Mutluluğa ortak olunduğunca yüreklerdeki sevinçler artar. Ancak aile hayatı düzgün ve gelişkin olmalıdır ki sevgiler içinde boy atsın, büyüsün. Bu bakımdan aile hayatı önemlidir. Aile hayatını görmeyen yani iyi bir hayatı olmayanlar belki o özlediği hayatı düşler ve görmek ister ancak istediği gibi yaşayabilmesi güçtür. Çünkü yaşanmayan şey anlaşılsa da o kadar olur. İdrak edilmesi gerekir.
Aile içi geçimsizlikler bizim toplumda gittikçe artıyor. Biz yerine ben öne çıkıyor. Bunun sebepleri de var tabi ki. Birçok olumsuz sebep aile içinde huzursuzluğu büyütür. Fakat bütün olumsuzluklara rağmen yine de aile içinde kıskançlık ve kin gibi duygular beslenmemelidir. Bir insanın içindeki kin hem kendisine hem de aileye ve topluma zarar verebilir. Bundan dolayı da insanlar temiz yürek olmalıdır. Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli’nin söylediği gibi yürekler incinse de incitmemelidir.
Yüce Allah’tan daima hayır dualar yapılmalıdır. Temiz kalple yapılan iyiliklerin karşılığının Allah temiz kalplere verir. İnsanın içindeki o çocukça masumiyet o çocukça sevgiler o saf haliyle büyütülmelidir. Aslında her insanda o sevgi vardır. Sevgiler azgınlaşan nefsanî duygular nedeniyle yok olur. Yerini de kibir, haset ve çeşitli doğruluktan yoksun arzu edilmeyen kötü huylara bırakır. Fakat iyi duygular yürekte kaldığı sürece iyilikler eksilmez ve sevgiler de çoğaldıkça çoğalır. Bir insan Hak yolundan ayrılmamak kaydı şartıyla neyi arzu ediyorsa, nasıl olmak veya yapmak istiyorsa öyle kalmalıdır, öyle olmalıdır; dosdoğru. Seneca; “Hayat bir hikâye gibidir, ne kadar uzun olduğu değil, ne kadar güzel olduğu önemlidir”, demiş. Hayatı özümseyen ve kalbinde yüce duygular taşıyan iyi, temiz insanların varlığını görebilmeliyiz. Çevremizde bu insanlar az da olsalar vardır.
İş hayatı ne kadar yorucu olursa olsun ne kadar problemlerle olursa olsun azmi elden bırakmamak gerekir. Başarı sabırladır ve en önemlisi de başarılar; önyargılardan uzak kalarak, çalışarak her şeyi Yüce Allah’tan dileyerek gelir. Çalışan her kula Allah karşılığını verir. Batılılar fazla çalıştıklarından bu dünyada önemli bir güce sahiptirler. Demek ki güçlü olabilmek için çok çalışmak gerekmektedir. Ama esas önemli olan başarılı olabilmek için sebat edip iyi çalışmaktır, doğru çalışmaktır. Emrinde çalıştırılanlara iyi davranmak ve emeklerinin karşılığını da alın teri kurumadan vermelidir. Peygamber Efendimiz (O’na salat olsun); “Çalıştırdığınız kimselere memur, işçi veya hizmetçilerinize yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin” buyurmaktadır. Dürüst bir savcı tanıdım. Bir gün yola çıkacağını söyleyerek; “Gıda yardımında bulunacağım, bana bir fakir bulun” dedi. Biz de tamam dedik. Önce gıdayı almaya gittik. Markette kaliteli gıdalar aldı, hem de kendisine neredeyse bir ay yetecek miktarda. Bize dedi ki, “Kendime ne alıyorsam yardımda bulunacağıma da aynı şeyleri alırım” dedi. Yani ölçü meselesi… Sonra da gıdaları akşam karanlığında eve götürdük. Savcı, “Beni görmesin” dedi. Alan el veren el misalince…
Mesleğinde başarılı olanlar gayri meşru yollarla varlıklı olsalar da o mallarının hayrını göremezler. Para mal mülk her şey demek değildir. Alın teriyle kazanılan kazanç kutsaldır. Kutsal olanın tartışılması dahi abestir.
Huzurlu, mutlu olmak için çaba sarf edilmelidir. Bunun için dua edilmelidir, elden bırakılmamalıdır. Bu arzuya ulaşabilmek o kadar da zor değildir. Tembellikle bir yere varılamaz. İslamiyet doğru, dürüst olmayı ve çalışmamızı emreder. Büyük eserleri düzenli çalışmaların bir sonucudurlar. İstikrar hem vücudun hem iradenin hem de çalışma hayatının altın anahtarıdır ki her kapıyı açar.
İnsanlarla iyi ilişkiler kurmak hem insanın kendisine yarar sağlar hem de toplumsal barışır geliştirir. Bu bakımdan istenileni düşünmek ve daima pozitif kalmaya çalışılmalıdır.
Aile İçinde birçok problemin oluşmasında eğitimsizlik, iletişimsizlik, anlama kavrama noksanlığı gibi hususlar öne çıkar. Anne ve baba ile çocukları arasındaki farklar sevgiyle, anlayışla, davranışlarla aşılır. Toplum içerisindeki çatışmaların temelinde de benzer durumlar vardır. Nesiller arasında ki farklar yaklaşımlara göre ya olumlu ya da olumsuz olarak gelişir. En önemli bir husus da ailelerin hayata bakış açılarıdır. Dünya görüşüdür. Toplumun değer yargıları gittikçe değişmektedir. Ahlaki bakış açılarında kıstas dini prensipler olmalıdır. Ancak bazı insanlar bilerek veya bilmeyerek bu prensiplerin mesnetsiz olduğunu açıkça savunabilmektedir. Ahlaki değerlerin tartışılmasında bilgisizlik kadar hurafeler ve maksatlı kişi veya toplulukların, grupların çalışmalarını varlığı da su götürmez bir gerçektir. Davranış ve düşüncelerin gayri İslami bir hal almasında hükümsüz dinlerin bulaşıklığının etkileri vardır. Hak dinin hükümlerini görmezden gelenlerin İslami düşünce anlamında gerçek manada bir sorgulama yapmaları gerekmektedir. Toplumda yanlış davranışlar içinde bulunanlar çıkar. İnandıklarını yaşama değil de yaşadıklarını inanca dönüştürenler toplumun bozulmasının müsebbibidirler. Böyle bir hayata bakışla İslamı sorgulamak abesle iştigaldir. Kaldı ki İslam ahkâmını görmeyenler, göremeyenler insanlar üzerinden yorumlama ve yargımla yanılgısına düşmektedirler. Bu anlayış, idrak aileleri de çıkmaza götürmektedir. Aileler içindeki parçalanmalarda doku uyuşmazlığı çok önemli bir husustur. Farklı dünyaların insanları olarak ifade edilen gerçekler aile içinde bütünleştiğinde çatışmalara da sebebiyet verebilir. Bu çatışmalara ancak İslami bir hayata bakış açısıyla yok edilebilir. Kaotik ortam sükûna erebilir.
Tahammülsüzlüğün gittikçe arttığı dünyamızda her şey kirlenmektedir. Neyin ak neyin kara olduğu bilinmezlik denkleminde mizan ilahi nizamdır. Burası gözden ve akıldan kaçırılmamalıdır. Aile saadeti topyekûn bir ve beraber olarak sevgi, saygı, anlayış ve hoşgörüyle sağlanabilir. Bu bakımdan aile bireyleri bütün olumsuzluklarda geceyi örten ay veya güneş gibi olmalıdırlar. Hiçbir başarı tesadüfen, hiçbir mutluluk da yaşanmadan ortaya çıkmaz. Emek ve Hak rızası gözetilen her davranış, her iş; saadetlerin ışıltısı çehrelerde kendini bulur ve gösterir.
İster aile, ister toplum içinde olsun, insanın en önemli meselesi imanı ölene kadar korumak olmalıdır. İman hayatı yeşertir, diri tutar. Gerçek zevk, acısız lezzet imanla elde edilir. İmansız insan serseri ve başıboştur. Aile içinde de iman gücü daima görülmeli, bu aşk diri tutulmalıdır ki aile fertleri Allah’ın rahmetiyle, ihsanıyla ayakta kalabilsin. Fertlerin ve ailenin hayatı cehenneme dönmemelidir. Bu bakımdan Allah’ı tanımak hem dünya hem de ahret saadetinin de temelidir.
Hayat olduğu sürece ümit de olacaktır. Allah’tan kesilmeyen ümit halisane bir bakış, gayret, emek insana çok şeyler sunacaktır. Rehavete düşmeden rahatlamak, sağlıklı olmak güç verir. Huzur ve mutluluk için çok şeylere katlanmak gerekir. Şüpheniz olmasın aile İyi ve doğru yerde olmaktan dolayı üzerine düşen payı alacaktır.