Hukuka bağlı ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir kamu idaresinin yegane görevi adaleti tesis etmektir. Adalet, Arapça kelime anlamıyla "taşın gediğine konması", yani her şeyin yerli yerine oturmasıdır. İnsan ilişkilerinin çerçevesini oluşturan hukuka uyguladığımız zaman, bunu "her hak sahibine hakkının verilmesi" şeklinde tercüme edebiliriz....

Tevhid‘in zıddı şirk, yani "Allah‘a ortak koşmak", adaletin zıddı "zulüm"dür. Zulüm, sözlük manasıyla bir şeyi vaz‘edildiği yerin dışında ve başka bir yerde ikame etmek, yerleştirmektir. Miktar olarak eksik veya fazla, zamansız veya mekânsız her yerleştirme fiili zulümdür. Kazılmaması geren bir yer kazıldığı zaman Araplar "Yere zulmedildi" derler. Aynı kökten türetilen ‘zulmet‘ aydınlığın yokluğu manasındadır. Zulüm, cehl, şirk ve fısk için de kullanılır. Kişi bile bile yanlış veya haksız bir fiil işlediğinde hem zulmeder hem cahilce davranır. Zulüm hakka tecavüzdür. Ebu‘l-Beka, bunun Şari‘in yani Yasa Koyucu‘nun sınırlarına tecavüz manasında kullanıldığını söyler. Ragıp el-İsfahani üç türlü zulümden bahseder:

a) İnsan ile Allah arasındaki zulüm. Küfür, şirk ve nifak: "Şirk büyük bir zulümdür." (31/Lokman, 13)  b) Kişiler arasındaki zulüm. "Allah insanlara zulmetmez. Ancak insanlar kendi nefislerine zulmediyorlar." (10/Yunus, 44)  c) İnsan ile nefsi arasındaki zulüm: "Kim böyle yaparsa kendi nefsine zulmetmiş olur." (2/Bakara, 231).

Muhabir: Haber Merkezi