Gelinen son nokta, geniş çaplı adli operasyonlar, mal varlığı dondurmaları ve fonların tasfiyesi süreci…
Yaklaşık 455 bin yatırımcıyı doğrudan ilgilendiren ve 18 milyar doları (yaklaşık 800 milyar TL) bulduğu belirtilen krizde hukuki ve idari süreçler en üst seviyeden yürütülmekte…
60'tan Fazla Şüpheli: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada aralarında tanınmış ekonomistler, portföy yöneticileri ve holding sahiplerinin de bulunduğu 63 şüpheli hakkında adli işlem yapıldı.
Pusula Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız, Tera Yatırım bağlantılı Aytuç Kumova ve İbrahim Bekçi ile Hedef Holding/İnfo Yatırım bağlantılı Namık Kemal Gökalp gibi kritik isimler tutuklanarak cezaevine gönderildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve MASAK iş birliğiyle krizin merkezindeki 9 şirketin (Pusula Finans Holding, Pusula Yatırım, Tera Yatırım, Tera Portföy, Hedef Holding, Hedef Portföy, Bulls Yatırım, Bulls Portföy ve Ufuk Yatırım) ve yöneticilerinin tüm para ve mal varlığı hareketleri donduruldu.
Fonların içindeki varlıkların hangi fiyatla nakde çevrileceği ve 455 bini aşkın mağdur yatırımcının anaparalarını ne zaman ya da ne oranda geri alabileceği konusundaki finansal belirsizlik ve riskler güncelliğini korumakta…
65 MİLYON DOLARLIK VURGUNUN ÖYKÜSÜ
Karar Gazetesi yazarı İsmet Berkan, fon skandalı konusunda dikkat çeken bir yazı kaleme aldı. Berkan, “Okyanusta bir damla: 65 milyon dolarlık vurgunun öyküsü” başlıklı yazı şöyle;
“Çoğumuz borsaya ve borsada oluşan değerin ne demek olduğuna yeterince aşina değiliz; o yüzden fon soygununu kavramakta da zorluk çekiyoruz.
Örneğin deniyor ki, tasfiyeye alınan fonların tasfiye günkü değeri 17 milyar dolar.
Evet ama bu sanal bir para. O günden bugüne bu fonların içindeki hisse senetlerinin değeri düştü, dolayısıyla o toplam miktar da azaldı.
Hisse senedinin değeri sürekli değişebildiği, bu fonlardaki hisselerin ise arkasındaki dopingi kaybedince fena halde düşmesi mukadder olduğu için toplam miktar konusu hep tartışılacak.
Evet, bu miktar sanal bir miktar ama işin içinde gerçek para da var. Fonlara yatırılan paralar, ilk yatırıldıkları anda gerçekler mesela. Birisi cebinden çıkarıp o parayı koyuyor.
Fonların birbirlerinden borç aldıkları veya verdikleri paralar da gerçek.
Fonlar batmazdan önce buralardan parasını çekenlerin aldıkları para da geçek para.
Bir de fon yönetim şirketlerinin bu değeri sanal ve şişik fonları işlettikleri için andıkları yüzde 2’lik ücretler de gerçek. Tera mesela bir fonundan geçen yıl 13,5 milyar lira fon yönetim ücreti almıştı. Bu, gerek bir paraydı.
“Vurgun” diye bir şeyden söz edeceksek işte bu fonlardan çekilen gerçek paraların peşine düşmemiz lazım.
Bugün size bir ara toplam büyüklüğü inanılmaz miktarlara ulaşmış olan dolandırıcılık içinde yaşanan, sözde tümüyle yasal ve tümüyle gerçek paraya dayalı bir işlemi anlatacağım.
Önce biraz geriye dönelim, 2025 yılının Şubat ayına. Destek Faktoring adlı şirket halka açılıyor. Şirketin yüzde 25 hissesi, hisse başına 46 liradan satılıyor. Toplam satış bedeli 3 milyar 915 milyon lira.
Bu hisseler, manipülatif işlemlerle kısa sürede bir füze hızıyla yükselmeye başlıyor. Aradan sadece 1 yıl geçtiğinde, 46 liralık hissenin fiyatı borsada 800 lirayı geçmiş durumda. (Daha sonra aynı hisse daha da yukarılara gidecek ama bizim için önemli olan bu yılın Şubat ayındaki değeri.)
Şirketinin yüzde 25’ini halka açmış olan destek Faktoring’in patronu Altunç Kumova, şirket hisselerinin bu denli yükselmesi hakkında savcılıkta verdiği ifadede “Evet, bahsetmiş olduğunuz rakam anormal bir rakamdır. Fakat şirket sahibi olarak bu durumda ne yapacağımı bilmiyordum. Hisse değeri ve satışıyla ilgilenmediğim için tamamen şirketimin ticari faaliyetlerine odaklandığımızdan bu anormal durumla ilgili herhangi bir sorgulama işlemim olmadı” diyor kendi masumiyetini anlatırken.
Ama aslında Kumova ne yapacağını biliyormuş ve sorgulama da yapmış.
Halka açılma sonrası 1 yıllık hisse satma yasağının süresi dolar dolmaz Tera Yatırım’la yeniden masaya oturuyor ve yüzde 5’lik hisse satmak istiyor. Tera Yatırım, “Yüzde 5 değil yüzde 1 sat” diyor; o da şirketinin hisselerinin yüzde 1,17’lik kısmını daha satıyor.
Kaç liradan?
Kumova, savcılıktaki ifadesinde “Hisse değeri yaklaşık 800 TL civarındayken, yüzde 20 iskontolu şekilde yaklaşık 700 TL civarında hisse sattık” diyor.
1 yıl önce şirketinin yüzde 25’i için 3 milyar 915 milyon lira alan, yani o günkü kurla yaklaşık 110 milyon doları cebine koyan Kumova, 1 yıl sonra aynı şirketin sadece yüzde 1,17’si için 2 milyar 811 milyon lira alıyor. O günün dolar kuruyla 65 milyon dolar yani.
Başlangıçtaki 110 milyon doları saymayalım; o piyasanın (ama doğru ama yanlış) Kumova’nın şirketine biçtiği değerdi. Ama Şubat 2026’da elde ettiği 65 milyon dolar işte bu vurgunun önemli bir parçasıydı ve gerçek bir paraydı.
Düşünün, yüzde 1,17 değil de sahiden yüzde 5 satsaydı 300 milyon dolardan fazla parayı cebine atacaktı.
Bakın, Destek Faktoring’de yaşanan ve gerçek paranın kullanıldığı bu olay, koca okyanusta sadece bir damla.
Mekanizmanın nasıl işlediğini daha iyi görün diye anlattım.
SOKAKTA AK PARTİ BAYRAĞI ASMAKTAN 15 MİLYON DOLARLIK YATA GİDEN YOL
Fon soygununda, fonları ilk batan şirket Pusula oldu. Bu şirketin bir numaralı ismi Muhammed Yarız, 28 yaşında genç bir adam. Bugün tutuklu.
Yarız, son beş yılda bütün Türkiye fakirleşirken kişisel servetini füze hızıyla arttıran o minik azınlığa mensup.
Bundan beş yıl önce Muhammed Yarız, Ak Parti’nin İstanbul il gençlik teşkilatında çalışan, siyaset meraklısı gençlerden biriydi. İl yönetim kurulunda yedek üyeydi ve partisi için bir sürü gönüllü faaliyete katılıyordu, zamanını, enerjisini partisine veriyordu.
2021 yılında, partisinin gençlik teşkilatı üyeleriyle İstanbul Zeytinburnu’nda sokaklara Ak Parti bayrakları asmışlar, o arada hatıra fotoğrafı çektirmişler. Yarız, hatıra fotoğraflarından birinde bir elkinin dört parmağıyla, yani Rabia işareti yaparak selam veriyor.
Aradan geçmiş sadece beş yıl. Aynı Yarız, bu yılın Mayıs ayında 15 milyon dolar verip, arka güvertesinde bir jakuzisi de olan 34 metrelik yat almış kendine. Bu onun ikinci teknesi, daha önce satın aldığı teknesini henüz elden çıkartmamış. Bir de kıyılarda dolaşmak için satın aldığı sürat motoru var. O da ucuz bir şey değil.
Zeytinburnu’nda bayrak asmaktan sadece denizin üstünde on milyonlarca dolarlık servet bulundurmaya giden yol hayli kısa olmuş onun için.”





