Toprak. Kimine göre vatanın ta kendisi, kimine göre daha çok kazanabilmenin sebebi. Kimine göre ata, baba emaneti; kimine göre köyden kente göçüşün nedeni. Kiminin yegâne velinimeti; kiminin zengin olmasının önündeki tek engeli! Kiminin yıllarca hayalini kurduğu hasreti; kiminin farkında olmadığı serveti! Kiminin yıllar boyu çalışıp didindiği, kiminin sadece emeklilik hayali! Kimine göre ailenin tek geçimi; kimine göre ana babadan dolayı zoraki seçimi.

Toprak insan için her zaman önemli olmuştur. İnsanın yaratılışındaki öneminden dolayı da ayrı bir anlamı vardır toprağın. Allah-u Teâlâ Hicr Suresi 26. ayette “Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş bir balçıktan yarattık.” Buyurmaktadır. Bu ayetten de anlaşılacağı üzere insan topraktan yaratılmıştır. Bu açıdan bakıldığında da ateşten yaratılan şeytan aleyhillane için toprak aynı zamanda imtihanın sırrı da olmaktadır. Ya da başka bir ifade ile ezelde başlayan mücadelenin müsebbibi topraktır aslında. Ateşin kendini çamurdan üstün görmesidir (Araf suresi ayet 12). Bu üstün görüş elde edilen tüm hakların elinden alınmasına ve kıyamete değin sürecek olan bir mücadelenin başlamasına vesile olmuştur. Bundan dolayı insan hep toprağa bağlı bir hayatı tercih etmiş ve toprakla hemhal olduğu müddetçe daha sağlıklı, mesut, rahat bir hayat sürmüştür. Topraktan ayrı düşen insan huzursuz, mutsuz, sağlıksız bir hayata da merhaba demektedir.

Giderek kalabalıklaşan şehirler, yeşil alanların yok edilerek beton yığınlarına çevrilmesi, ağaç bitmesi gereken topraklarda evlerin yükselmesi nedeniyle insan toprağa hasret kalıyor. Çocuklarımız toprak denilince saksıda çiçek yetiştirmeye yarayan şey olarak algılamaya başlayacaklar neredeyse. Çünkü toprak görmeden büyüyen, toprakla oynamadan yetişen, üstü başı çamur olmadan olgunlaşan çocuklarımız var.

Oysa çok değil bundan yirmi – otuz yıl önce toprak’ı çocuklar için bir eğlence ve oyun aracıydı. Açılan çukurlarda misket oynayan, toprakla yoğrulan, annelerin üstü başını pisletme tembihlerine kafasını sallayıp akşama hep azar yiyen çocuklardık bizler. Hele köyde yaşayan çocuklar için toprak hem geçimlerini sağlayan bir vasıta hem de oyunlarının başrol aktörüydü. Tarlada ana babasına yardım eden çocuklar arta kalan vakitlerinde yine toprakla uğraşır, oyunlarını, hayallerini toprakla özdeşleştirirdi. Hangi ara bu hale geldik?

İnsanlığın en eski mesleği çiftçiliktir. Gerçekten de Hz. Adem’den günümüze toprakla meşgul olmak, ekip biçmek insan için vazgeçilmezdir. Hayatın devamı için ne gerekiyorsa toprak yüksünmeden verir bizlere. Toprak gocunmaz, küsmez insana. Adildir ne ekersen onu biçersin. Karpuz ekene üzüm, soğan ekene buğday vermez hiçbir zaman. İlgilendiğin zaman bire on da verir bire yüz de. Üzerinde böbürlenerek gezen insana aldırmaz, sen kimsin ki benim üzerimde böyle gururla dolaşıyorsun demez bile. Sabırla bekler, bekler ve gün gelir o üzerinde kibirle gezen insanı da bağrını basarak bünyesine katar toprak.

Adına insan denilen bizler aslında aciz birer canlılarız. Her ne kadar toprağın üzerinde azametle yürüyor olsak da aslında o farkına varamadığımız toprağa muhtacız. Nitekim Allah-u Teâlâ İsra suresi 37. ayette “Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme! Çünkü sen asla yeri yaramazsın ve boyca da dağlara erişemezsin.” Buyurarak bizlere acizliğimizi bir kez daha göstermektedir. Yüzlerce katlı gökdelenlerde, muhkem kaleler içerisinde yaşasak da yine toprağa döneceğimiz gerçeğinden kaçamıyoruz. Tıpkı Ankebut suresi 57. ayette buyurulduğu gibi “Her nefis ölümü tadacaktır sonra ancak Bize döndürüleceksiniz”. Evet, dönüş yolculuğu var insan için. “Ağızların tadını bozan ölümü çokça hatırlayın” diye tembih ediyor Fahri Kâinat Efendimiz (sav). Ölümü akıldan çıkarmayalım ki toprakla olan irtibatımız da kesilmesin. Mamafih toprağın olmadığı yerde hayat da olmuyor. Toprak vermediği zaman biz alamıyoruz. İnsan zorla bir şeye sahip olabilir belki ama toprak söz konusu olduğunda bu zorlama gerçekleşmemekte. Tohum ekmeden buğday elde edilemeyeceği gibi zamanında yapılmayan ekim de başarılı olamamakta.

Topraklarımıza sahip çıkmalıyız. Zira bu ülkede var olabilmemizin teminatıdır topraklarımız. İmkânı olanlar büyük şehirlerde giderek yok olan yeşillik haritalarına bir göz atıversinler. Durumun vahametini hemen kavrayacaklardır mutlaka! Ne beton yığınlarına ne ranta ne talana ne de yabancıya kaptıracak bir karış toprağımız yok bizim. Olmamalı! Eğer şimdi sahip çıkmazsak yakın bir gelecekte bahçe marketlerde ambalajlanmış şekilde satın almak zorunda kalacağız toprağımızı. O zaman da çoktan iş işten geçmiş, toprağımıza sahip olan bağrımıza hançeri saplamış olacak…

Selam ve dua ile…

Minik bir tebessüm

Verimli toprak

Ziraat mühendisi bilgi vermek için gittiği Karadeniz’in bir köyünde etrafında toplanan köylülere:

- Sizin toprağınızı tahlil ettirdim demiş. O kadar verimli toprağınız var ki ne ekseniz bire yirmi verir. Köylülerden bir tanesi:

- Aman ne olur doğru olmadığını söyle mühendis bey diye ayağa fırlamış. Geçen hafta bizim kayınvalideyi gömdük de!

İlgilisine notlar:

* “Ölmek için doğmuştur ya insan; o yüzden her yağmur sonrası toprak kokusunu sever.” ToIstoy

* “ Dost dost diye nicesine sarıldım, benim sadık yârim kara topraktır.” Âşık Veysel

* “Bugün üstüne bastığın çimenler, yarın toprağının üzerinde bitecek.” Mevlana

* “İnsanlar; ana babalarının ölümlerini unuturlar da, topraklarının elden gidişini unutmazlar.” MachiaveIIi