‘Hani İlk Sahibi?‘
Fani olduğu varlığı kadar gerçek olan dünya ve metaı üzerine kimler ne hesaplar, plânlar yaptı, ne hayaller kurdu? Kimi buldum, dedi; kimi aradı. Kimi güldü, kimi ağladı. Kimi doydu, kimi aç kaldı. Tokun gözü açta, açın gözü tok da oldu.
En çoğunu bulan da hiç bulamayan da ‘yeter bu kadar‘ diyemedi. Şu dünya varlığı ne garip bir varlık ki, deniz suyunu içenin harareti dinmediği gibi, onu elde edenlerden hiç kimse ‘şu kadarı yeter‘ diyemedi. Çok bulan az bulandan daha hırslı oldu. Bir mal hırsıdır aldı götürdü insanı.
Annesinden doğar doğmaz ağlamaya başlayıp bir şeyler istedi insan. Verildikçe sustu. Tekrar ağladı. Tekrar verildi. Dili söz yapmaya başlayınca bu sefer konuşarak istedi. ‘Ver‘ sözcüğü ilk kullandığı sözcüklerden oldu. İstedi aldı, aldı büyüdü. O büyüdükçe istekleri de büyüdü.
Karnını doyurmak için, bir dilim istedi. Ama ambar dolduracak kadar verilene bile yeter demedi. Bir lokma dedi bin lokmaya razı olmadı. Çocuklarım için istiyorum dedi, elindekini çocuklarından esirgedi. Yaşamak için lazım dedi, değersiz miktarlar için öldü. İyi bir gelecek için diye yola çıktı, en büyük geleceği ihmal etti. Ne midesi kadara razı oldu, ne de ömrü kadara! Fani için ebedi gibi çalıştı; ama ebedi için fani kadar dahi özen göstermedi.
Zengin olma hayali suç mu?
Parasıyla, tarlasıyla, evi-barkıyla, hazineleriyle dünya varlığı peşinde koşuşturan insan ilk defa mı serap görüyor? Rüyalarımıza giren, beynimizi işgal eden mal edinme arzumuz, zenginlik hayalimiz suç mu? Mala malik olmak, servetler içinde yüzmek yasaklanmışın peşinde koşmak mıdır? Paraya, mülke tutan yandı mı?
Malı mülkü olan cennetlik oldu, sözü ne kadar yanlış ise, malı mülkü olan yandı, sözü de o kadar yanlıştır. Ne zengin olmak kazanmaktır, ne de fakir olmak kaybetmektir. İnsanın erkek veya kadın olması cennetlik veya cehennemlik olmasını göstermediği gibi, fakir veya zengin olmak da iyi veya kötü olmayı göstermiyor. Erkek olarak yaratılan bir insan, erkek olarak; kadın yaratılan bir insanın da kadın olarak nasıl bir kulluk yaşadığına bakılacak ve ona göre karşılık bulacaktır. Zengin ve fakir de öyle. Zenginlik bir imtihan türü, fakirlik başka bir imtihan türüdür. Kimse fakirliğine yanmayacak. Zenginliğiyle de kimse gülmeyecek. Gülünecek ve ağlanacak şeyleri ameller belirleyecek. Zengin şükür imtihanından, fakir ise sabır ve sebat imtihanından geçecek.
Zenginin elindeki malın onun olduğu sayılsa bile, onda kalmayacağı kesindir. Dilese de dilemese de onları başkasına bırakıp gidecek. O servetinin hesabını verirken, başkaları bıraktığı üzerinde keyif sürecek.
Asgari geçim oranı
İnsanın başkalarının yardımına muhtaç olmadan yaşayabilmesi için zorunlu olan miktar asgari geçim oranıdır. Fakihler, yaşadıkları asırların şartlarını göz önünde bulundurarak ‘asgarî‘ sayılabilecek şeyleri belirlemişlerdir. Mesken, maaş, ev eşyası, giyim, binek, hizmetçi, kitap, sağlık harcamaları, evlilik masrafları, sanat icra edecek için alet-edevat ihtiyaçlar arasında sayılmıştır. Onların saydığı ihtiyaç listesinin asırdan asra değişebileceğini dikkate aldığımız gibi, çılgın tüketim salgınını da dikkate almak durumundayız. İtidali ölçü edinip Müslüman‘ca yaşarız.
Müslüman işverenlerin, kendilerini bağlayan müeyyideler olmasa bile, ücret verdikleri insanların eline geçen miktarı bu gözle değerlendirmeleri gerekmektedir.
Helal zenginlik için
Zenginliğe esas olan kaynak, edinilmesi helal olan bir kaynak olmalıdır. Domuz ve mamulleri, alkol, pis sayılan şeyler, put sayılan şeyler kazancın kaynağında olmamalıdır.
Malı edinme yolu mubah bir yol olmalıdır. Faiz, rüşvet, resmi bir görevdeki yetkiyi kötü kullanarak kazanılan, yetim malı, kumar (ve piyango türleri), gasp, hırsızlık, insanların zayıf noktalarını kullanarak yapılan hilelerle elde edilen kazanç, ticarette haram bir meta üzerinden alışveriş haram kazançlardır.
Mal edinme nedeni olan işle ilgili İslamî hükümleri bilmelidir. Kuyumcunun altın ve gümüş fıkhını, besicinin canlı hayvanla ilgili fıkhı bilmesi gerekir. Zengin olma yolu farz ibadetleri engellememelidir. Allah Teâlâ‘nın şu ayeti müminler için ölçüdür: "Onlar, ne ticaret ne de alışverişin kendilerini Allah‘ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar." [Nur suresi, 37] Bu faslın önemli meselelerinden biri de Cuma ezanından sonra namaz bitinceye kadar alışverişin haram oluşudur.
"Allah‘tan korkanın zengin olmasında sakınca yoktur"
Rabbimiz biriktirme ve çoğaltma hırsını bilerek içimize yerleştirdi. Ne yapacağımızı, hangimizin daha güzel amellerin sahibi olacağını görmek diledi. Maldan kaçın, biriktirmeyin de demedi. Bilakis yarattığı nimetleri mümin kullarına helal kıldı. Yiyin, için buyurdu. Zengin kullarının şükreder olmasından razı olduğunu bildirdi. Onlara büyük sevaplar vaat etti. Bir verene on, yedi yüz verdi. Çoluk çocuğuyla oturup yediğini sadaka saydı. Verdiği zenginliğin izlerini görmekten razı olduğunu duyurdu. Zenginlere verdiğini iyi kullanırlarsa onlara asıl zenginlik olan cennet nimetlerini vereceğini haber verdi.
Aksine çalışın Allah ve Resulü görsün, dedi. Malınız olmasın demedi. Malın malı olmayın dedi. Servetiyle İslam‘ı ayağa kaldıranlar Kur‘an‘da ölümsüzleştiler. Allah onlara cennetler vaat etti. Müslüman‘ın o bereketli nesli örnek alarak zengin olmayı istemesi ve bunun için de çalışması tabiidir. Keşke bütün müminler yeryüzü nimetlerinin tamamına sahip olsalar da şeytan batılı şımartacak kaynaklardan yoksun olsa! Müslüman‘ın zengin olması hoştur. Zenginlik arzusu mubah bir arzudur.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Allah azze ve celleden korkanın zengin olmasında bir sakınca yoktur." [Ahmed] Bir orduyu bedelsiz, dünyalık bir beklenti olmadan donatanlar, Bilalleri, Habbabları doyuranlar zenginlikleri sayesinde yapabildiler yaptıklarını. Zenginliğin ne alt sınırı ne de üst sınırı vardır. Dileyen Allah‘ın lütfettiği kadar zengin olabilir. Büyüdükçe olgunlaştıktan sonra, onun elinden doyan yetimlerin sayısı arttıkça, şımarıp azmadıkça zenginliği ile beraber Allah‘a yakınlığı da artacaktır. O zaman da zenginlik onun için namaz gibi, oruç gibi bir ibadete dönüşür. Ne mutlu böyle zengine! Bu zenginliğin adı bile Müslüman için bir zenginliktir. Malı bile Allah‘a kul ettirmek kadar güzel bir amel olabilir mi?
Bütün nimetler gibi zenginliği oluşturan kaynakların da bir fitne nedeni olduğunu bilmek gerekmektedir. Fitne ise, iki tarafı keskin bir alettir. Hayra kullanıldığında hayır, şerre kullanıldığında da şer üretir. Malın kendisi değil, elde edilme türü ve kullanıldığı alan kaydırıcıdır. Zenginliğin kaynağı olan nimetlerin elde edilmesinin bir başka yönü dünyaya yön verilmesidir. Müslümanların yönlenen yerine yön veren olmaları, imanlarının emridir.
Şükreden bir zengin sabreden bir fakirle aynı cennette bulunacaktır. Yeter ki zenginin şükrü, elindeki nimetlerin çapı ile uyumlu olsun. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, ashabından bazılarının zengin olması için dua etmiştir. Pek çoğu da O‘nun sağlığında zengin oldular. Enes bin Malik radıyallahu anh için şöyle dua etmişti: "Allah‘ım! Onun malını ve çocuklarını artır. Ona verdiğine de bereket ver." [Buhari, Müslim]
Müslüman Zengin:
Zenginliğini artırmak için çalışır,
Ne pintidir ne müsrif,
Malında Allah‘ın hakkı olduğunu hiç unutmaz,
İnsanların ondan istifade etmelerinden haz duyar,
Allah yolunda infaktan kaçınmaz,
Zenginliğin kalıcı olmadığının şuurundadır,
Zenginin imtihanının malı üzerinden olacağını bilir.
Nankör olmamak için haklara dikkat
Zengin Müslüman‘ın malında Allah‘ın şu hakları vardır ki bu hakları bir zorunluluk olarak görmek durumundadır.
* Birinci Hak: Zekât hakkıdır.
* İkinci Hak: Fıtır sadakası hakkıdır.
* Üçüncü Hak: Hac hakkıdır.
* Dördüncü Hak: Kurban hakkıdır.
* Beşinci Hak: Kefaretlerdir.
Zenginliğin şükrü gereği zengin borç geciktirmez
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: "Zenginin borç geciktirmesi zulümdür." [Buhari, Müslim]
Varyemezlik yapmaz
İnsanın kendisine bakması farz-ı ayındır. Gıdada, meskende, giyim-kuşamda, tedavide eli sıkılık yapamaz.
Hanımının ihtiyaçlarını aksatmaz
İsraf ve kör taklide kaçmadıkça hanımının ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır. Hanımının bir nedenle zengin olması kocanın bu görevini ihmal etme nedeni olamaz. Bu konudaki ölçü kocanın zenginlik oranıyla ölçülmelidir.
Çocuklarını ihmal etmez
Buluğ çağına kadar olan çocuklarına herhalükarda bakmak zorundadır. Buluğ çağından sonra ise, sadakaya muhtaç durumda iseler, zengin baba onlara bakmak zorundadır. Evlerinin ayrı olması, ona itaat etmemeleri bakmaya engel olamaz.
Ebeveyni ihmal etmez
Anne baba geçinemeyecek durumda ise, kız olsun erkek olsun zengin çocuk ebeveynine bakmak zorundadır.
Yakın akrabalarını unutmaz
Zengin Müslüman‘ın üzerindeki farz görev ebeveyni ve kendi çocuklarıdır. Bunların dışındakilerin muhtaç olmaları halinde zenginin malında bir hakları olmamakla beraber ‘tasadduk‘ anlayışımız, onların da ilgi alanımızda olmasını bir fazilet olarak önümüze koyar.





