Zarifoğlu şiiri, Türk şiirinin doruklarından biridir. Ama şiir medeniyetinin çocukları olmamıza rağmen, bu zirve şiiri henüz anlayabilmiş değiliz. Gerçekten traji-komik bir durum bu.
O yüzden hâlâ anmalarla vaziyeti idare etmeye çalışıyoruz yalnızca. Zirve bir şair anlaşılmadan anılabilir mi? Ama hiç olmazsa bu anmalar bir gün Cahit Zarifoğlu‘nun şiirinin anlaşılmasına imkân tanıyacak vasatların oluşmasını da mümkün kılar diye kendimizi tesellî ediyoruz. En içten, en anlamlı anmalardan biri Cahit Ağabey‘in hatırasını canlı tutmak için yoğun çaba gösteren Asım Gültekin‘in girişimleriyle Yazarlar Birliği‘nin İstanbul Şubesi‘nde Cumartesi günü yapıldı. Yer dardı; gelenler ayakta kaldı...
Cahit Ağabey, şiiri ile hayatı arasında birbirini besleyen derûnî bir köprü kurabilmiş ender sanatçılardan biridir. Hayatında bütün inceliğiyle fışkırıveren derûnî vecd, şiirinin de omurgasını, çatısını ve ruhunu oluşturmuştur Cahit Ağabey‘in. Şeyh-i Ekber İbn Arabî, Fütûhat‘ta muhteşem bir müşahedede bulunur ve "İyilik varlıkta; kötülük yokluktadır" der. Varlık vücûda gelmedikçe vicdan tesis edilemez. Vicdan tesis edilemezse vecd‘e ulaşılamaz... Türk şiirine kendine özgü metafizik bir derinlik getirdi..
Dolayısıyla Zarifoğlu şiiri, rûhânî olanı cismânîleştirmiş, aşkın olandan devşirilen ruhla cismânî olan‘ı ete kemiğe büründürmüş, yeniden yoğurmuş bir şiirdir. İşte bu anlamda Cahit Ağabey, Türk şiirinde tek başına bir adadır; derya içinde katre gibi görünen, görünmez bir derya, bir zirvedir.