Doğuştan görme engelli ressam Eşref Armağan, görmeden sadece parmaklarıyla dokunarak can verdiği resimlerle tüm dünyanın takdirini ve beğenisini kazanıyor. Ressam Eşref Armağan, yaptığı açıklamada, 1953‘te İstanbul‘da görme engelli olarak dünyaya geldikten sonra, farklı olduğunu çocukken nasıl kavramaya başladığını anlattı. Babasının, gözlerinin göremediği ve hayatı boyunca bu durumu değiştiremeyeceğini ilişkin sözlerini hatırlatan Armağan; "4 yaşında çevremdeki insanların dünyayı benim gibi algılamadığını fark ettim. Ne annem babama, ne de babam anneme evin içindeki eşyaların yerini tarif etmiyordu. Farklı olduğumu anladığımda aileme nedeniyle ilgili sorular sormaya başladım. Onlar da bana doğuştan görme yetimin olmadığını, bu nedenle göremeyeceğimi söyledi. Zamanla bununla yaşamayı, hayata kahretmek yerine dünyayı keşfetmeyi öğrendim" diye konuştu. Armağan, 6-7 yaşlarında çevreyi tanıma isteğinin baş gösterdiğini vurgulayarak; "Şekil nedir, renk nedir? Hiç bir fikrim yoktu. Ben dünyayı tanımak istedim.
Bana söylenenlerin şeklini rengini, detaylarını merak etmeye başladım. İçimde korkunç bir istek vardı" dedi. Armağan, anlatılanların beyninde hiçbir görüntü oluşturmadığını ve bunun üzerine de nesnelere dokunmaya başladığını dile getirerek şöyle devam etti: "Çocukluğum sobacı babamın dükkânında demir saçlar, tel levhalar arasında geçiyordu. Önce babamdan istedim anlatmasını. Basit şeyleri anlatıyor, ben de anladığımı çiziyordum, ancak sonraları bunun yeterli gelmediğini çizdiklerimde bir eksiklik olduğunu hissettim. Göremediğim için her şeyi dokunarak algılamaya çalışıyordum.
Zamanla avuçlayarak, dokunarak anlamak benim görme duygum haline geldi. Bir gün babamla soba borularını keserken babam tavanda kelebek olduğunu söyleyerek, şeklini, beneklerini anlatmaya başladı. Ben bunları algılayamadığımdan babama kelebeğe dokunmak istediğimi söyledim. İçimde küçümsenemeyecek bir dokunma isteği vardı. Fakat babam kelebeğin dokunamayacağım kadar narin bir canlı olduğunu, ölebileceğini söyledi" diye konuştu. Kelebeğe dokunamamanın kendisinde büyük bir üzüntüye neden olduğunu anlatan Armağan, babasını duruma dayanamayarak hemen bakır bir levha üzerine kelebek kabartması yaptığını ve ilk gerçekçi resimleri böylece çizmeye başladığını ifade etti.
Armağan, parmaklarıyla nesnelere dokunduktan sonra beyninde birbirinden bağımsız çizgiler oluştuğunu, bunları kağıda resmettiğini belirterek; "Kurşunkalem ve çivi kullanarak resimlerimi yapıyorum. Çizimlerimi görme engellilerin kullandığı yüzeyi plastikle kaplanmış bir aparat yardımıyla yapıyorum. Kurşunkalem, plastik yüzeyin üzerindeki kâğıtta ilerlerken hafif kabarık izler bırakıyor. Bu izi kalemle takip ederken, bir taraftan da sol elimle çizgilere şekil ve yön veriyorum" dedi.
Beynin esnek olduğunun kanıtı
Gün geçtikçe uluslararası bir isim olmaya başladığını dile getiren Armağan, 2004 yılında Amerika‘da bir festivale katıldığını ve orada tanıştığı Harvardlı bir profesörün yeteneğini incelemek amacıyla kendisini üniversiteye davet ettiğini belirtti. Bu davete ilk günlerde "denek olma" endişesiyle temkinli yaklaştığına işaret eden Armağan, daha sonra tüm endişelerinden sıyrılarak teklifi kabul etiğini söyledi.
Burada beyin uzmanı Prof. Dr. Alvaro Pascual-Leone tarafından beyin MR‘ının çekildiğini ifade eden Armağan, Toronto Üniversitesi‘nden John M.Kennedy‘nin kendisine, körlerin eğitimi konusunda önemli bir mihenk taşı oluşturduğunu ve dünyada bu şekildeki tek örnek olduğunu söylediğini belirterek şöyle konuştu: "Orada hem beynimi hem gözlerimi incelediler. 7 saat sırt üstü yatarak ellerim dışarıda MR cihazında kaldım. İki kişi ayakucumda duruyordu. Biri not alıyordu, diğerinin elinde de uçak, gemi gibi maketler vardı. Birini 18 saniye elime veriyor, dokunduktan sonra da kâğıda aktarmamı istiyorlardı.
Onlar o sırada beyin görme alınana bakıyormuş. Hiçbirinde hata yapmadım. Profesörler şaşırıp kaldı resimlere. Sonra beni yanımdakilerle birlikte gözlerimi bağlayıp karanlık bir odaya aldılar. 20 dakika boyunca orada kaldık. Ben çok sıkıldım ve çantamdan kâğıt kalem çıkarıp onların haberi olmadan doğa resmi yaptım. Süre dolup ışıklar açılınca göz doktoru elimdeki resmi gördü ve şaşkınlıktan çığlık attı. Bilim insanları, dokunarak elde ettiğim bilgilerin, beynimin görmeyle ilgili bölümünü harekete geçirdiğini belirledi. Benim bu durumum beynin esnek olduğunun en güzel kanıtlarındanmış" dedi.
Yeteneğinin bilimsel olarak kanıtlanmasının ardından sayısız ülkeden davet aldığını belirten Armağan, Çek Cumhuriyeti‘nden, ABD‘ye, İtalya‘dan İspanya‘ya kadar pek çok ülkenin en önemli tarihi yapılarını resmetmesinin istendiğini söyledi. Yapıların maketlerine dokunarak yaptığı resimlerin gerçekleriyle aynı olduğunu görenlerin hayretler içinde kaldığını ifade eden Armağan şunları kaydetti: "Geçmiş yıllarda çok ünlü bir belgesel kanalı (Discovery Channel) hayat hikâyemi anlatan The Real Super Humans adlı bir belgesel yaptı.
Her hafta başka bir ülkeden konferanslar, toplantılar, festivaller için davet alıyorum. Sağlığım elverdiği ölçüde insanların istediğinde başaramayacakları hiçbir şey olmadığını anlatmaya devam edeceğim. Hiç eğitim almadan resim de yapıyorum müzik aleti de çalıyorum. Bence önemli olan 5 duyumuzdaki kusur ya da eksiklik değil. Yaradan kalplere ve düşüncelere engel vermesin, en aşılmayacak engel bence bunlardır" dedi.