İran’ın soykırımcı İsrail’e ve ABD üslerine attığı füzeler önemli bir gerçeği daha ortaya çıkardı. Geçtiğimiz yıllarda ABD’den trilyonca dolarlık silah alan Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, BAE, Bahreyn’nin imzaladıkları anlaşmaların bir kağıt parçası olarak kaldığı görüldü. Zira ne silahlar var ortada, ne de o silahların koruyuculuğu. Diplomatik dilde anlaşma olarak geçen bu haraç kesmelerin ABD dışında hiçbir ülkeye faydası yok. Bizim içinde durum çok farklı değil. Parasını ödediğimiz F-35 uçaklarımızı vermeyen, türlü ambargolarla silahlarımıza el koyan, bun karşılık Yunanistan’a silah yığan ABD’den hala medet ummak akıl tutulması değilse nedir.
Kumların Üzerindeki Milyarlarca Dolar
Körfez'in korkuyla sarıldığı sözde güvenlik şemsiyesinin bedeli dudak uçuklatıyor. Suudi Arabistan'ın geçtiğimiz yıl ABD ile masaya oturarak imzaladığı ve değeri 142 milyar doları bulan "tarihteki en büyük silah satış anlaşmasının" ilk ciddi krizde sınıfta kaldığına dikkat çekildi.
Rakamlar bununla da sınırlı kalmadı.
Katar'ın 2 trilyon dolara yaklaşan devasa anlaşmaları, Kuveyt'in geçtiğimiz yıl aldığı 400 milyar dolarlık Patriot sistemleri ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin 1.45 milyar dolarlık faturaları, gökyüzünden yağan füzeleri durdurmaya yetmedi. Körfez'deki silahlanma yarışına 445 milyon dolarlık F-16 siparişiyle katılan Bahreyn'in de aynı illüzyonun içinde hapsolduğu ifade edildi.
Ankara'nın F-35 İsyanı
Bölgedeki bu çarpık tablonun bir benzeri, yıllardır Ankara ile Washington hattında da yaşanıyor. 1952 yılından bu yana NATO'nun en güçlü savunma hatlarından biri olan Türkiye'nin karşılaştığı muamele, müttefiklik kavramını temelden sarsıyor.
Parası kuruşu kuruşuna ödenen F-35 savaş uçaklarının Ankara'ya teslim edilmediği, savunma sanayisinin türlü ambargolarla boğulmak istendiği kaydedildi.
Türkiye'nin hakkı olan silahlar depolarda çürütülürken, ABD'nin sınırımızdaki komşu Yunanistan'ı adeta bir cephaneliğe çevirmesi ve bölücü terör örgütlerine lojistik destek sağlaması sabırları taşırdı. On yıllardır Batı'nın kurumlarına ve kurallarına entegre olan ülkenin, bizzat sözde müttefikleri tarafından hedef alınmasındaki derin tezatlık bir kez daha vurgulandı.



