Kültür-Sanat

Suni sinemayı dayatıyorlar

Suni sinemayı dayatıyorlar

Abone Ol

Mahsun Kırmızıgül‘ün Yılmaz Güney‘den farklı bir çizgide ilerlediğini söyleyen Suat Koçer, sinema çevrelerine eleştiri yöneltti:

"Mahsun Kırmızıgül onlara benzemiyor. Onlar dediğim, Türk sinema çevrelerinde, yalnızca kendileri gibi olanlara hayat hakkı tanıdıkları suni bir dünyayı tasarlayanlar. Özel bir odaya girişte kullanılan kodlar gibi, sinema camiasına girmeye çalışanlara koydukları şartlar var." Güneşi Gördüm‘e eleştiri de yönelten Koçer, "Mahsun Kırmızıgül‘ü benim açımdan önemli kılan şey sineması değil, bu yolda gösterdiği olağanüstü çabasıydı" değerlendirmesinde bulunuyor

Suat Köçer, Türk sineması üzerine yazdığı yazılar ve yaptığı röportajlarla bu alana ilgi duyan okurların yabancı olmadığı bir isim. Geçtiğimiz yıl Sepya Kitap‘tan çıkan ‘Bu Ne Biçim Cumartesi‘ isimli hikâye kitabından sonra, bu kez sinema yazılarından oluşan ikinci kitabı ‘Belki Şehre Bir Film Gelir‘le, yeniden okuyucularının karşısına çıktı. Suat Köçer‘le kitabı ve kitabında geniş bir yazıyla ele aldığı Mahsun Kırmızıgül‘ü konuştuk.

Birçok insanın dikkatini çeken bir ismi var kitabın. ‘Belki Şehre Bir Film Gelir‘ ifadesi ile sinemaya bakışınız arasında nasıl bir bağ var?

Biliyorsunuz Kemal Burkay‘ın ‘Gülümse‘ şiirinden bir mısradır o. Bestelenip Sezen Aksu‘nun yorumuyla yıllarca dinlediğimiz güzel bir şarkı oldu sonra. Sinemaya bakışımla olan ilgisine gelince; Sinema hayatı anlama ve anlamlandırma yolunda önemli bir durak benim için. Hobiyle başlayıp, beni kuşatan önemli bir uğraşa dönüştü. Hayatıma dair bazı şeylerin sinemayla yerini bulduğuna inandım. Onunla hayatın daha yaşanılabilir olduğuna kanaat getirdim. Dolayısıyla güzel şeyler anlatacağını düşündüğüm her filmin çekim aşaması, benim için güzelliklere açılacak bir kapı, güzel bir yapıyı yükseltecek bir tuğla gibi geliyor. Sinemaya bakışımı özetleyen bir cümle olduğu için de kitaba bu adı verdim.

İçinde 20 Türk filminin kritiği ve Türk sinemasına dair tartışmaları içeren makaleler var. Filmlere ve yazılara nasıl karar verdiniz?

Filmleri seçerken tarih aralığı dışında önemli bir tasnif yapmadım. Yalnızca son 10 yılın filmleri olmasını arzu ettim ve bu dönem içerisinde çekilen filmlerle ilgili yazılarımdan 20 tanesini seçtim. Kitabın ilk bölümü bu yazılardan oluşuyor. İkinci bölümde ise Türk sinemasına dair bazı tartışmalara yaptığım yorumlar var. O yazıları derlerken uzun soluklu olmalarına özen gösterdim. Kitapta yer alan yazıların bir kısmı yayımlanmış, önemli bir kısmı ise ilk kez yayımlanan yazılar.

Kitapta Mahsun Kırmızıgül ile alakalı geniş bir değerlendirme var. Çocukluğunuzdan alarak kişisel analizler de yapmışsınız. Mahsun Kırmızıgül neden bu kadar önemli?

Yazıda Mahsun Kırmızıgül‘ün zihnime yansıyan fotoğrafını çizdim aslında. Çocukluğumun satır aralarında kalmış bir tarafı var onun. Giydiği beyazlı-pembeli takım elbiseler, simsiyah bıyıkları ve ince fiziğiyle o yılların tüm özelliklerini barındıran bir figürdü. Doğu ve Güneydoğu Anadolu‘da ciddi bir dinleyici kitlesi vardı. Tabi toplumla birlikte müzik piyasasında da köklü değişim ve dönüşümler oldu. Haliyle Mahsun Kırmızıgül de değişti. Çocukluğumda tanıdığım taraflarını söküp attı üzerinden. Farklı mecralarda, müzik tarzlarında arayışlara yöneldi. Büyük ölçüde değişmeyi başardı. Nihayetinde sinemada boy gösterdi. Mahsun Kırmızıgül benim için tam da bu noktada önemli bir isim oldu. Çünkü Mahsun Kırmızıgül‘ü benim için açımdan önemli kılan şey sineması değil, bu yolda gösterdiği olağanüstü çabasıydı. Kimsenin cesaret edemediği şeyleri büyük bir hevesle sırtlandı ve altından kalkmasını da bildi. Çektiği iki film de günümüz şartlarında hiç de göz ardı edilmeyecek iki önemli yapım oldu. ‘Güneşi Gördüm‘ teknik yönleriyle bazı tecrübeli sinemacıları bile kıskandırdı. Böylesi bir gayret ve mücadele azmi önemsenmez de ne yapılır?

Sizin de kitapta yazdığınız gibi önemseyemeyenler var.

Onlar Mahsun Kırmızıgül‘ün önemli olduğunu biliyor ama sadece kabullenmek istemiyorlar.

Neden peki?

Çünkü Mahsun Kırmızıgül onlara benzemiyor. Onlar dediğim, Türk sinema çevrelerinde, yalnızca kendileri gibi olanlara hayat hakkı tanıdıkları suni bir dünyayı tasarlayanlar. Özel bir odaya girişte kullanılan kodlar gibi, sinema camiasına girmeye çalışanlara koydukları şartlar var. Bu şartları yerine getirmediğiniz sürece o dünyada yer almanız mümkün değil. Bazı sinemacılar o şartları kabul etmeden sinemada var olmaya çalışıyor. Mahsun Kırmızıgül de onlardan biri. Kendisine dayatılan şartları yerine getirmeden film çekmeye çalışıyor.

Ne yapmasını istemiyorlar Mahsun Kırmızıgül‘ün?

Anadolu kültürünün izlerini taşımasını istemiyorlar. Vicdanını arkalara bir yere gizlemesi için telkinler yapıyorlar. Bunu açık seçik tarzda değil, süsleyerek, kılıflara sokarak yapıyorlar.

Peki, bu mücadeleyi kim kazanacak sizce? Mahsun mu, onu kabullenmeyenler mi?

Bunu şu an kestirmek zor. Ama aynı kararlılıkla yoluna devam ederse Mahsun Kırmızıgül‘ü kabullenmek zorunda kalacaklar. Şimdilik filmlerinin pahalı olduğunu yazmakla yetiniyorlar, bir gün iyi bir sinemacı olduğunu da yazacaklar.

Yazıda Güneşi Gördüm‘ü eleştirmekten de geri durmamışsınız.

Elbette. Filmin birçok meseleyi ele almaya kalkışması, hızla ilerleyen olay örgüsü ve cinsel kimlik noktasındaki vurgunun taşarak filme hâkim bir olaya dönüşmesi yanlıştı. Özellikle son konunun ele alınış biçimi daha mutedil olmalıydı.

Yılmaz Güney halkından kabul görmedi

Mahsun Kırmızıgül‘ün Yılmaz Güney‘in yolunda ilerlediğini söyleyenler var. Siz de katılıyor musunuz bu görüşe?

Bence birilerinin yolundan gitmek öyle sanıldığı kadar kolay değil. Bu yönüyle Yılmaz Güney‘in yolundan yürüdüğü fikrine katılmıyorum. Ama asıl itirazım ikisinin aynı yolun yolcusu olduğunu söyleyenlere. Çünkü Yılmaz Güney ve Mahsun Kırmızgül birbirinden çok farklı iki kutup. Yılmaz Güney önemli bir sinemacı, büyük bir senarist ama bununla birlikte hayatını sol dünya görüşüne adayan katı bir idealisttir. Her ne kadar Yılmaz Güney‘in Kürt halkının duygularına tercüman olduğu söylense de ben buna büyük ölçüde katılmıyorum. Güney, Kürt halkı tarafından kabul görmüş bir isim değildir. Onu bağrına basanlar daha çok Kürt sorununu siyasi zeminde bayraklaştıran politik çevrelerdi. Güney, genç kuşaklarda hayranlık uyandıran bir kahraman oldu. Mahsun Kırmızıgül ise sosyal ve kültürel açıdan geniş Kürt kesimine hitap ediyor. Bugün gencinden yaşlısına büyük bir hayran kitlesi var. Bunun nedeni yalnızca onun müziği ve sineması değil. Kürt halkının değerleriyle barışık olmasının bu noktaya gelmesinde çok büyük payı var.

Yılmaz Güney Kürt halkının değerleriyle kavgalı mıydı?

Bence Yılmaz Güney‘in dünya görüşü ile Kürt halkının bazı önemli değerleri arasında derin uçurumlar vardı. Bunların başında da inanç geliyor. Kürt halkının İslam inancına ne denli düşkün olduğu herkesin malumu. Oysa Güney, din olgusuna karşı katı tutumuyla tanınan bir Marksist‘ti. Onun savunduğu değerleri Kürt halkı hiçbir zaman sahiplenmedi. Az önce ifade ettiğim gibi, bazı politik Kürt çevrelerle, onların etkilediği genç kuşaklardan hayranları oluştu Güney‘in. Bunu bir itham ya da suçlama olarak söylemiyorum. Yalnızca tespit olması bakımından vurgulamakta fayda görüyorum. Mahsun Kırmızıgül ise bunun tam tersi bir noktada duruyor. Her söyleminde Kürt halkıyla paralel düşündüğüne dair güçlü mesajlar var. Bu yüzden ikisini aynı noktada değerlendirenlere hayret ediyorum doğrusu.