İnsanlar yaratılış gereği tercih edebilme yetkisine ve yeteneğine sahiptir. İnsanlar doğarlar ve belli bir yaşa gelinceye kadar bağımlı olarak yaşarlar. Bu bağımlılık hem çocuğun iradesini hem de biyolojik gelişimini içine alır. Fakat çocuk belli bir olgunluktan sonra hem irade, hem de biyolojik olarak muhtaçlığı azalır. Artık kişi kendi kararlarını verebilme imkânına kavuşmuş olur.
Tercih edebilme imkânına sahip insanın önünde iki seçenek vardır. Ya iyiyi ve güzeli tercih edecek ya da kötüyü ve çirkini. İnsanın hayatında bu tercihleri sınırlayan müeyyide alanları vardır. Biz bu müeyyidelere bütünüyle vicdan diyebiliriz. Bir müeyyide alanı olarak vicdan üç şekilde karşımıza çıkar. Bireysel vicdan, toplumsal vicdan ve kamusal (hukuki) vicdan.
Bireysel vicdan, insanın iç dünyasında fıtri olarak yerleşmiş olan iyiliktir. İnsan amellerinde bilerek veya bilmeyerek kötüyü tercih etmiş olabilir. Fakat ortaya çıkan sonuç kötü üzerinden somutlaştıktan sonra insanın iç dünyasında duyduğu rahatsızlık vicdandır. Bu rahatsızlığın insanı iyiye ve doğruya yöneltip yöneltmeyeceği ise onun ahlaki olgunluğuyla alakalıdır.
Vicdan aslında insanların iç dünyalarında kurduğu ve yönettiği devletidir. İnsan ne kadar kötülüğe bulaşmış olsa da, çirkinlikler hayatının bir parçası olsa da, içerisinde müracaat edilmeyi bekleyen vicdanı vardır. Önemli olan bu vicdani alanı açığa çıkarabilmektir. Çünkü bireysel vicdan alanı en berrak ve kirlenmemiş olanıdır.
Toplumsal vicdan, toplumda yerleşmiş ahlaki kuralların toplumsal kabul olarak görülmesiyle birlikte, bu kurallara aykırı davranışların toplumun genelinde oluşturduğu rahatsızlığı ifade eder. Aslında bir nevi toplumsal değerlerin kişilerin davranışları üzerindeki denetim mekanizmasıdır diyebiliriz.
Toplumsal vicdan, bireysel vicdan kadar fıtri değildir. Toplumun süregelen uygulamalarından oluşan bir değerler bütünüdür. Tam anlamıyla iyiyi ve güzeli yansıtmıyor olabilir. Ama toplumun genelinde kabul gören değerlerin bireysel vicdanla birlikte bir bütün oluşturması en isabetli olanıdır.
Bu vicdani müeyyide alanlarından en dar kapsamlı olanı kamusal (hukuki) vicdandır. Devletin yasalar vasıtasıyla dizayn ettiği bu alan devletin vicdanını ifade eder. Devletin koyduğu kanunlarının kamusal vicdanda karşılık bulabilmesi adaleti tesis etme derecesiyle ilgilidir. Devlet, adaleti tesis ettiği sürece kamusal vicdanlarda yer bulabilir.
Adaleti esas alan devletler gönüllü birliktelikleri meydana getirirken, adaleti öncelemeyen devletler ancak otoriter birliktelikler kurabilir. Gönüllü birlikteliklerde kamusal vicdan, toplumsal ve bireysel vicdanlarda karşılık bulurken, otoriter birlikteliklerde kamusal vicdanın, toplumsal ve bireysel vicdana ters düştüğü görülür.
Devlet koyduğu bu müeyyidelerle ahlakı asgari düzeyde yerleştirmeye çalışır. Bireysel vicdan güzel ahlakı ifade ederken kamusal vicdan hukuki alanı belirler. Devletin vicdanı yani hukuk, bireysel vicdana yani güzel ahlaka yaklaştığı sürece devletin meşruiyeti sağlam temeller üzerine oturmuş olur.
Bu üç vicdan alanı arasındaki mesafe ne kadar yakın tutulabilirse, toplumsal ahengin sağlanabilmesi o kadar kolay olur. Vicdan devleti önce kalplerde, sonra toplumun sağduyusunda daha sonra devletin hukuk sistemi içerisinde kurulmalıdır.