. Geçmişte belirli ölçüde teknik bilgi, zaman ve organizasyon gerektiren birçok eylem, üretken yapay zekâ araçları sayesinde daha kısa sürede ve daha düşük maliyetle gerçekleştirilebilir hale geliyor. Ses ve görüntü taklidi yapılabilmesi, gerçeğe oldukça yakın sahte belgelerin üretilebilmesi, kişiye özel mesajların otomatik olarak hazırlanabilmesi ve büyük miktarda verinin kısa sürede analiz edilebilmesi suç yöntemlerinin ölçeğini değiştiren gelişmeler arasında yer alıyor. Yapay zekâ, bilişim suçlarının hukuki niteliğini bütünüyle değiştiren yeni bir ceza hukuku alanı yaratmış değil. Buna karşılık mevcut suçların daha farklı yöntemlerle işlenmesine, daha geniş kitlelere yöneltilmesine ve dijital delillerin değerlendirilmesinin daha karmaşık hale gelmesine neden oluyor. Ceza hukuku bakımından asıl mesele kullanılan teknolojinin adı değil, gerçekleştirilen fiilin hangi suç tipinin unsurlarını oluşturduğunun belirlenmesidir. Yapay zekâ kullanılarak oluşturulan bir içerik dolandırıcılık amacıyla kullanılabileceği gibi kişisel verilerin hukuka aykırı biçimde ele geçirilmesine, özel hayatın gizliliğinin ihlaline, bilişim sistemlerine yönelik saldırılara veya başka suçların işlenmesine de hizmet edebilir. Bu nedenle teknolojik yöntemin cezai sorumlulukla ilişkilendirilmesi, yalnızca ortaya çıkan içeriğin incelenmesiyle değil, olayın bütün dijital izlerinin birlikte değerlendirilmesiyle mümkündür.

Bilişim Suçları Artık Yalnızca Sistemlere Yönelik Saldırılardan İbaret Değil

Bilişim suçu denildiğinde uzun yıllar boyunca bilgisayar sistemlerine izinsiz giriş, verilerin silinmesi, değiştirilmesi veya sistemlerin çalışmasının engellenmesi gibi fiiller ön plana çıktı. Türk Ceza Kanunu da bilişim alanındaki bazı suçları doğrudan bilişim sistemlerine yönelik eylemler üzerinden düzenlemektedir. Bununla birlikte dijitalleşmenin ulaştığı düzey, bilişim sistemlerinin suçun hedefi olmasının yanında suçun işlenmesinde kullanılan temel araçlardan biri haline gelmesine yol açmıştır. Günümüzde sosyal medya hesaplarının ele geçirilmesinden çevrim içi dolandırıcılığa, sahte yatırım platformlarından ödeme sistemlerinin kötüye kullanılmasına kadar oldukça geniş bir suç alanı bulunuyor. Aynı olay içerisinde bilişim sistemine hukuka aykırı erişim, kişisel verilerin ele geçirilmesi, banka hesaplarının kullanılması ve dolandırıcılık niteliğindeki hareketler birbirini takip edebiliyor. Ceza soruşturmasının yalnızca olayın görünen kısmına göre yürütülmesi ise fiilin hukuki niteliğinin veya gerçek failin belirlenmesini güçleştirebiliyor. Teknik verilerin ceza hukuku kurallarıyla birlikte değerlendirilmesi gerekliliği nedeniyle bilişim alanındaki dosyalar klasik ceza soruşturmalarından belirgin biçimde ayrılmaktadır. Avukat Ramazan Sertan Safsöz tarafından bilişim ve ceza hukuku alanlarında yayımlanan çalışmalarda da dijital bulguların tek başına değil, elde edilme yöntemleri ve diğer delillerle ilişkileri dikkate alınarak değerlendirilmesinin önemi üzerinde durulmaktadır.

Yapay Zekâ Suçun İşlenmesini Nasıl Değiştiriyor?

Yapay zekânın bilişim suçları üzerindeki en belirgin etkilerinden biri ölçek sorunudur. Daha önce bir kişinin tek tek hazırlaması gereken metinler, sahte ilanlar veya iletişim senaryoları artık otomatik olarak üretilebiliyor. Farklı kişilere uygun içerikler hazırlanabiliyor, dil hataları azaltılabiliyor ve mağdurun güvenini kazanmak amacıyla çok daha gerçekçi iletişim biçimleri oluşturulabiliyor. Özellikle sosyal mühendislik saldırılarında yapay zekâ önemli bir araç haline gelmiştir. Sosyal medya paylaşımlarından veya başka açık kaynaklardan elde edilen bilgiler analiz edilerek hedef kişinin mesleğine, ailesine, çalışma ilişkilerine veya alışkanlıklarına uygun mesajlar hazırlanabilir. Banka çalışanı, şirket yöneticisi, kamu görevlisi ya da tanıdık bir kişi gibi davranılarak yapılan girişimlerde kullanılan dilin gerçekçiliği arttıkça mağdurun yanıltılması da kolaylaşabilir. Ses üretme ve görüntü işleme teknolojileri ise kimlik taklidini farklı bir düzeye taşıyor. Bir kişinin kamuya açık kısa bir ses kaydından yararlanılarak ona benzeyen bir ses üretilebilmesi veya gerçek bir kişinin görüntüsünün yapay olarak değiştirilmesi, geçmişte yalnızca yazılı mesajlarla gerçekleştirilen dolandırıcılık yöntemlerine yeni imkânlar ekliyor. Şirket yöneticisinin sesi taklit edilerek ödeme talimatı verilmesi veya aile bireylerinden birinin görüntüsü kullanılarak acil para istenmesi gibi yöntemler, klasik sosyal mühendisliğin yapay zekâ ile güçlendirilmiş biçimleri olarak karşımıza çıkabiliyor. Bu gelişme, kullanılan aracın gelişmişliği nedeniyle her olayın otomatik biçimde yeni bir suç kategorisine girdiği anlamına gelmez. Ceza sorumluluğunun tespitinde failin gerçekleştirdiği hareket, kastı, meydana gelen zarar ve ilgili suç tipinin kanuni unsurları incelenir. Yapay zekâ ise çoğu olayda suçun gerçekleştirilmesinde kullanılan araçlardan veya suçun icrasını kolaylaştıran teknolojilerden biri konumundadır.

Deepfake Teknolojileri Ceza Hukukunda Yeni Sorular Doğuruyor

Deepfake teknolojileri gerçek kişilere ait görüntülerin, seslerin veya hareketlerin yapay olarak üretilmesine ve değiştirilmesine imkân tanıyor. Teknolojinin meşru kullanım alanları bulunmakla birlikte üçüncü kişilerin görüntü ve seslerinin suç amacıyla kullanılması ceza hukuku bakımından çok farklı değerlendirmeleri gerekli kılabilir. Bir kişinin sesi taklit edilerek para istenmesi dolandırıcılık suçuna ilişkin değerlendirmeyi gündeme getirebilirken, özel hayat alanına ilişkin yapay görüntüler üretilmesi başka suç tipleri yönünden inceleme gerektirebilir. Sahte bir dijital içeriğin tehdit veya şantaj aracı olarak kullanılması halinde ise olayın hukuki niteliği içeriğin oluşturulma biçiminden ziyade failin gerçekleştirdiği hareketlerin bütününe göre belirlenir. Daha karmaşık sorun ise üretilmiş içeriğin delil olarak kullanıldığı durumlarda ortaya çıkar. Ses kaydı, ekran görüntüsü veya video dosyasının bulunması, içeriğin mutlaka gerçek bir olayı yansıttığını göstermez. Dijital materyalin kaynağı, oluşturulma tarihi, üzerinde değişiklik yapılıp yapılmadığı, dosyaya ait metadata bilgileri ve materyalin elde edildiği cihaz veya platform kayıtları önem kazanır. Üretken yapay zekânın gelişmesiyle beraber dijital içeriklerin görünüşünden hareketle gerçeklik değerlendirmesi yapılması giderek daha riskli hale gelmektedir. İnsan gözüne son derece inandırıcı görünen bir görüntü yapay olarak üretilmiş olabilir. Tersine, gerçek bir kayıt yalnızca sıra dışı görünmesi nedeniyle yapay üretim kabul edilemez. Ceza yargılamasında kanaatin teknik incelemenin yerine geçmesi, hem mağdur hem de şüpheli açısından ciddi hak kayıplarına neden olabilir.

Yapay Zekâ Destekli Dolandırıcılık Yöntemleri

Dijital ortamda gerçekleştirilen dolandırıcılık eylemleri yapay zekâ teknolojilerinin etkisinin en kolay gözlemlendiği alanlardan biridir. Sahte alışveriş siteleri, yatırım ilanları, sosyal medya reklamları, banka veya kamu kurumu görünümü verilen internet sayfaları uzun süredir kullanılmaktadır. Üretken yapay zekâ sayesinde bunların hazırlanması ve farklı hedef gruplarına uyarlanması daha kolay hale gelmiştir. Sahte müşteri hizmetleri yazışmaları oluşturulabilir, kurumsal yazışma diline benzeyen e-postalar hazırlanabilir ve mağdurun önceki mesajlarına göre gerçek zamanlı cevap veren sistemler kurulabilir. Dolandırıcılık girişiminin başarısı bakımından kritik olan güven ilişkisi böylece daha kısa sürede oluşturulabilir. Özellikle yatırım dolandırıcılıklarında yapay zekâ ile oluşturulmuş uzman görüntüleri, sahte haber içerikleri veya tanınmış kişilerin değiştirilmiş videoları kullanılabiliyor. Mağdur, gerçek bir haber sitesini veya güvenilir bir yatırım kuruluşunu ziyaret ettiği düşüncesiyle yönlendirildiği platforma para aktarabiliyor. Para transferini kripto varlık işlemleri, farklı banka hesaplarına yapılan aktarımlar ve üçüncü kişilere ait hesapların kullanılması takip ettiğinde soruşturmanın teknik boyutu genişliyor. Bu tür olayların hukuki niteliğinin belirlenmesinde kullanılan iletişim yöntemi, mağdurun hangi davranışlarla aldatıldığı, para hareketlerinin seyri ve bilişim sistemlerinin eylem içerisindeki fonksiyonu birlikte değerlendirilmelidir. İnternet dolandırıcılığı suçları ve davaları hakkında yapılan hukuki incelemeler, çevrim içi ortamda gerçekleştirilen dolandırıcılık fiillerinin yalnızca banka transferinden ibaret olmadığını, olayın öncesindeki dijital iletişim ve sonraki para hareketlerinin birlikte incelenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Dijital Delillerin Önemi Daha da Artıyor

Yapay zekâ çağında suç yöntemleri değişirken ceza soruşturmalarının en önemli unsurlarından biri yine dijital delillerdir. IP kayıtları, kullanıcı oturum bilgileri, trafik verileri, cihaz kayıtları, banka hareketleri, kripto varlık transferleri, e-posta kayıtları, mesajlaşma uygulamalarına ilişkin veriler ve dijital materyaller üzerindeki adli bilişim incelemeleri bir olayın aydınlatılmasında birbirini tamamlayan veriler oluşturabilir. Ancak dijital bir verinin dosyada bulunması ile o verinin belirli bir kişinin suç işlediğini ispatlaması aynı şey değildir. Örneğin belirli bir IP adresinin bir işlemle ilişkilendirilmesi, her olayda IP adresinin tahsis edildiği kişiyi doğrudan fail haline getirmez. Ortak internet bağlantıları, mobil ağlar, NAT altyapıları, VPN hizmetleri, ele geçirilmiş cihazlar veya üçüncü kişilerin erişimi gibi teknik ihtimaller olayın özelliklerine göre araştırılabilir. Aynı yaklaşım banka hesapları bakımından da geçerlidir. Suçtan elde edilen paranın belirli bir hesaba gönderilmiş olması önemli bir delildir ancak hesap sahibinin kastının ve olayla ilişkisinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Hesabın kim tarafından kullanıldığı, para geldikten sonra hangi işlemlerin yapıldığı, cihaz ve oturum kayıtları, para çekme görüntüleri ve taraflar arasındaki iletişim gibi veriler cezai sorumluluğun belirlenmesinde etkili olabilir. Yapay zekâ tarafından oluşturulabilecek içerikler ise dijital delilin güvenilirliği tartışmasını daha ileri bir aşamaya taşıyor. Bir ekran görüntüsünün, ses kaydının veya video dosyasının dosyaya sunulmuş olması tek başına içeriğin gerçekliğini ispatlamaz. Orijinal dosyanın korunması, gerektiğinde adli kopyasının alınması, bütünlüğünün doğrulanması ve teknik incelemenin tekrar edilebilir olması adil yargılanma açısından önem taşır.

Fail Tespitinde Tek Bir Teknik Veriye Dayanmak Yeterli Olmayabilir

Bilişim suçlarında soruşturmanın temel problemlerinden biri fiziksel dünya ile dijital kimliğin eşleştirilmesidir. Bir sosyal medya hesabının, e-posta adresinin, telefon numarasının veya IP adresinin belirlenmesi çoğu zaman soruşturmanın başlangıcını oluşturur. Asıl mesele, ilgili dijital varlığın suç tarihinde kim tarafından kontrol edildiğinin ortaya çıkarılmasıdır. Bir hesabın belirli bir kişi adına kayıtlı olması ile hesabı fiilen kullanan kişinin aynı olması her olayda zorunlu değildir. Benzer şekilde telefon hattının abonesi, banka hesabının sahibi ve suçta kullanılan cihazın sahibi farklı kişiler olabilir. Özellikle organize biçimde gerçekleştirilen bilişim suçlarında üçüncü kişilere ait banka hesapları, telefon hatları veya kullanıcı profilleri kullanılabilmektedir. Bu nedenle dijital kimliğin gerçek kişiyle eşleştirilmesi sırasında verilerin birbirleriyle doğrulanması gerekir. Hesaba hangi cihazlardan erişildiği, bağlantı kayıtları, telefon ve banka verileri, para hareketleri, iletişim kayıtları ve gerektiğinde fiziki deliller birlikte değerlendirildiğinde daha sağlıklı bir isnat kurulabilir. Yapay zekânın kimlik taklidini kolaylaştırması bu gerekliliği daha da önemli hale getiriyor. Bir kişinin fotoğrafının, sesinin veya yazışma biçiminin taklit edilebilmesi, yalnızca içeriğin görünüşünden hareketle fail tespiti yapılmasını sakıncalı hale getirir. Dijital ortamda bir kişinin görüntüsünün bulunması, o içeriği gerçekten aynı kişinin ürettiği veya gönderdiği anlamına gelmeyebilir.

Bilişim Suçlarında Hukuki ve Teknik Değerlendirmenin Birlikte Yapılması Gerekiyor

Bilişim suçları klasik ceza hukuku ilkelerinin ortadan kalktığı özel bir alan değildir. Kanunilik, kusur, kast, nedensellik, hukuka uygun delil ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi dijital dünyada da geçerliliğini korur. Değişen unsur, bu ilkelerin uygulanacağı maddi olayların giderek daha teknik bir yapıya kavuşmasıdır. Ceza dosyasındaki bir IP kaydının neyi gösterdiğini, bir log kaydının hangi sistem tarafından oluşturulduğunu veya dijital materyal üzerinde yapılan incelemenin sınırlarını bilmeden hukuki değerlendirme yapmak güçleşebilir. Tersine, teknik verileri ceza hukukunun ispat kurallarından bağımsız yorumlamak da doğru değildir. Bir bilişim uzmanı belirli bir cihazda hangi verinin bulunduğunu açıklayabilir ancak bu verinin sanığın cezai sorumluluğunu hangi ölçüde ortaya koyduğu hukuki değerlendirme gerektirir. Bu nedenle bilişim suçlarında savunma ve soruşturma faaliyetleri çoğu zaman iki farklı disiplinin ortak değerlendirmesine ihtiyaç duyar. Teknik bulgunun ne ifade ettiği kadar neyi ispatlamadığı da önemlidir. Eksik log kayıtları, zaman damgası problemleri, cihazın birden fazla kişi tarafından kullanılabilmesi veya dijital verinin elde edilme biçimindeki usul sorunları dosyanın değerlendirilmesini doğrudan etkileyebilir. Bilişim suçları ve dijital delillere ilişkin hukuki çalışmalar incelendiğinde de IP kayıtlarından mobil cihaz incelemelerine, banka verilerinden elektronik haberleşme kayıtlarına kadar farklı teknik delil türlerinin cezai sorumluluk bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği görülmektedir.

Yapay Zekâ Döneminde Ceza Soruşturmalarının Geleceği

Yapay zekâ araçlarının gelişmeye devam etmesi, bilişim suçları ile mücadelede yalnızca yeni yasakların tartışılmasını değil, mevcut soruşturma yöntemlerinin de geliştirilmesini gerektiriyor. Gerçek ve yapay içerik arasındaki ayrımın zorlaşması, dijital delillerin kaynağının ve bütünlüğünün doğrulanmasını daha önemli hale getiriyor. Önümüzdeki dönemde ceza soruşturmalarında yalnızca bir içeriğin ne söylediği değil, nasıl üretildiği ve hangi dijital süreçlerden geçtiği de daha fazla araştırılacaktır. Dosyanın kaynağına ilişkin metadata bilgileri, cihaz kayıtları, platform logları, üretim izleri ve içerik üzerinde yapılan teknik analizler klasik delil değerlendirmesinin yanında daha belirleyici hale gelebilir. Benzer biçimde suç faillerinin de yapay zekâ teknolojilerinden daha yoğun yararlanması beklenebilir. Otomatik iletişim sistemleri, gelişmiş kimlik taklitleri ve kişiselleştirilmiş sosyal mühendislik yöntemleri çok sayıda kişiye aynı anda ulaşılmasını kolaylaştırabilir. Suçla mücadelede kullanılan teknolojilerin gelişmesi ile suç işlemek amacıyla kullanılan teknolojilerin gelişmesi arasındaki yarışın devam edeceği açıktır. Hukukun temel görevi ise kullanılan teknolojiden bağımsız olarak fiili doğru biçimde nitelendirmek, hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş güvenilir deliller üzerinden gerçek faili tespit etmek ve cezai sorumluluğu kişiselleştirmektir. Yapay zekâ araçlarının giderek daha güçlü hale gelmesi bu ilkeleri değiştirmiyor. Aksine, dijital delillerin teknik özelliklerinin anlaşılmasını ve ceza hukukunun temel güvencelerinin daha dikkatli uygulanmasını gerekli kılıyor. Yapay zekâ çağında bilişim suçlarıyla mücadelede en büyük risklerden biri teknolojinin sağladığı imkânlardan çok, dijital veriye olduğundan fazla anlam yüklenmesidir. Bir IP adresinin, banka hesabının, cihaz kaydının, görüntünün veya ses dosyasının tek başına bütün olayı açıkladığının kabul edilmesi hatalı isnatlara yol açabilir. Aynı şekilde teknik verilerin öneminin küçümsenmesi de gerçek faile ulaşılmasını engelleyebilir. Modern ceza soruşturmasının ihtiyaç duyduğu yaklaşım, teknolojiyi mutlak delil olarak görmek veya ondan kuşkuyla uzaklaşmak değil, her dijital bulgunun neyi ispatladığını ve ispat gücünün nerede sona erdiğini doğru biçimde belirlemektir.

Kaynak: www.safsoz.av.tr