İnsanlık tarihi açısından 45 yıl pek de uzun bir zaman sayılmaz aslında. Fakat insan ömrünü düşündüğümüzde ise uzun bir zamandır. Hele bir de yalpa yapmadan, söylediğinden milim şaşmadan belli bir söylem çerçevesinde geçmişse o zaman geçen süre için “Vay be tam 45 yıldır aynı çizgide öyle mi?” cümlesi dökülüverir insanın ağzından.
1969 yılında yola çıkan Milli Görüş kervanı basında hak ettiği yeri alamayınca daha doğrusu millete kendi görüşünü tanıma fırsatı sunulmayınca bir gazete çıkarmak fikri hâsıl olmuş, akabinde 12 Ocak 1972 tarihinde Milli Gazete “Hak geldi batıl zail oldu” düsturuyla emri bil maruf neyhi anil münker çizgisinde yayın hayatına başlamıştır!
Tıpkı fikri mücadelesine destek verdiği “Dava”sı gibi Milli Gazete de sürekli engellerle karşılaşmış, tanınmaması, bilinmemesi için ne gerekiyorsa yapılmıştır. Maddi manevi baskı altına alınsa da Milli Gazete doğru bildiği yoldan şaşmamış, Hakk’ın ve haklının yanında olmaktan hiçbir zaman ayrılmamıştır. İlkeli yayın politikasından ödün vermeyerek pek çok zorluğa göğüs germiş, yeri gelmiş kapatılmış yeri gelmiş dağıtımı engellenmiştir. Güçlüden ve sistemden yana olarak daha müreffeh ve “Çok satan” gazete olabilmek imkânı varken Milli Gazete Hakk’ı haykırmaktan geri kalmadığından tirajı bir türlü arzu edilen rakama ulaşamamıştır.
Yayın hayatına başladığı ilk günden beri söylem olarak ifade ettiği şeyler geçmişte pek anlaşılmadığı gibi günümüzde de anlaşıldığı söylenemez. Geçmişte ülkemizin karşılaşacağı hususlara dikkat çekmiştir. Batı ile ilişkilerimizden tutun da ağır sanayi hamlesinden üreten bir ülke olmamıza kadar pek çok hususu toplumun gündemine sokmaya çalışmıştır. Günümüzde gelinen noktada Milli Gazete’nin savunduğu fikirler, yaptığı uyarılar, dikkat çektiği hususlarda haklılığı ortaya çıkarken şimdilerde gündemimizle ilgili yaptığı uyarılar da o zaman olduğu gibi yine dikkate alınmamaktadır.
Nasıl ki Milli Görüş bu milletin kendisi görüşü ise Milli Gazete de bu milletin harflere, kelimelere, cümlelere bürünmüş halidir. Dağdaki çobandan üniversitedeki profesöre kadar toplumun her katmanının fikirlerine yer verir satırlarında, cümlelerinde, paragraflarında. Onların hissettiğini, düşündüğünü ifade eder haberlerinde/yazılarında. Tabi bir de bilinmesi gerekenleri bildirir. Firavunun sihirbazlarına karşı adeta Hz. Musa’nın asası gibidir. Yapılan tüm sihir ve büyüyü yok etmek içindir mücadelesi.
Bir süreli yayında yazmak zordur. Hele bir gazetede yazmak daha zordur. Hele hele Milli Gazetede yazmak ise daha da zordur bilesiniz. Aslında sanılanın aksine çok okunan bir gazetedir Milli Gazete. Hem de hiç umulmadık mahfillerin, kişilerin, grupların öncelikli olarak okudukları bir gazetedir. Bununla birlikte gönül birlikteliği yaptığı, fikri olarak aynı düşünceleri paylaştığı on binlerce okuru da vardır. Hem de nasıl okurlar. Gazeteye haber yapan muhabir, köşe yazarlığı yapan yazar kadar davasına bağlı hassas ve dikkatli okurlardır bunlar. Evine ekmek alacak kadar parası varken bir bardak su içip karnını doyurmayı tercih edip gazetesini eksik etmeyen türden okurlardır. Nur yüzlü pir-ü faniler de var aralarında okuma yazmayı henüz sökmüş gözü görmeyen dedesine/ninesine haber/makale okuyan minikler de. Bir de aldığı gazetesini okuduktan sonra alışveriş yaptığı markette, bindiği toplu taşıma aracında, okul kantininde, çay içtiği kahvede, tıraş olduğu berberde… Unutan (!) okurları vardır Milli Gazete’nin. Bu gazeteye asıl gücü veren ve mücadele azmini arttıran da işte bu vefakâr okurlardır. Hiçbir gazeteye nasip olmayan bir nimettir aslında böylesi bir okura sahip olmak. İyi ki varlar! Gazetesini sahibiymişçesine benimseyen, üzerindeki “Hak geldi batıl zail oldu” ayetine hürmeten yere atılmasına bile gönlü razı olmayan bir okura sahiptir Milli Gazete!
Allah’ın (c.c) inayeti ve Lütfu keremiyle 45. yıla merhaba dedik geçtiğimiz hafta. Biz gazetenin mutfak kısmında çalışan, emek harcayan muhabirinden yazarına, editöründen yöneticisine kadar tüm çalışanlar size daha iyi bir gazete sunmak için yeni bir enerjiyle donandık. Allah nasip ettiği sürece Hak bildiğimiz, doğru olarak gördüğümüz şeyleri yazmaya, haber vermeye devam edeceğiz inşallah. Sizler de okuyarak, okutarak bizlere destek olunuz. Hâlâ Milli Gazeteyle tanışmamış olan insanları gazetemizle tanıştırmaya/abone yapmaya vesile olunuz. Çeşitli mekânlarda gazetemizi unutarak (!) tanıtımına katkıda bulununuz.
Abone/okur bulma çalışmaları yaparken rahmetli Erbakan’ın şu sözünü de aklınızda bulundurunuz: “Siz bana yüz bin satan Milli Gazete sözü verin ben de size Washington’un anahtarlarını vadedeyim.”
Nice 45’li yıllara… Hak davadan ödün vermeden Hakk’ın ve haklının yanında yer alıp her zaman doğruyu söylemeye devam inşallah pek çok kimse anlayamıyor olsa da…
MİNİK BİR TEBESSÜM
Başka birinin pantolonu
Öğretmen Temel’e sormuş:
- Temel elini pantolonunun sağ cebine attın ve 10 lira çıkarttın, sol cebinden de 5 lira çıktı. Senin şimdi kaç liran var?
Öğretmen Temel’in 15 liram var cevabını vermesini beklerken Temel biraz düşündükten sonra cevap vermiş:
- Herhalde üzerimde başka birinin pantolonu var öğretmenim.
İlgilisine notlar:
• “Hepinize de ifade ediyorum ki; 370 değil 570 milletvekilimiz olsa dahi eğer kuvvetli bir medya desteğiniz olmazsa icraat yapamazsanız. İşte Millî Gazete Günü’nün büyük önemi burada… İcraat yapabilmek için kuvvetli bir medyanın kuvvetli bir desteğine ihtiyaç vardır. Günümüz böyle bir gündür. Bunu idrak etmek mecburiyetindeyiz. Bundan dolayı bu zulümlerin bitmesi için 370 milletvekili yetmez. Milli Gazete’nin tirajının da 370 bine çıkması gerekir. Başka türlü bu zulümlerden kurtulmak imkanı olmaz.”” (Prof. Dr. Necmettin Erbakan