İsmet Özel’in can yakıcı ve zihin açıcı tespitlerinden birisi de Merhum Mehmet Akif’in “Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker” dizesine getirdiği yorumdur. Özel, insanın dünyaya daha yüksek, ulvî bir yerden geldiğini kastederek “düşmek” fiili üzerinden derinlikli bir anlam alanı açar var oluşumuza. Dünya’ya düşmemizin anlamını tamamlayan sebep, düştüğümüz toprakların mahiyetini anlamakta gizli. Vatan kelimesi ile bu derin ilişkiyi kavramak mümkün. Bu bir mülkiyet iddiasını değil bilakis bir emanet bilincini ifade eder. İstiklâlin, emaneti yüklenmek manasına geldiği göz önüne alınırsa mesele daha anlaşılır olur.
“Asker millet” vasfını asırlar boyunca kuşanan Türk milletinin nesep yahut soy-soptan öte, bahsini ettiğimiz emaneti yüklenme konusundaki ihlâs ve kararlılığı, onu tarih boyunca yüceltmiştir. Bu topraklar için toprağa düşmüş olduğunun şuurunda olan ve duyduğu derin mes’uliyetin gerekliliklerini hem insiyakî hem de ihtiyarî olarak yerine getirme iradesi gösteren bu azîz milletin büyük duaların meyvesi olduğunu söylemek gerek.
İşte bu duadan mahrum kalmış, vatan fikrinden kendisini soyutlamış, yeryüzünün sözüm ona efendilerinin kuklası olmakta beis görmemiş, mesiyanik hezeyanlara kapılmış, gözyaşı ve salya-sümük maskesine aldanmış çarpık bir bakışın yıllar yılı biriken zehrini devlet görünümlü uluslararası çetelerin talimatları doğrultusunda bu milletin bizzat kendisine kusmasının üzerinden tam bir yıl geçti. Bu meş’um hadisede giriş paragrafında izahına çalıştığımız “emanet”i omuzlayarak, büyük bir cesaret ve kahramanlık örneği gösteren şehitlerimize rahmet diliyor, gazilerimize şükranlarımızı arz edip sıhhatler diliyorum.
Hadise cereyan ederken meselenin önünü arkasını anlamak, nereye varacağını kestirebilmek zor iştir. İşin aslı alenî bir işgal hareketi şeklinde gelişen bu hain kalkışma karşısında öncelikli olarak reflekslerin konuşması ve öngörülemez şekilde planlayıcıların dumura uğratılması her türlü tahlinin ötesinde yok sayılamaz, küçümsenemez bir başarıdır.
15 Temmuz gecesi gösterilen mücadelenin kıymetini teslim etmek ile birlikte bu işleri planlayan aklın bu millet üzerinden neyi test etmeye çalıştığını, toplumsal dikkatimiz ve reflekslerimiz üzerinden başkaca hangi senaryoları devreye sokacağı konusunda sürekli bir uyanıklığa ihtiyacımız olduğu açık. Nitekim geçen bir sene içerisinde bu mesele bağlamında yaşanan süreç, bir çok manipülasyon üretti. 15 Temmuz kalkışmasına bizzat katılan, halkın üzerine savaş uçaklarından, helikopterden, ağır silahlardan ateş açan katiller dahi işin geçekliğini sorgulama küstahlığını gösterebiliyor. Bu, sadece katilin yüzsüzlüğüne yorulabilecek bir şey değil elbette aksine planlı, programlı ve gitgide kendisine kabul bulan anlamsızlaştırma çabasıdır. Buna doğrudan yahut dolaylı hizmet edenler büyük bir yanılgı içindedir. Olayın gerçekliğini sorgulayanlar da mevzudan bir şekilde kişisel kahramanlık ve çıkar devşirme peşinde olanlar da bu hususta aynı safta birleşmektedir. Bilhassa o gece kritik noktaları hedef alan ihanet ateşi karşısında devlet yöneticilerinden vatandaşa kadar gösterilen duruş ve kararlılığın kıymeti zaman geçtikçe daha iyi anlaşılacaktır. Olmuş ve bitmiş vak’adan sonra yapılacak her türlü yorum ve spekülasyon eksik ve kusurlu olduğu gibi üzerinden bir yıl geçmiş, her yönüyle ibretlik bu kalkışmanın akl-ı selîm ile değerlendirilememesi, içerdeki ve dışardaki uzantıların sarahaten ortaya çıkarılamaması, bu ihanetin birinci derecede sorumlularının maşeri vicdanı rahatlatacak şekilde cezalandırılamaması da işaret ettiğimiz zafiyetlere kapı açmaktadır.
Bu açılan tehlikeli kapılardan biri de FETÖ ile mücadelede zaman zaman FETÖ’nün sinsiliğine ve hainliğine fırsat verecek şekilde yürüyen mücadele methodudur. Hayatının hiçbir döneminde bu insanların suyundan içmemiş, yolundan gitmemiş kimseleri muhtemelen farklı hesaplara istinaden zan altında bırakmak kara bir gölge gibi meselenin üzerine çökmektedir. Buraya işaret ederken kastım asla ve asla bu örgüt ile bir şekilde organik teması bulunan ve hatta bunda hâlâ ısrarlı olan insanların sosyal ve ekonomik durumlarından bir ajitasyon üretmek değildir. Zerre miktar bu işlerin planlayıcısı, yürütücüsü yahut sözüm ona duacısı olan kimselere karşı sahte adalet söylemi ile hak aramak o gece canlarını feda edenlere karşı bir haksızlık olacaktır.
Belki uzun yıllar boyunca millet olarak yürüyüşümüze tesir edecek, birçok hayırlı neticeyi de temin etmesi bakımından önemi yüksek bir tarih olan 15 Temmuz, bir silkinme, kaybedileni hatırlama, devayı doğru yerlerde arama adına bir sembolik değer olmalıdır. Bu değer sulandırılmadan, suistimallere fırsat verilmeden korunmalıdır. Bilhassa dileğimiz en başta şehit ve gazilerimizin vicdanını rahatlatan ve sehven mağduriyet yaşayanların haklarının iade edilmesini temin edecek adlî sürecin sağlıklı bir şekilde tamamlanmasıdır.