Kültür-Sanat

Yargı kalesinin duvarları aşınırken...

Yargı kalesinin duvarları aşınırken...

Abone Ol

Değişim sürecinin sınırları geldi ve sonunda yargı kalesinin sınırlarına, duvarlarına dayandı.

Türkiye‘de yargı, özellikle yüksek mahkemeler birey değil devlet, hak değil ödev esaslı bir yaklaşıma sahip olmuşlardır. Hukuk devleti fikri karşısında sıkça devletin hukukunu bu şekilde bulmuştur. Otoriter uygulamaları doğrulamak, devlet ideolojisini mutlak ve sürekli kılmak yüksek yargının hemen her zaman arka planda yatan işlevleri olmuştur.

Bu işlevler 28 Şubat‘la birlikte arka plandan ön plana çıktı, yüksek yargının mutlak siyasallaşması, arka arkaya gelen kapatma davaları ve kararlarıyla tartışılmaz bir nitelik kazandı. Siyasi alanı şekillendirme, siyasi yelpazeyi denetleme, hatta tek tek siyasi aktörleri takip işini üstlendi yüksek yargı. Takip eden dönemde bu işlevinin yanına siyasi kararları esastan denetlemek işini de ekledi. Örneğin Anayasa Mahkemesi kendisini ilgilendiren bir değişikliğin bile Anayasa‘ya aykırılığını, üstelik esastan aykırılığını ileri sürecek kadar aktörleşti. Ergenekon sürecinde de açıktır ki en derin devlet ayaklarından birisi olarak karşımıza çıkmıştır yargı. Bugün Anayasa değişikliğinin hedeflediği açık olarak bu yapıdır. Bundan dolayıdır ki, yüksek yargı organlarının temsilcileri sert ve kesintisiz sesler çıkarıyorlar. Dün yargının kuşatıldığından söz ediyorlardı, bugün kuvvetler ayrılığının ihlalinden dem vuruyorlar...

Yüksek yargıçların kendilerine bakacakları "siyasi bir ayna" var mıdır acaba? Anayasa Mahkemesi‘nin 367 hadisesiyle bizzat Anayasa‘yı ihlal ettiği, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu‘nun Şemdinli savcısı hakkında verdiği karar ve Ergenekon davasında aldığı yandaş tavırla yargı düzenini iyice siyasileştirdiği bir ülkede yaşıyoruz... 28 Şubat zihniyetinin yüksek yargıçları tarafsızlıktan uzak, hukuki hiçbir ilkeyle yakından uzaktan ilgisi bulunmayan bir duruşun bağımsızlığı ve tartışılmazlığını talep ediyorlar... Ama sular tersine akıyor... Ülkedeki hakim toplumsal dalga, bugün ortada bir sorun varsa, bunun her şeyden önce yargı mensuplarının zihniyeti ve ideolojik tutumlarıyla, etik tutumlarıyla ilgili olduğuna işaret ediyor. Gerçekten de yargı zihniyeti ve yargı politikası Türkiye‘de demokratik değişimin karşısındaki en büyük engel olarak duruyor...