’ )Müslim, 2623)
Bu hadisteki anlamı bir aile kuralı olarak içimize sindirmeye ne kadar muhtacız! Bir binada tek bir çocuk hasta olsa, iki gün içinde ‘bir çocuk hastalığı gribi’ facia haberi binayı etkisi altına alabilmektedir. Hasta olması muhtemel olan ve olmayan her çocuk artık hasta olmak zorunda gibidir. Hastalık haberi bir faciaya dönüşmektedir. Aile içinde iki cümle ile düzeltilebilecek bir hata etrafında adeta kongreler yapılmış bir gündem yaşanabilmektedir. İnsanların söyledikleri kadar ‘söylemeleri muhtemel’ sözlerden bile yüklü anlamlar çıkarılabilmektedir. Bir felaket tellallığına kurban edilmiş aileler doludur çevremiz. Kötülük reklamcısı bir nesil yerine, iyiliğin peşinde ve kötüyü ağzında ezebilen nesil gelmelidir.
Güç putu
Her aile, ekonomik ve sosyal olarak güçlü olmayı istemektedir. Aile büyüklerinin ve en küçük çocuklarının bile bir büyük olma, güçlü olma arzusu vardır. Bu güç para olduğunda para, siyasi kimlik olduğunda o, otorite olduğunda da otorite olarak belirir. Bir noktaya kadar güçlü olma temennisi gereklidir de. Mü’min, güçlü olmalıdır. Güçlü mü’min, zayıf mü’minden hayırlıdır. Ancak bu güçlü olma temennisi, aile içindeki zayıfların bile güce kurban edildiği bir seviyeye taşınırsa artık buradaki güç anlayışı, bir orman kanununa dönüşecektir. Güçlünün zayıfı yediği bir anlayış yaygın olacaktır. Anne babalar, çocukları arasında diploma ve gelir getirme açısından daha güçlü gördüklerini öne çıkarmaya başlayacaklardır. Neticede iyi çocuk hatta iyi anne baba anlayışı, gücün yön verdiği bir anlayış olacaktır. Zayıf kabul edilen çocuklar ve ebeveyn itilecek, sıkıntı nedeni olarak görüleceklerdir.
Öte yandan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz gördüğümüz yardımların ve rızık kaynaklarımızın içimizdeki zayıfların bereketiyle geldiğini haber vermektedir. (Buharî, 2896)
Müslüman bir ailede, özürlü çocuk, iş yapamaz yaşlı, iş bulamayan kardeş bereketin kaynağı olarak saklı bir güç olabilir. Çağın, güce göre adam belirleme hastalığı ailemize sokulmamalıdır.
Yaşam tarzı
Şu hadisi şerif, mü’min bir aile içinde yaşam tarzını şekillendirmelidir. Hadisin ihtiva ettiği anlam birden fazla açıdan ele alınmalı ve her ailenin kendisini bu hadisteki ölçülerle tartması gerekmektedir. Müslümanlığımız sözle değil de amelle ölçülecekse kural budur:
‘Her namazını sen Allah’ı görüyor gibi kıl. Sen O’nu görmüyorsan da O, seni görmektedir.
İnsanların elindekileri unut ki, zengince yaşayasın.
Özür dileyeceğin bir işi yapma!’ (el-Mu’cemu’l-Evsat, 4427)
Her ailede, namazın nasıl kılındığı, namazdaki kalitenin ‘muhtemel son namaz’ kalitesi olup olmadığı incelenmelidir.
Ne kadar insanların elindekine göre özenilen bir hayat yaşandığına bakılmalıdır.
Ve aile fertleri aile dışındakilere ve kendi içlerinde ne kadar özür dilemeyi gerektirecek iş yapmadıkları, söz söylemedikleri ölçülmelidir.
İyi ailenin iyi mü’mini
Aileler arasında iyiliğin ölçümü her örfe göre farklı olabilir. Allah’a iman eden, Kur’an’ı hayat rehberi olarak gören bir mü’min için ise ölçü Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden gelmelidir. Onun iyi dediğine iyi demeye mecburuz. Onun iyi insan olarak önümüze koyduğu şablona kendimizi ve ailemizi uydurmak zorundayız. İmanımız bunu gerektiriyor.
‘Mü’minlerin en iyisi ahlâkı güzel, arkadaşlık yapılabilir, geçinebilen ve geçinilebilen kimselerdir. Geçinemeyen ve geçinilemeyen de hayır yoktur.’ (el-Mu’cemu’l-Evsat, 4422)
Mü’min aileyi oluşturan fertlerde aranan iyilik vasıfları bellidir:
Ahlakta güzellik,
İnsanlar oturup kalkabilmek,
Geçinebilen ve geçinilebilen olmak!