Ülkemizde hükümet olmanın iktidar olmak anlamına gelmediği sıkça tekrarlanır. Sistemin sorunu da burada belirginleşmektedir. Bu durumdan tüm siyasi partilerin rahatsız olması, halkın oyları ile hükümet olanların iktidar olmasını engelleyen güç ya da güçlere karşı birlikte hareket etmeleri gerekirken, böyle olmamakta, hükümetler iktidar olamamakla suçlanmak suretiyle halk nazarında puan toplamaya çalışılmaktadır. Muhalefette iken hükümette olan parti ya da partileri iktidar olamamakla suçlayan parti daha sonra hükümet olduğunda aynı duruma kendisi de düşmektedir. Bu defa daha önce hükümet olduğu halde iktidar olamayan parti karşı atağa geçmektedir
AKPnin gerçek anlamda iktidar olamadığını zaman zaman biz de dile getiriyoruz. Bunun için de siyaset dışı güçlerin siyasetten ellerini çekmeleri gerektiğini, halkın oyları ile iş başına gelen siyasilerin yine halkın oyları ile iş başından uzaklaştırılması gerektiğine vurgu yapıyoruz. Ne var ki, bazı muhalefet partileri hükümet olabilmek için siyaset dışı güçlerin desteğine göz dikiyor, hükümetleri yıpratabilmek için her yola başvurabiliyorlar. AKPden önce üç partinin koalisyonu ile oluşmuş bir hükümet vardı. Ama, bu partilerin hükümet olmakla birlikte iktidar olmalarını engelleyen pek çok olay hatırlıyoruz. Bir Kemal Derviş olayı bunların ilk akla geleni. Kemal Dervişi kimlerin Dünya Bankasında bulup Ecevite önerdiği, daha sonra bu Kemal Dervişin kendisini Amerikadan getiren Ecevitin partisini nasıl böldüğünü, DSPnin bölünmesinde birlikte hareket ettikleri arkadaşlarını yarı yolda bırakarak nasıl CHPye atladığı zihnimizdeki canlılığını koruyor. Ayrıca tüm bunların kimler ya da hangi güçler adına sergilendiği de sorgulanmaya değer.
APOnun bir adada beş yıldızlı otel konforunda hayatını sürdürmesini kimlerin dikte ettirdiğini düşündüğümüzde bugün APO ve terörü siyaset malzemesi yapanların AKPyi iktidar olamamakla suçlamaları yanlış olmaz mı Tüm bunlar gösteriyor ki, ülkemizde hükümet olmakta bir sorun yok ama, iktidar olmanın önünde bazı engeller var. Bu engeller kaldırılamadığı sürece millet egemenliği laftan ibaret kalmaya devam edecektir. Görünen budur.
Şahsen tüm siyasi partilerin halkın kendilerine verdiği yetkiyi halk dışında bazı kurum ve kişilerle paylaşmamak hususunda birlikte hareket etmeleri, birlikte mücadele sergilemeleri gerektiğine inanıyorum. Yoksa bugün muhalefetteyiz diye hükümeti iktidarsız kılan güçlerle işbirliği anlamına gelebilecek bir takım davranışlar ve konuşmalar yapmak binilen dalın kesilmesi anlamına gelmez mi
AKPiktidarının iç ve dış baskılara çok açık olduğu biliniyor. Bu ise, ister istemez gücün paylaşılması ya da kullanılamaması anlamına geliyor. Her hükümet zaman zaman bazen iç bazen de dış baskılar karşısında geri adım atabilir. Ancak, bu atılan adımın hazmedilebilir olması gerekiyor. İç baskıların boyutu ne adına olursa olsun millet iradesinin ortadan kaldırılması sonucu doğurmamalı. Dış baskılar ise ülkemizin çıkarlarına zarar verecek boyutta olmamalıdır. Oluyor ise bunun karşısında direnmek ve bu direnci iktidar ve muhalefet partileri birlikte göstermek durumundadırlar. Muhalefette sistem dışı baskılara arka çıkanlar hükümet olduklarında aynı durumla karşılaştıklarında bu defa diğer muhalefet partileri siyaset dışı güçlerle dirsek temasına geçmeyi sürdürdüğü takdirde bu ülkede millet iradesinin tecellisi hiçbir zaman mümkün olmaz. Bu rejimin tarifi de demokratik cumhuriyet olmaz.