Trump’ın iki bakanımıza yaptırım uygulama kararı ile iki ülke arasındaki ilişkiler kopma noktasına geldi. Eğer bugüne kadar kopmamış ise bunda Türkiye’nin serinkanlı hareket etmesinin önemli payı var. Ancak, iki ülke arasındaki ilişkilerin kopma noktasına gelmesine sebep nedense önemli ölçüde Rahip Brunson’un tahliye edilmemesi gösteriliyor. Bu yaklaşım gerçeği yansıtmıyor. Çünkü Türkiye ile ABD’nin ilişkilerinin bozulması sadece Rahip’in tahliye edilmemesi nedeniyle ortaya çıkmış değil. Çünkü yıllardan beri ilişkilerin iyi olduğunu söylemek mümkün değil. Sadece, tek taraflı olarak Türkiye işi idare etmeye çalıştı olay bundan ibaret. İki ülke arasındaki ilişkilere geniş bir açıdan bakıldığında bu ilişkilerin Türkiye tarafından çoktan sonlandırılması gerektiği gerçeği ile karşılaşırız.

Neden böyle düşündüğümüzü geriye doğru giderek izah edecek olursak, geçmişteki tüm darbelerin arkasında ABD’nin olduğu gerçeğini bu ülkede bilmeyen yok sanırım. Hatta darbelerin arkasından siyasetin serbest bırakılması ile birlikte bir takım kimselerin soluğu ABD’de alması, orada yapılan görüşmelerin ardından Türkiye’ye dönerek siyaset sahnesindeki yerlerini almış olmalarından tutun da, 1980’li yılların başında PKK’nın ülkemizde eylemlere başlaması ve bu terör örgütüne o günden bugüne hep ABD’nin destek verdiğini düşünmek bile iki ülke arasındaki ilişkilerin dostluk temeline oturmadığını gösterir.

Yıllardan beri Gülen ve yandaşlarının ABD’de koruma altında tutulduğunu, ülkemizde darbe girişinde bulunmaları, 240 vatandaşımızın bu girişim sırasında hayatını kaybetmiş olmasına rağmen terör örgütü elebaşının iade edilmemiş olması da gösteriyor ki, ABD öncelikli olarak terör örgütlerine verdiği destek ile Türkiye’yi teslim almanın peşindedir.

İhtiyacımız olduğunda füze savunma sistemi talep etmemize rağmen bu talebimiz reddedilmiş, ülkemizin dış tehditlere karşı kendisini korumak için füze savunma sistemi kurmak isteği engellenmiş, bu engelin Rusya ile yapılan anlaşma sonucu S-400 alımı ile aşılma noktasına gelince bu anlaşmanın bozulması için her yola başvurulmuştur. Bu sağlanamayınca ortak üretimin sonucu F-35 satışının durdurulması yönünde bir yasa tasarısı kabul ediliyor. Tüm bunlar olurken ABD yönetimi sadece seyrediyor, Çünkü çıkan yasa bir ortak kararın sonucu. Yani, Türkiye, NATO üyesi ise alacağı silahları ABD’den almalıdır deniyor. Türkiye, Rusya ile yaptığı anlaşmayı bozmaya zorlanıyor.

Bu arada Suriye’de yıllardan beri Türkiye’nin tüm karşı çıkmalarına rağmen PKK/YPG terör örgütü ABD tarafından silahlandırıldı, silahlandırılıyor. Öylesine silahlandırılıyor ki, fazla gönderilen silahları terör örgütü karaborsada satıyor. Söz konusu terör örgütünün esas hedefinin Esad yönetimi değil, Türkiye olduğu son zamanlarda medyaya yansıyan haberlerle net bir şekilde ortaya çıktı. Bu haberler olmadan da PKK/YPG terör örgütünün 30 yılı aşkın bir süreden beri Türkiye’ye yönelik saldırılar yaptığı biliniyor. Yani, ABD’nin Türkiye’nin dostu olmadığı net bir şekilde ortaya çıkmıştır.

Tüm bu gelişmeler yaşanırken Türkiye hem terör örgütleri yoluyla hem de ekonomik olarak köşeye sıkıştırılmaya çalışıldı. Bu noktada birden bire Papaz Brunson ortaya çıktı çıktı/çıkartıldı. Bu papaz bahane edilerek ülkemize yönelik yaptırım kararları alındı. Hâlbuki ABD’de yıllardan beri hayatını sürdüren bir terör örgütü elebaşı bulunuyor ve çuvallar dolusu belge gönderilmesine rağmen teslimi hususunda hiçbir adım atılmıyor. Papaz Brunson’un darbeciler ve PKK terör örgütü ile irtibatlı olduğu tespit edilmiş ve hakkında dava açılmış olmasına rağmen serbest bırakılması için Türkiye’ye yaptırım kararı alınıyor. Hâlbuki ABD’nin Türkiye düşmanlığının sebebi Brunson değildir, Brunson bir bahaneden ibarettir. Esas maksat Türkiye’yi diz çöktürmeye çalışmaktır.