Erbakan hocamızın, yaşadığımız süreçteki ekonominin

durumunu özetleyen bir sözü vardı; ağacın kökü çürüyor bunlar yapraklarıyla

uğraşıyorlar diye Bu söz, öyle derin anlamlar içeriyor ki, ekonomistlerin,

iktisatçıların sayfalar dolusu anlatamadıklarını bir cümlede özetleyiveriyor.

Malumunuz Avrupa Merkez Bankası, AB ülkelerinin içine

girdiği ekonomik krizden çıkması için parasal genişlemeye gitti. Parasal

genişleme ne diyeceksiniz Çünkü sade vatandaşın bildiği kavramlar değil

bunlar. Kısaca, Merkez Bankası kanalıyla bankaların elindeki değerli kâğıtlar

alınarak piyasaya ekstradan para sürme olarak tarif edilebilir. Temel amacı da

sürülen fazla para ile ekonominin canlandırılması

Avrupa Merkez Bankası nın yaptığı parasal genişleme

programını 2008 de patlayan kriz sonrasında ABD Merkez Bankası FED de

uygulamıştı. 6 yıl uygulanan programa geçtiğimiz yıl son verilmişti. FED in

uyguladığı parasal genişleme programından dolayı da Türkiye ye yüksek miktarda

sıcak para girişi olmuştu. Bu sıcak para ile borsamız rekorlar kırmış,

ithalatımız patlamış, ekonominin büyümesinde çift haneli rakamlara ulaşılmıştı.

Yani anlayacağınız, her şey toz pembe olmuştu

Programa son verilmesiyle birlikte de borsamız düştü,

dolar değerlenmeye başladı, ekonomideki büyüme de hedeflerin altına düştü.

Görüleceği üzere ekonomimiz, hükümetin programlarına göre değil ABD li FED in

kararlarına göre şekil alıyor.

Bütün bunların Hocamızın ağacın kökü çürüyor, bunlar

yapraklarıyla uğraşıyor sözü ile ne alakası var diyebilirsiniz.

Konuyu biraz daha açarak anlatayım.

Bu tür hayat öpücükleriyle , batan ancak battığını ilan

edemedikleri sömürüye dayalı faizci kapitalist ekonomik sistemi ayakta tutmaya

çalışıyorlar. Gerek ABD Merkez Bankası gerekse Avrupa Merkez Bankası, ağacın

kökünün çürüdüğünün pekâlâ farkındalar ama bu sistem kendilerine hizmet ettiği

için sistemlerini kaybetmek istemiyorlar. Ağacın yapraklarıyla uğraşarak günü

kurtarmaya çalışıyorlar.

Bu sömürü sisteminin sahipleri, dünyadaki küresel

servetin yarısından fazlasını elinde tutuyorlar. Yani şu anda dünyadaki toplam

serveti 10 kabul edersek, bu servetin 5 i yüzde 1 lik dilime giren zenginlere

aitken geri kalan 5 i de yüzde 99 una ait. Görüleceği üzere bütün insanlık,

yüzde 1 lik dilime giren zenginlere çalışıyor.

Türkiye de uygulanan ekonomik politikalar da bu sistemin

bir parçası olduğu için AKP döneminde dolar milyarderi sayısı belirgin bir

şekilde arttı. Bakmayın siz milli gelirimizin 3 bin dolardan 10 bin dolarlara

çıktığına Bu göreceli ve ortalama bir rakam. Zaten dolar milyarderi sayısının

arttığı bir ülkede milli gelir rakamlarının yerinde sayması beklenemez.

Üretimi öncelemeyen, tamamen faiz üzerine kurgulanmış

bir ekonomik modelde, servetin adaletli bir şekilde paylaşılması da mümkün

olmaz.

Cumhurbaşkanı, Hükümet ve Merkez Bankası üçgeninde

sürdürülen faiz kavgası da kimseyi aldatmasın. Uygulanan ekonomik sistemin

temeli faize dayalı olduktan sonra faizin oranının ne olduğunun bir önemi

olabilir mi Faizler yüksek olduğunda, sanki millet olarak zarardaymışız gibi

gösteriliyor. Bu ilk bakışta doğru olabilir ama farkındaysanız sistemi hiç

sorgulatmıyorlar.

Sistemde bir sorun yok da sanki bütün suç faiz

oranlarındaymış gibi gösteriyorlar. Oysa asıl sorgulanması gereken sistemin ta

kendisidir Bozuk tezgâhtan sağlam ürün çıkmayacağı gibi bu bozuk sistemden de

sağlam bir gelecek çıkmaz

Yapılması geren tıpkı Erbakan hocamızın dediği gibi

yapraklarla oyalanmak değil, ağacın kökünü çürüten sistemi, modeli, tezgâhı

değiştirmektir.