Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ‘‘Bu terörün, sadece silahla, maddi güçle, dişe diş mücadeleyle, zorla, kuvvetle önlenmesinin mümkün olmadığını da biliyoruz. O, olacaktır ama onun yanında, onu destekleyen mutlaka ekonomik, sosyal, toplumsal adımlar da atılacaktır‘‘ dedi.Beraberinde Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker ile Keyfi Kebap‘ta yemeğe katılan Arınç, burada yaptığı konuşmada, çok değerli insanlarıyla maneviyat, ilim, kültür, huzur ve kardeşlik şehri olan Diyarbakır‘da bir günlüğüne de olsa bulunmanın kendilerini çok mutlu ettiğini söyledi.
Başbakan Yardımcısı Arınç, terörle bulaşığı olmayan, şiddeti araç olarak kullanmayı aklına getirmeyen her masum fikre, hoşlarına gitsin veya gitmesin daima serbestiyet tanıdıklarını ve onlara karşı hiçbir yaptırım uygulamadıklarını söyledi.Özgürlükleri pekiştiren daha çok güzel işler yapacaklarını bildiren Arınç, ‘‘Demokrasi güçlendikçe terör de başını alıp bu memleketten inşallah kaçacaktır. Herkesin önündeki kimliğini ve hakkını rahatlıkla ifade etmesine engel olan hususlar birebir kayboldukça bu ülkede biz birbirimizi daha iyi tanımak ve anlamak imkânı bulacağız‘‘ dedi.
Yumrukla el sıkışılmaz, elinizi açacaksınız
Arınç, kendini Kürt olarak ifade etmek isteyen, ‘Benim kimliğim budur, annem babam budur, ben bu ülkede yaşıyorum‘ diyenlere eskiden ceberutlukla karşılık verildiğini, ‘Söyletme vurun‘ denildiğini, cezaevine konulduğunu belirterek, bu yanlışlıkların faturasını şimdi çok acı biçimde gördüklerini kaydetti.
Şimdi Türkiye‘de artık yeni bir anlayışın var olduğunu vurgulayan Arınç, şöyle konuştu:‘‘Yüzyıllar boyu bu kimlikte yaşamış ve doğmuş olan insanlara hiçbir şekilde ‘Hayır o sen değilsin‘ diyemeyiz. Böyle demek akıllıca bir iş değil, ahmaklığın ta kendisidir. Biz bu topraklarda şu veya bu kimlikle yaşamış olan insanların her birine saygı göstermek mecburiyetindeyiz. Diyarbakır‘ın tarihini buraya geleceğim için karıştırdığımda, karşıma en yüksek düzeyde Ermeniler çıktı. Yani belediye encümeninde, vilayette, ağır ceza reisliğinde, mal müdürlüğünde ismini hala hatırladığımız pek çok insan var. Bu topraklardan şu kavimler geldi geçti, bir kısmı hala da var. Bugün biz güzel bir müzik dinlerken, bunun içerisinde bu topraklara hayat veren kültürün farklılıklarını da gördük. Çok şükür Anadolu böyle bereketli bir memleket, böyle doğurgan, böyle üretken bir ülke, herkes kendinden bir şeyler katmış.
İstanbul‘da mimari dendiği zaman Balyan efendilerden başlayarak, bilmem hangi efendilere kadar, musiki ve bestekar dendiği zaman bilmem hangi Rum‘dan kime kadar bu ülkede yaşamış insanlar var. Elbette bir insanın ‘Ben şuyum diyebilmesi‘ Türkiye‘de çok önemlidir. Bu birbirimize elimizi vermemize, birbirimizi tanıyıp sevgi duymamıza yol açacaktır.
Sıkılı yumrukla el sıkışılmaz, elinizi açacaksınız. Karşınızdakini kabul etmek, sizin onunla kucaklaşmanız için bir vesiledir. ‘Ben seni tanimayrum‘ dediğiniz zaman karşılığı ‘Ben de seni tanimayrumdur‘ Bu dünyaca bilinen bir gerçektir. İnkar ve asimilasyon politikalarıyla Türkiye yıllarını kaybetti. Hayır, birbirimizi tanıyacağız, birbirimizi seveceğiz. Rabbim bile bize, ‘Ben sizi kabile kabile, şube şube yarattım, yeter ki birbirinizle tanışıp dayanışma içinde olasınız‘ diyor. Ayet meali böyle. Hiç kimse doğarken anne ve babasının kim olacağına kendisi karar veremiyor.‘‘