Çağrı ve Ömer Muhtar filmleriyle İslam coğrafyasına iki önemli sinema yapıtı armağan eden Mustafa Akkad‘ın memleketi Suriye‘de sinemada durum nasıl?
Batılı sinemacıların ilgisini çeken Suriye‘de henüz Türk filmlerinin ağırlığı az ama yakınlığı artıran çalışmalar da yok değil. Hasan Mesut oyunculuğuyla uluslar arası sinemalarda tanınıyor. Suriye sineması içinse algılarımızın açık duruma gelmesi gerek!
Suriye sineması her geçen gün dikkatleri üzerine çekiyor. Özellikle batılı sinemacılar detaylı incelemeler yapmak için ya Suriye‘ye geliyorlar ya da davet ettikleri Suriyeli sinemacılarla kendi ülkelerinde geniş kapsamlı programlar yapıyorlar. Son zamanlarda New York‘ta yapılan Suriye Film Festivali bunlardan sadece biri. Sinema eleştirmenlerinin dikkatini çeken önemli noktalardan biri ise Suriye‘de sinemanın devlet desteğiyle devam ediyor olması. Milli Sinema Kurumu çatısı altında oluşturulan yapı her ne kadar Suriyeli sinemacılar için olumlu gibi görünse de bir çok yönetmen tarafından bu duruma çeşitli eleştiriler yöneltiliyor.
Suriyeli gençlerin sinemaya gösterdikleri ilgi ise gözlerden kaçmıyor. Gençler, özel sinema salonlarının yanı sıra film gösterimlerinin yapıldığı Fransız, Rus kültür evleri ve Alman Goethe, İspanyol Cervantes Enstitülerini ilgiyle takip ediyor. Coğrafi ve kültürel yakınlığımıza rağmen sinema alanında Suriye‘deki eksikliğimiz hemen hissediliyor.
Suriye-Türkiye sinema yakınlaşması
Suriye‘de Türk sinema eksikliği çeşitli etkinliklerle giderilmeye çalışılıyor. Bu kapsamda, Suriye‘de Türk Filmleri Haftası yapıldı. Üç ayrı şehirde yapılan film gösterimlerinde bir çok Türk filmi gösterildi. Bunlardan biri de Semih Kaplanoğlu‘nun Yumurta isimli filmiydi. Mardin Sinemacılar Derneği‘nin düzenlemiş olduğu Mardin Film Festivali‘nin geçtiğimiz Haziran ayında Suriye‘nin Halep kentinde gerçekleştirilmesi ve Cennetin Krallığı‘nda Selahaddin Eyyubi, Kurtlar Vadisi: Irak filminde Şeyh Abdurrahman Halis Kerküki rolleriyle tanıdığımız Suriyeli sinema oyuncusu Hasan Mesut (Ghassan Massoud)‘un 2009 yılında Bursa Uluslararası İpek Yolu Film Festivali‘ne gelişi ise iki ülke arasındaki sinema yakınlaşmasına örnek teşkil eden durumlar olarak görünüyor. İstanbul‘un 2010 Avrupa Kültür Başkenti ilan edilmesinin ardından iki ülke arasında yapılan sinema etkinlikleri de bu yakınlaşmaya katkı sağlıyor.
Öne çıkan iki yönetmen
Suriye sinemasının ilk ciddi filmlerini çeken Omar Amiralay ilk filmlerinde Fırat Tabqu Barajını konu alır. Bunu da seyirciye üçlemeyle sunar: Fırat Baraj‘ında Bir Film Kompozisyonu (1970) üçlemenin ilk filmidir. Amiralay bu filmde eleştirel duruşunu ön plana çıkartmaz. Üçlemenin ikinci ve üçüncü filmlerinde ise günlük yaşam üzerinden eleştirel tavrını ortaya koyar. Bu tutumu ileriki yıllarda çektiği filmlere de yansır. Lübnan iç savaşını konu alan, Sıradan Şiddetin Bir Günü(1996) bu durum için gösterilecek iyi örneklerdendir. Suriye Sineması‘nda öne çıkan isimlerden bir diğeri ise Muhammet Malas (Mohammad Malas)‘tır. Malas‘ın Şehrin Rüyaları (1983), Gece (1992) filmleri eleştirmenler tarafından detaylıca incelenen iki filmdir. Suriye sinemasında dikkat çeken diğer yönetmenler ise: Muhammad Shahin, Abdellatif Abdelhamid, Nabil Maleh ve Usama Muhammad.





