Metro Paris‘te yüz yıldan fazla bir zamandır işliyor. Bir gün Türk mahallesinden de geçen metro hatlarından birindeydim.
Duruşundan, giyiminden, buraya yerleşmiş elli yaşlarında bir gurbetçi Türk kadını; bacaklarını dinlendirmek için, ayaklarını ayakkabılarıyla boş olan karşı koltuğa dayamış. Derken bir durakta ondan daha yaşlı bir Fransız kadın içeriye girdi, neşesiz, bakışları sert, orta sınıf biri. Bizim Türk kadınının karşısındaki koltuğa yöneldi. Türk kadın ayağını çekti. Fransız kağıt mendille koltuğu silerek, hışım içinde yerleşti, başladı kadına söylenmeye. Türk kadının yüzünde ise boş bir gülümseme, çünkü dili anlamıyordu. Fransızca‘yı öğrenmemekte inat eden gurbetçi kadın ve erkekler var. İkinci nesil biliyor ama, birinci nesil bilmiyor. Olanca gayretleriyle köylülüklerini muhafza ediyorlar. Nice‘den İstanbul‘a geliyorum. T.H.Y.‘nin bürosunda Türk işçileri kuyruğu var. Kurban bayramına geliyorlar. Kadınların ve erkeklerin kılık kıyafetleri dökülüyor. İki kadın benim yanıma oturdular uçakta. 25 yıldır Fransa‘da imişler. İstanbul hava limanına geldik. Ben Türk vatandaşları bölümünde pasaport kuyruğuna, onlar diğer vatandaşlar kuyruğuna girdiler. Ellerinde Fransız pasaportu vardı. Fransızca bilmeyen, bu kadınların Fransız pasaportlarını görünce hayret içinde dondum kaldım. Uydu antenleriyle Türk televizyonlarını seyrediyorlar. Kaynana Semra burada da meşhur oldu. Buradaki işçi dünyasında, refahın bir başka göstergesi otomobildir. Paris‘te Türkçe tercümanlı sürücü kursları var. İşe ve çarşı pazara arabaya gidilir. Zenginlik göstergesidir.
Semtler, gettolar
Getto kelimesinin aslı İtalyanca. Paris‘teki sahici Getto Cezayir Savaşı sırasında Arap mahallesiydi. Sömürgecilik döneminin bedeli. O sıralar buraya hiçbir Fransız giremezmiş. Bugün Paris‘te daha çok banliyölerinde gettolardan değil de gettolaşma eğiliminden söz edilebilir. Yirmi idari bölgeye (ilçeye) bölünen Paris‘te: 9., 10., 11., 12., 13., 18., 19., 20. Bölgeleri göçmen kimlikli yerleşim alanlarıdır. Yani, Barbes Bulvarı, Jean Jaures Caddesi. Tolbiac Sokağı, Belleville Mahallesi, Strasbourg Saint-Denis, La Chapella, Stalingrad, Cadet metrolarının gerileri, Aligre pazarının, Bastille meydanının, Pigalle‘in oralar.
Paris‘e ilk gecekondu bizden
Buralarda herkes hem birarada, birbiriyle ilişkide, hem de birbirinden uzak yalnız dünyalarda yaşayıp gidiyor. Banliyölere gelince, akın halinde Türkiye‘den gelenlerin topluca yerleştikleri banliyöler ise: 1) Corbeille-Essonnes 2) Evry 3) Moutargy 4) Gringny 5) Nanterre 6) Motreuil 7) Sartronville 8) Poissy 9) Ermont 10) Villiers-Le-Bel 11) Bobigny 12) Chichy-Sous-Bois 13) Le Raincy 14) Monfermeil 15) Chelles 16) Rosny-Sovs-Bois 17) Gocernay-Sur-Marne 18) Villepinte 19) Aulnay-Sous-Bois 20) Doment‘da, yerleşim alanının az ötesindeki boş arazide, Türklerin yirmi-otuz kadar gecekondusu var. Böylece, Paris‘e de gecekondu yapan ilk millet Türkler olarak tarihe geçmiş bulunuyoruz. Buradaki semtleşmelerde Türk-Kürt, Alevi-Sünni gibi ayrışmalar hiç olmadı, ideolojik tartışmalar, siyasi kavgalar, hep çoğu Paris‘te olan dernekler çerçevesinde kaldı. Süryaniler Sarcelles, Clichy-Souis-Bols, Le Raincy, Livry-Gargan da. Ermeniler Alfortville, Arnouville-Les-Gonnesse. İssy-Les-MoulineauxChaville, Clamart gibi banliyöleri seçtiler. Türkiyelilerin çok olduğu banliyölerde "Bir Arada Yaşayacağız" türünden iddialı bir adla, her yıl tekrarlanması tasarlanan bir folklor festivali düzenlenmişti. Programda on beş kadar ülkeye, hatta Fransa‘nın başka bölgelerine ait folklor gösterileri vardı. Festival, gitgide azalan bir ilgiyle, ancak birkaç yıl sürebildi. Evet onlar için ortak payda, gene de Fransa ve yarım yamalak bildikleri Fransızca‘ydı.
Entelektüel çevre
Paris denen yer, kaç yüzyıldır entelektüel casusların dirilişlerinin ve hayata yansımalarının yeryüzündeki en zengin sembol meskenlerinden biri olmuş. Kişileriyle, toplumuyla, fikir hareketleri, ihtilaller, Sanat ve edebiyat akımları, ciltler doluşu kütüphaneler, yayınevleri, tablolar, heykeller dolusu müzeler, galeriler... Düşünce ve sanat dünyasında kimleri yetiştirmemiş, özellikle az zaman önce arkada bıraktığımız yüzyılda, dünyanın dört bucağından kopup gelen kimlere kucak açmamış ki. Bugün onda artık bir yorulmuşluk, bir kanıksamışlık havası sezsek bile, Paris gene Paris. Son yıllarda Paris‘in sanat, bilim ve düşünce dünyasında gitgide güçlenen bir imajımız yer etmeye başlamışsa da bu usanmadan, yorgunlukları yüklenen, çalışkan, üretici insanlarımız sayesinde oldu. Aklımıza gelen ilk isim Münevver Andaç. Paris‘in resim dünyasıyla temasımız çok eskilere dayanıyor. Tanzimatla gelen yeni hava içinde Osmanlı sultanlarının istidatlı gençleri resim öğrenimi için ilk Paris‘e yollama geleneği 1850‘li- 1960‘lı yıllara kadar uzanıyor. Bu ilkler arasında.,Şeker Ahmet Paşa, Süleyman Seyyit var. Halil Paşa, Osman Hamdi Bey, İbrahim Çallı, Hikmet Onat, Ruhi Arel, Feyhaman Duran, Nazmi Ziya Güran. Osmanlı hanedanından Abdülmecid Efendi Paris‘e yerleşti (1924). 1944 yılında orada öldü. Usta bir ressamdı. Tanınmış edebiyatçılarımız Abdülhak Hamit, Recaizade Ekrem Bey Paris‘te uzun yıllar yaşamış, yerleşmiş sanatçılarımız. Fikret Mualla, Abidin Dino, Selim Turan, Avni Arbaş, Fahrinünisa Zeyd, Ömer Uluç, Sarkis Zabunyan, Cevat Dereli, Cemal Tollu, Hale Asaf, Zeki Faik İzer, Nurullah Berk, Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Paris yolunu tutanlardan. Fakat Paris‘te yerleşen bir Türk ressamından söz edilemez.
Tiyatro Sanatında:
1) Mehmet Ulusoy, 2) Işıl Kasapoğlu Edebiyatta: 1) Nedim Gürsel (Romancı-Hikayeci), 2) Murat Aykaç Erginöz (Romancı-Çevirmen)
Dernekleşmeler
1. Paris‘le bir Kürt Enstitüsü, bir Kürt Kültür Merkezi var. 2. Süryani-Keldani Derneği 3. Alevî cemaatinin örgütleri derneği. 4. Ermeni Diasporası (CRDA). 5. 1984‘te kurulan ELELE DERNEĞİ. Kurucusu ve Başkanı Gaye Petek-Türk Derneği. 6. L‘ACORT (Türkiyeli Yurttaşlar Meclisi). 7. ATTF (Fransa‘daki Türkiyeli Emekliler Derneği). 8. CFAIT (Türkiyeli Göçmen Dernekleri Fransa Konseyi). 9. Paris Anadolu Kültür MerkeziBaşkanı Dr. Demir Fırat Onger. 10. Türk ve Fransız İlişkilerini Geliştirme Derneği Başkanı Prof. Dr. Murat Aykaç Erginöz. Paris‘te basın-yayın kitap dünyası 1. İlk akla gelen SIPA basın fotoğraf ajansı. Kurucusu Göksin Sipahioğlu. "Türk" lakabıyla buradaki basın-yayın dünyasında neredeyse efsaneleşmiştir Göksin Sipahioğlu. SIPA PRESS dünyaca ünlü bir ajanstır. 2. Fransa‘nın resmi radyosu (Radıo France) Fransız Devlet Radyosu da RFİ (Fransa Uluslararası Radyosu)‘nda Türkçe Yayın Bölümünü Uğur HÜKÜM ve çalışma arkadaşları yürütüyor. Haber ve aktüalite Zeynep TOLGAY, kültür ve sanat dünyası Nedim GÜRSEL yapıyor. Uğur HÜKÜM,. Nejat FÎNAZ, Mesut TUFAN, Devrim ALPOGE (RFÎ)nin Türkçe yayınlarını yürütüyorlar. Her Pazar sabah altmış dakika yayın yapıyorlar. Paris‘te, serbest radyolar dünyasında Türkçe yayın yapan bir diğer kuruluş da Radıo Arelu-ciel (Gökkuşağı Radyosu). 3. Paris‘te Türk camiasının kendine ait basın organları var demek zor. Ayda bir çıkan ve bedava dağıtılan birkaç ilan gazetesi. "Papağan" ve "Posta". Aylık çıkan YENİ YORUM var. Bu da bedava, on yıldır ilan geliriyle kendi yağlarıyla ayakta kalmaya çalışıyorlar. 4. Türk günlük gazetelerini Paris‘te bulabilirsiniz. Basın dünyasında, Hıfzı Topuz, Kosta Daponie, Göksin Sipahioğlu, Mişel Perlman, Ali Sirmen, Artun Unsal, Sinan Fişek gibi ün yapmış insanlar yok artık. Yenilerden Nur Dolay ve Mine Kırıkkanat isim yapmaya başladı. Boşuna taviz vermeyelim, AB üyeliği bitmiştir Omurgası 1970 ile 1980‘li yıllarda şekillenen Türkiye‘den toplu göçle birlikte Fransa‘ya çok küçük yaşta gelen çocuklar veya burada doğanlar ikinci nesil diye adlandırılıyor. Çoğu, hayatını işçilik dünyasında kazanan ailelerin çocukları. Bu çocuklar kendilerini Türkiyeli mi yoksa Fransalı mı algılıyor, nasıl bir kimlik içinde tanımlıyor? Babam bu durumu bir öğrencisine sorduğunda: "Hocam, Türkiye‘ye gidince buralı muamelesi görüyoruz, burada ise ne olursak olalım, ne yaparsak yapalım oralıyız, yani yabancıyız" şeklinde cevap aldığını söyledi. Evlenme çağındaki çocukların, genellikle yüzde 95‘i Türkiye‘den evlenmiş. Delikanlıların yüzde 94‘ü, kızların yüzde 88‘i. Türkiye‘den yapılan evliliklerde, genellikle hısım, akraba çevresinden getirilen gelinin işi çok zor. Fransızca öğrenme fırsatı yok. Türkiye‘den gelen iç güveyisinin de hali pek parlak değil. O da geldiği ailenin ve çevrenin vesayeti altında. Bu damatlar içinde de "eksik olsun" deyip kendisini gerisin geriye memlekete atanlar var. Buradaki delikanlılar, bağlayıcılığı olmayan hovardalıklardan sonra evlenmek için Türkiye‘den, yüzü gözü açılmamış güzel bir akraba kızına razı oluyorlar. Türkiye‘de ve dışarda işte böylesi ilginç bir mantalite oluşturmuşuz.
Site
Boş bir araziye yeni kurulan toplu oturma mekanlarına verilen "site" adı, yıllardır Türkiye‘nin de her köşesinde çok yaygın. Ama benim Paris ve civarında, ikinci nesille ilişkili olarak ele almak istediğim "site" kavramı onlardan daha farklı. Paris iç ve dış göçün hep ana çekim merkezi olmuş. Sermaye dünyası ile emekçi kitleler arasındaki zıtlığı, Fransa‘da bir de sömürgeci bir geçmişin kendi toplumuna getirdiği çalışma hayatına yansıyan insan dokusu ile kavramak gerekiyor. Türkiye‘den Paris‘e ilk defa gezmeye gelenler derhal fark ederler. Metrolardaki zenci ve Arap bolluğuna çok şaşırırlar. Bir de çeşit çeşit ülkelerden 1960‘larda gelen göçmenleri de eklerseniz tam bir insan mozaiği. 1930‘lu yıllarda H.L.M. (Düşük kiralık mesken)ler inşa etmişler. Türkçe‘de "Sosyal konut" terimi karşılığı olabilir. Site gerçeğinin ilk tohumları böyle oldu. 1960‘lı yıllarda H.L.M, Paris‘in dışına taşındı. Siteler, emekçi kitleler ortak adı altında toplamaya çalışsak bile, eski sömürge insanlarından, göçmenlerden, çoğu emekçi, Fransız orta sınıfından meydana gelen, son derece karmaşık nüfus yapısıyla oluşan sitelerdir. Sitelerin hayatında yüze vuran olumsuz ruh hali en çok gençlerin dünyasına nüfuz ediyor. Bugün esas sorun, besbelli ki yalnız sitelerde değil, toplumun bütününde. Göçmeni, sömürge insanları, milyonlarca yabancısıyla birarada yaşamakta. Onları yabancı olmaktan çıkarma politikaları için yıllardır farklı kelimeler kullanıldı. Asimilasyon, özümseme, içinde eritme, Fransızlaştırma, şimdi de integration (bütünleşme, uyum) deniyor. İnsertin (kaynaşma) deniyor. İntegnation (bütünleşme) da en çok Türklerin zorluk çıkardığını düşünüyorlar. Geldikleri toplumu, yerleştikleri mahalleleri Türkleştiriyorlar. Bu durumun olumsuz yanları yok değil. Maalesef güzelim İstanbul‘u büyük köykente dönüştürdüğümüz gibi, gittiğimiz yerleri de köykent yapıyoruz. 3 Kasım seçimlerinden çıkan sonuçlardan sonra Fransızlar‘ın Türkiye hakkındaki düşünceleri toptan değişti. AB‘nin Türk politikasını olumsuz yönde etkiledi. Seçimin ertesi günü tüm Fransız dostlarım arayıp sonuçlara inanamıyorlar, doğru olup olmadığını soruyorlardı. Daha sonraki günlerde televizyonlardaki Türkiye ile ilgili programlarda başbakan ve bakanların eşlerinin giyimleriyle ilgili görüntüler sürekli yer aldı. Fransa bu görüntüleri kabullenemedi, içine sindiremedi. Tayyip Erdoğan ve bazı bakanların Fransa ziyaretinde Paris‘in eşler için protokol hazırlanmadığı son anda öğrenilmiştir. Chirac yönetimi, Başbakan ile Bakan eşlerini tesettürlü olmalarının Fransız halkı tarafından hoş karşılanmayacağını bildiği için diplomatik bir dille eşsiz gerçekleşmesi gerektiği mesajını Türk Dışişleri‘ne vermişti. Mesaj alındı ve eşlerin gezileri son anda iptal edildi.
Sahip olduklarımızı da kaybetmeyelim
Maalesef Türkiye‘nin, Fransa‘daki imajı çok olumsuz. Bu yüzden de AB üyeliği için Fransız halkının referanduma gitmesini anayasaya koydular. Ortaya çıkan sonuca göre, Türkiye‘nin AB üyeliği bu şekilde son bulmuştur. Boşuna uğraşıp, taviz verip, elimizdekileri de kaybetmeyelim. Paris Belediyesi‘nde, Parisli Türklerin entegrasyonu konusunda, dernek başkanı olarak babam danışman olarak görev yapıyordu. Babam sunduğu programları gerçekleştirecek geliri için Fransızca kursu, folklor, resim, grafik, seramik kursları açma hedeflerine ulaşamadıklarını belirtiyor. Derneğin tanışma, tartışma yeri olarak bulunduğunu, gelenlerin hepsinin perişan, çok kötü durumda olduğunu, mutlaka bu insanlara yardım etmek gerektiğini söylüyor. İkinci nesle eğilirken öğretim dünyası tabii ki, önemli bir konu. Türk kültürünün Fransız orta öğrenimine girmesini, onun yeni nesillere aktarılmasının süreklilik kazanmasının bir teminatıdır. Paris‘te ve çevresinde yaşayan ikinci neslimizin Fransız orta öğretim sistemi içinde kendi ülkesinin kültürüyle teması hakkında bilgi edinmek için Payam Aral‘ı bulmak lazım. Payam (Yalçınkaya) Aral, Fransız Millî Eğitim Bakanlığı‘ndan kadrolu olarak Paris‘te orta öğretimde Türk dili ve edebiyatı dalında ders veren, Türkiyeli ilk (ayrıca Paris ve çevresinde hâlâ tek) öğretmen. Meslekte dokuz yıl oldu. Racine Lisesi‘nin programına 1994 yılında Türkçe de eklendi. Öğrencilerinin bir çoğunda, ileride Türkiye‘ye gidip yerleşme hayali var. Sebebini sorduğumda "Havası, suyu bir başka!" diye cevap veriyorlar. Bu gurbetçi çevrenin bütününe mal olmuş bir söz. Ama bunun altında yatan, buradaki gerçek dünyadan duydukları tatminsizlik.
Osmanlı‘dan, Paris‘e
Paris‘te kimler yok ki! İstanbul Rumları, Ortodokslar, Arnavutlar, 1940‘lı yılların Yahudileri, Lübnan‘dan, İskenderiye‘den, Üsküp‘ten, Selanik‘ten, Kudüs‘ten, Atina‘dan, İtalya‘dan gelenler. 1915‘teki tehcirle Türkiye‘den ayrılmış Ermenilerin ikinci, üçüncü nesilleri. İstanbul‘daki 6-7 Eylül olaylarından önce Atina‘ya sonra İstanbul‘a gelen Türkiyeli Rumlar. Şu anda Paris ve civarında, özellikle son yıllarda yoğunlaşmış Türk, Kürt, Süryani, Keldani, Nasturi, Ermeniler, Balkan insanları, Türkiyeli Rumlar, Sefarad Yahudileri, Ortadoğu Hıristiyan ve Müslümanları, Bosnalılar, Arnavutlar, Makedonyalılar, Yunanlılar, burada aynı yaşama mekanı içinde varlar. Hep olacaklar. Acılar ne kadar derinlere işlemiş olursa olsun hepsi aynı coğrafyanın izlerini taşıyor. İçlerinde, duygu dünyalarında bir yerlerde, belki bilmeden birbiriyle müşterekler.
Paris‘ten sahneler
Eyfel Kulesi yapıldıktan tam kırk yıl sonra, 1930 yılında kulenin tepesinden kendini aşağıya atarak intihar eden ilk kişi bir Türk doktoru. Demek bunu yapmak kimsenin aklına gelmemiş o güne kadar. Daha sonra moda olmaya başlamış! Kulenin etrafını tel ızgaralarla kapatmışlar. Paris‘te henüz Türk ve Müslüman mezarlığı yok. Paris Anadolu Kültür Merkezi Başkanı Dr. Demir Fıtrat Onger, bir Müslüman mezarlığı yeri almak için uğraş veriyor. Paris civarında 81 tane cami ve dini dernek, Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı‘ndan kadrolu 32 imam var. Paris‘e her yıl, kendi nüfusunun tam yirmi katı turist gelir. Gelen Türk turistleri hemen tanımak mümkündür. Grup halinde gezerler, alışveriş merkezleri, Disneyland‘ı çok iyi bilirler. Eskiden çok zordu, bir ayrıcalıktı Paris‘e gelmek. Kafalarda bir efsanesi vardı. Anlatılır, anlatılır, bitirilemezdi. Eyfel Kulesi, Louvre Müzesi, Mona Lisa, Champs-EIyse‘e, bohem hayatı. Paris görmüşlerin, kendi çevrelerinde adı sanı anılırdı. Şimdi, kimisi için adeta komşu kapısı. Hatta, bir akşam yemeği için, Türkiye‘den buraya günübirliğine gelenler bile var.
Paris‘teki Türkler
Türkiye‘den gelenleri, Champs-Elyse‘de daha uzaktan tanıyor insan. Türklere bolca rastlanılan bir başka mekan da Tati, Samaritain, Printemps gibi toplu satış mağazaları. Artık kalıcılığın bağrında Paris‘teki Türkiye dünyasını özetlemeye çalıştım. Paris‘teki Türkiye mahallesiyle, banliyölerdeki semtleriyle, konfeksiyon atölyeleri, dönerci dükkanları, lokantaları, inşaat şirketleri, emlakçısı, sigortacısı, amele pazarlarıyla. Üniversite öğretim üyeleri, öğrencileri, sanatçıları, yazarlarıyla, çizerleriyle, camisiyle, dernekleriyle, kahveleriyle, berber dükkanlarıyla. Avukatlarıyla, plakçı, kasetçi dükkanlarıyla, seyahat acenteleriyle. Kasabıyla, bakkalıyla... Bütün bu anlattıklarımdan netice çıkartırsak: "Paris‘teki Entelektüel Türk Camiası" vitrinde hiç görünmüyor. Başarılarıyla Türkiye‘nin imajına hiçbir olumlu etkileri olmuyor. Hiçbir etkinlik gösterip, birlik olmuyorlar. Çoğu Türkiye‘ye kırgın, küskün gelmişler. Türkiye‘ye gittiklerinde gereken ilgiyi görmemişler. Türk Devleti de buradaki entelektüel camiaya sahip çıkmıyor. Babam dernek başkanı olarak, bunları birleştirmeye çok çaba harcadı. Türkiye‘nin AB‘ye üyelik tarihi almadan önce birlikte büyük bir etkinlik yapmak istedi. Projeler hazırladı. Başbakana, Dışişleri Bakanı‘na, Tanıtımdan Sorumlu Devlet Bakanı‘na sundu. Hiç ilgilenmediler. Yapamadı. Geriye Türk imajı olarak sokaktaki anlattığım işçiler, kaçaklar kalıyor. Bunlar hep gözönünde. Başbakan, Paris‘e geldiği zaman da bunları bir stadyuma doldurmuşlardı. Ben de gittim. Orada gördüğüm manzarayı yanındaki Fransız görevliler de gördüler. Hayretlerini gizleyemediler. Bunlar mı AB‘ye üye olacak ülkenin insanları demekten kendilerini alamadılar. Halbuki Paris‘teki, Paris‘e tam entegre olmuş, başarılı Türk camiasını onlara anlatmak, sunmak gerekirdi.