Gündem

Yeter artık, iktidar millete!

Yeter artık, iktidar millete!

Abone Ol

İnsan elinden çıkma hukuksal metinlerin, kutsal metinler gibi yorumlanması ve sürekli milletin aleyhine kullanılması kamuoyunun öfkesini çekiyor. Darbe mahkemelerinin millete karşı gösterdiği reflekse, sadece sivil ve özgürlükçü bir Anayasa son verebilir!

Sistemin adı: Yargıçlar iktidadı!

Hiçbir yasal dayanağı olmadan uygulanan hukuksuz Başörtüsü yasağını yumuşatan Anayasa değişikliği kararı "esas"tan incelenerek reddedildi. Cumhurbaşkanlığı seçiminde, her zaman uygulanan hükümlerin tamamı çiğnendi. YÖK‘ün katsayı adaletsizliğine son vermeye yönelik tüm kararları reddediliyor. HSYK‘nın son girişimi de bürokratik oligarşi tezini güçlendirdi. Darbe dönemlerinde kurulan mahkemelerin, darbe döneminde çıkarılan kanunları kutsal metin gibi sürekli halkın rızası hilafına yorumlayıp kararlar alması, sistemin iflas ettiğinin göstergesi olarak kabul ediliyor. Jüristokratik (Yargıçlar iktidarı) sistem acilen değiştirilmeli!

Millet, cesur bir iktidar istiyor

Kamuoyu da, sivil toplum kuruluşu temsilcileri de, sağduyulu siyasetçiler de, uzman hukukçular da artık yeni dünyanın yükünü taşımaktan aciz Türk yargı sisteminin ve Anayasa‘nın evrensel hukuk normlarına göre sivil ve özgürlükçü bir yapıya kavuşması konusunda hemfikir. Millet, yeni Anayasa‘yı yapacak kadar siyasi iradeye sahip bir iktidar ile milletin aleyhine tutum takınmayacak vicdanlı bir muhalefet bekliyor.

Sivil diye yutturulan darbe anayasalarının desteği ile kurulan yüksek mahkemeler, yıllardır milletin lehine neredeyse tek karara imza atmadı. Milletin oyuyla seçilmiş partilerin kapatılması, milletin temsil yetkisi verdiği siyasilerin yasaklanması, milletin kendi evlatlarının inançları doğrultusunda öğrenim görmesini istemesine karşı gösterilen "yasak" direnci, hep aynı yerde gelip düğümleniyor. Yargıçlar yönetimi anlamına gelen Jüristokrasi‘sinin duvarına çarpıp parçalanıyor. Başörtülü bir şekilde üniversite okumak isteyen de, lisede dini veya mesleki eğitim alıp üniversiteye gitmek isteyen de hep yüksek yargının kararları ile engelleniyor.

Yargı bürokratlarının yargılanmaktan uzak ve insan eliyle yazılmış metinleri kutsal bir metin gibi milletin aleyhine yorumlaması, hem kamuoyunun hem de hukukçuların ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin büyük tepkisini çekiyor.

Yargı iktidarı ve millet!

Katsayı adaletsizliğinin giderilmesi için sürekli formüller geliştiren YÖK‘ün her kararını reddeden Danıştay, başörtüsü yasağına üniversitede biraz olsun yumuşama getirecek Anayasa değişikliğine Anayasa Mahkemesi ve son olarak Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıları görevden alan HSYK ile ona destek veren Danıştay ve Yargıtay, Türkiye‘deki yargısal iktidar sisteminin nasıl bir noktaya geldiğinin göstergesi.

Yürütme, yargı ve yasama gibi devleti oluşturan üç erk arasında bir çatışma varmış gibi görünmesine rağmen, sonuçta yıllardır çözülemeyen başörtüsü sorunu ile katsayı adaletsizliğinin geldiği son durum bile, çatışmanın hep yargı lehine sonuçlanması ile son buluyor. Devlet içindeki dönüşümün sancılarının çekildiğine, darbe dönemlerinde hazırlanan veya yurtdışından ithal edilen kanunlarla ülkenin bir tıkanma sürecine girdiğine dikkat çeken hukukçular, yeteri kadar bağımsız olmalarına rağmen, yargının sürekli "Yargı bağımsız olmalı" demesinin de bir baskı politikası olduğunu vurguluyor.

"Bağımsızlık" klişesi ile Demokles‘in kılıcı gibi sisteme muhalif görülen en küçük hareket anında cezalandırılabiliyor. Örneğin, parti kapatma davası açmakla tanınan Yargıtay Başsavcılığının yaptığı ve son günlerin gündemiyle ilgili açıklamada, "Habur, Erzincan ve Erzurum adli yargı çevrelerinde yargıyı yıpratan, yargıya olan güveni sarsan adli tahkikatlar incelemeye alınmıştır" demesi de yargının hangi noktada konuşlanıp taraf aldığını da ortaya koyuyor.

Jüristokrasi‘nin aymazlığı

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu‘nun (HSYK) alelacele toplanıp Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcı Vekili, Tarık Gür, Cumhuriyet Savcıları Rasim Karakullukçu, Mehmet Yazıcı, Osman Şanal‘ın yetkilerini, suç isnat etmeden, belge ve bulgu göstermeden kaldırması da kamoyundaki Jüristokrasi tartışmalarını alevlendirdi.

Hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadıkları olaya dair hüküm tesis etmek ve yine haklarında hiçbir suç, ihbar ve bulgu olmayan 5 savcı hakkında görevden alma kararı alan HSYK‘nın kendi  meşruiyetine dinamit koyduğu ifade ediliyor.

HSYK‘nın son müdahalesini yargıya alenen müdahale olarak kabul eden hukukçular, Anayasa‘nın 138. maddesinin çiğnendiğine ve görülmekte olan bir davaya ağır bir hukuk dışı müdahalenin yapıldığına dikkat çekiyor.

Demokrasiye, millet iradesine, anayasal sisteme yargı bürokrasi tarafından darbe vurulduğunu ifade eden hukukçular, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu‘nun (HSYK); yetkisini aştığını ve bu gücü de kendisini sistemin koruyucusu gibi görmek psikolojisinden hareket ettiğini söylüyor. Hiçbir kurumun kendisini Anayasa ve yasaların üzerinde göremeyeceğini, gerçek demokrasilerde keyfi kararlar alınamayacağını belirten uzmanlar, yürüyen dava ve soruşturmalarla ilgili doğrudan müdahale yetkisi bulunmayan HSYK‘nın, Kurul Başkanı olan Adalet Bakanı Sadullah Ergin‘in katılmadığı olağanüstü toplantıda, kendi yetkisini aşarak ‘yetkilerini aştılar‘ diye savcılarla ilgili işlem yaptığını ancak savcılarla ilgili doğrudan işlem yapması yetkisinin olmadığını belirtiyor.

"Yargıya ağır baskı"

HSYK‘nın Şemdinli olaylarına ilişkin soruşturmayı yürüten savcı Ferhat Sarıkaya hakkında da apar topar meslekten men kararı alması, Avrupa Birliği ilerleme raporlarında ‘‘yargıya ağır baskı‘‘ olarak nitelendirilmişti

Yargıtay Başsavcılığının da kapatma davası açmak sürekli tetikte beklemesini eleştiren hukukçular, HSYK‘nın Ferhat Sarıkaya hakkındaki kararından sonra Osman Şanal ve 3 savcının yetkilerinin alınması hakkındaki kararı ile bir kez daha yargıya müdahale ettiğini ve bunun yargı bağımsızlığı ilkesine ters olduğuna işaret ediyor.

Türk yargısının, Cumhurbaşkanlığı seçimi, referandum, parti kapatma, başörtüsü yasağı ve katsayı sorunu gibi meselelerde son yıllarda aldığı kararlarla kendi kendini sorgulanır bir duruma getirdiğine dikkat çeken bağımsız hukukçular, milletin artık "Tuz da kokarsa ne yamak gerekir?" sorusunu sorar hale geldiğini ifade ediyor.

Kamuoyu da, sivil toplum kuruluşu temsilcileri de, sağduyulu siyasetçiler de, uzman hukukçular da artık yeni dünyanın yükünü taşımaktan aciz Türk yargı sisteminin ve Anayasa‘nın evrensel hukuk normlarına göre sivil ve özgürlükçü bir yapıya kavuşması konusunda hemfikir. Millet, yeni Anayasa‘yı yapacak kadar siyasi iradeye sahip bir iktidar ile milletin aleyhine tutum takınmayacak vicdanlı bir muhalefet bekliyor.

Mazlum-Der İstanbul İl Başkanı Av. Cihat Gökdemir:

Hükümetin meşru zemini yok artık!

"Anayasa mahkemesi başörtüsü kararını esastan inceleyen kararından bu yana Türkiye‘de fiili bir parlamenter sistemden bahsetmek mümkün değildir. Türkiye‘de artık parlamenter sistem değil bir Jüristokrasi mevcuttur. Hükümete seslenmek gerekiyor, bu sistemde meşru zeminleri yok.  Meclisteki 550 milletvekili parlementer değil belediye meclis üyesi statüsündedir. Bu sistemin acilen değiştirilmesi gerekiyor. HSYK adeta bir muhalefet partisi gibi davranıyor. Zaten yüksek mahkemeler sürekli bu tür refleksler gösteriyor. Bu da hali hazırda işleyen sistemin halktan ne kadar kopuk olduğunu gösteriyor. Sistem halka yanaşmaya başladığında yargı bu tür dirençler gösteriyor.  Söz konusu direnç daha önce Genelkurmay tarafından gösterilirdi. Genelkurmay‘ın bu direnci kırıldıktan sonra şimdi de Yargı‘dan gelmeye başlıyor. Yargı da aldığı kararlara "hukuki" bir kılıf uydurduğu içim meşruymuş gibi gösteriyor. Görüyoruz ki halka karşı çok sağlam bir yapı var. Sistemin sübapları çok iyi çalışıyor. Anayasa değişikliği başta olmak üzere bir hukuki reform sürecinden geçmemiz gerekiyor."

Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek:

HSYK‘nın kararı keyfi

"Bazı siyasiler, komutanlar, rektörler, üst düzey bürokratlar nasıl yargılanıyor ise, özel kanunlardaki düzenlemelere uyulmak koşuluyla bir savcının da soruşturulması olağan bir durumdur. Masumiyet karinesi de hukuk önünde eşitlik ilkesi de herkes hakkında geçerli olması gerekir. Ama Türkiye şartlarında hukuk önünde hesap vermek istemeyenler konuyu saptırarak yapılan soruşturmaların yetki gaspı olduğunu iddia etmektedir. Bu bağlamda soruşturmayı yürüten özel yetkili savcıları HSYK‘nın görevden uzaklaştırması da, hukuki dayanaklardan yoksun keyfi bir karar olduğunu söyleyebiliriz. HSYK bu kararıyla hâkimlik ve savcılık teminatını hiçe saymıştır. Anayasa‘nın 144. Maddesini ihlal etmiştir... HSYK bir yargı organı değildir. Verdiği kararlar idari kararlardır. Bu olaylar Yargı reformunun aciliyetini bir kez daha gündeme taşımalıdır."

Star Yazarı Gürkan Zengin:

Adalet artık mülkün temeli değil

"Türkiye‘de adalet, uzunca bir süredir ‘mülkün temeli‘ olma vasfını kaybetti. Acı olan mülkün temelini sallayanların bizzat hukukçular olması.. Türkiye‘de hukukçuların kahir ekseriyeti, kararlarını olaylara ve prensiplere göre değil kişilere göre verebiliyor. Bunun çarpıcı örneklerinden biri Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde görülmüştü. Anayasa Mahkemesi‘nin, ‘anayasa değişikliklerini esastan görüşemeyeceği‘ ‘kitapta‘ yazıyor ama mahkeme bal gibi görüştü ve değişiklikleri iptal etti.  Herkesin gözünün içine baka baka yaptılar bunu. HSYK‘nın Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı‘nın yetkilerini alma kararı yukarıdaki çarpıklığın yeni bir örneği oldu. Koskoca  Osmanlı İmparatorluğu‘nun yüzyıllarca ayakta kalmasını sağlayan temel değer ‘adalet‘ idi. ‘Adalet‘ kavramını ‘mülkün temeli‘  yapmış bir devlet geleneğini devralmış kuşaklar olarak geldiğimiz yer hazindir. Acınacak bir durumdayız.. Medyanın ‘yandaş‘ olması bir demokrasi sorunudur, bu aşılır. Ama adaletin ‘yandaş‘ olması her şeyin sonudur.